Pazar, Haziran 14, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

BİRLİKTE AMA YALNIZ: NARSİSTİK PARTNER İLE ROMANTİK İLİŞKİ

Romantik ilişkiler, bireyin bağlanma örüntülerini, benlik algısını ve duygusal düzenleme kapasitesini görünür kılan en önemli kişilerarası alanlardan biridir. Özellikle kişilik örgütlenmesi düzeyinde yaşanan sorunlar, romantik ilişkilerde yoğun çatışmalar, manipülasyon, değersizlik hisleri ve duygusal tükenmişlik gibi sonuçlar doğurabilmektedir. Bu bağlamda Narsistik Kişilik Bozukluğu (NKB), yalnızca bireyin içsel işleyişini değil, partneriyle kurduğu ilişkinin niteliğini de doğrudan etkileyen klinik bir yapı olarak değerlendirilmektedir. Amerikan Psikiyatri Birliği’ne göre NKB; büyüklenmeci düşünceler, yoğun hayranlık ihtiyacı ve empati eksikliği ile karakterizedir (American Psychiatric Association [APA], 2013).

Toplumda “narsist” kavramı sıklıkla gündelik dilde kullanılmakta; ancak narsistik özellikler ile klinik düzeyde narsistik kişilik bozukluğu arasındaki fark çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Klinik düzeyde narsisizm, özellikle yakın ilişkilerde sömürücü davranışlar, değersizleştirme döngüleri ve kırılgan özsaygının dışsal onayla düzenlenmesi gibi örüntülerle ilişkilidir (Campbell & Foster, 2002). Romantik ilişkinin başlangıcında karizmatik, özgüvenli ve etkileyici görünen birey, ilişkinin ilerleyen süreçlerinde kontrolcü, manipülatif veya duygusal olarak ulaşılmaz bir profile dönüşebilmektedir.

Bu makalenin amacı, narsistik kişilik bozukluğu ile romantik ilişki içinde olmanın psikolojik etkilerini incelemek; ilişki dinamiklerini, partner üzerindeki sonuçlarını ve terapötik değerlendirme noktalarını ele almaktır.

Narsistik kişilik yapılanması, ilişkileri çoğunlukla karşılıklı duygusal paylaşım alanı yerine benlik düzenleme aracı olarak kullanma eğilimindedir. Bu nedenle partner, çoğu zaman eşit bir özne olmaktan ziyade “onay veren”, “hayranlık sağlayan” veya narsistik kırılganlığı düzenleyen bir nesne işlevi görür. Campbell ve Foster’ın (2002) çalışması, narsistik özelliklerin romantik ilişkilerde düşük bağlılık düzeyiyle ilişkili olduğunu göstermiştir. Araştırmacılar, narsistik bireylerin mevcut ilişkileri sürdürmek yerine sürekli alternatif partner olasılıklarına odaklandığını belirtmektedir.

Romantik ilişkinin ilk dönemlerinde narsistik bireylerin yüksek sosyal çekicilik sergilediği bilinmektedir. Özellikle büyüklenmeci narsisizm; özgüven, dışadönüklük ve etkileyici iletişim biçimleriyle ilişkilendirilmektedir. Ancak uzun vadede empati eksikliği, eleştiriye tahammülsüzlük ve üstünlük ihtiyacı ilişki doyumunu azaltmaktadır. Wurst ve arkadaşları (2016), narsistik hayranlık boyutunun kısa süreli ilişkilerde çekicilik yaratabildiğini; buna karşın narsistik rekabet boyutunun çatışma ve ilişki işlevsizliğiyle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.

Narsistik kişilik bozukluğu olan bireylerle ilişki yaşayan partnerlerde ise sıklıkla duygusal karmaşa, özdeğer kaybı ve kronik kaygı gözlenmektedir. Partner, ilişkinin bir döneminde yoğun ilgi ve idealizasyon deneyimlerken, ilerleyen süreçte değersizleştirme, suçlama ve duygusal geri çekilme ile karşılaşabilmektedir. Bu döngü literatürde “idealizasyon-değersizleştirme” örüntüsü olarak tanımlanmaktadır. Özellikle narsistik kırılganlığın tetiklendiği durumlarda öfke patlamaları, pasif agresif tutumlar veya gaslighting benzeri psikolojik manipülasyonlar ortaya çıkabilmektedir.

Day, Townsend ve Grenyer’in (2022) çalışması, patolojik narsisizmi olan bireylerle yaşayan partnerlerin ilişkilerinde baskılanmışlık, duygusal kontrol ve sürekli eleştirilme deneyimlerini sık yaşadığını göstermektedir. Araştırmaya katılan bireyler, ilişkide kendi ihtiyaçlarını ifade etmekte zorlandıklarını ve zaman içinde psikolojik tükenmişlik geliştirdiklerini belirtmiştir. Benzer biçimde Kayaalp’in (2025) araştırması da narsistik partnerlerle ilişkide olan bireylerde düşük benlik saygısı, anksiyete belirtileri ve duygusal travma tepkilerinin görülebildiğini ortaya koymuştur.

Narsistik bireylerin bağlanma örüntülerine bakıldığında ise sıklıkla güvensiz bağlanma stilleriyle ilişkili bir yapı görülmektedir. Özellikle kırılgan narsisizm, terk edilme korkusu ile değersiz hissetmeme çabası arasında gidip gelen çelişkili bir ilişki dinamiği oluşturur. Bu nedenle partner üzerinde hem yoğun yakınlık talebi hem de duygusal mesafe yaratma davranışı aynı anda görülebilmektedir. İlişki içinde kontrol ihtiyacının artması, partnerin bireyselliğini tehdit eden bir süreç yaratabilir.

Bununla birlikte her narsistik özellik gösteren bireyin istismar edici olduğu söylenemez. Son yıllarda yapılan çalışmalar, narsisizmin boyutsal değerlendirilmesi gerektiğini ve tüm ilişkilerin aynı şekilde ilerlemediğini göstermektedir. Bazı araştırmalar, narsistik özelliklerin ilişki doyumunu her zaman hızlı biçimde düşürmediğini; ilişkinin dinamiklerinin bağlanma biçimi, iletişim örüntüsü ve eşlik eden psikopatolojilerden etkilendiğini belirtmektedir. Bu nedenle klinik değerlendirmede etiketleyici yaklaşımlardan kaçınmak önemlidir.

Terapi sürecinde narsistik partnerle ilişkide olan bireylerde sınır koyma becerileri, özdeğer çalışmaları ve gerçeklik testi önemli müdahale alanlarıdır. Özellikle partnerin davranışlarını sürekli açıklamaya çalışan bireylerde bilişsel çarpıtmalar, bağımlı ilişki örüntüleri ve kaygılı bağlanma temaları ele alınmalıdır. Aynı zamanda narsistik kişilik örgütlenmesine sahip bireylerle çalışırken terapötik ittifakın kırılgan olabileceği ve yoğun savunmaların ortaya çıkabileceği bilinmektedir.

Sonuç

Narsistik kişilik bozukluğu ile romantik ilişki yaşamak, partner açısından yoğun duygusal dalgalanmalar ve psikolojik yıpranma yaratabilen karmaşık bir süreçtir. İlişkinin başlangıcındaki yoğun idealizasyon, zaman içinde kontrol, değersizleştirme ve empatik yoksunlukla yer değiştirebilir. Bu durum partnerin benlik algısını, sınırlarını ve duygusal güvenliğini olumsuz etkileyebilmektedir.

Bununla birlikte narsistik yapılanmanın tek boyutlu değerlendirilmemesi gerekmektedir. Klinik tablo; bireyin bağlanma örüntüsü, narsisizmin tipi ve ilişki dinamikleri doğrultusunda farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Psikoterapi sürecinde hem narsistik özellik gösteren bireyin hem de partnerin ilişkisel örüntülerinin değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Sağlıklı sınırlar, duygusal farkındalık ve gerçekçi ilişki beklentileri, bu ilişkilerde psikolojik iyi oluşu koruyan temel faktörler arasında yer almaktadır.

Betül Doğan
Betül Doğan
2003 Mersin doğumlu Betül DOĞAN, İstanbul Beykent Üniversitesi Psikoloji bölümünden tam burslu olarak onur derecesiyle mezun oldu. Üniversite yıllarında Psikoloji Kulübü'nde başkan yardımcılığı yaparak akademik ve sosyal etkinliklerin organize edilmesinde aktif rol aldı. Çeşitli devlet ve özel kurumlarda staj deneyimleriyle klinik ve uygulamalı psikoloji alanında kendini geliştirdi. Bilişsel davranışçı terapi yaklaşımını benimseyen Betül DOĞAN, özellikle beden algısı, yeme bozuklukları, sosyal medyanın psikolojik etkileri ve kişisel gelişim konularına odaklanıyor. @elinizdekipsikolog Instagram hesabı üzerinden psikolojiyi herkes için anlaşılır ve ulaşılabilir kılmak amacıyla içerikler üretiyor. Sosyal medya ve dijital iletişimi yakından takip ederek, geniş kitlelere psikoloji bilimini doğru ve samimi bir dille aktarmayı hedefliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar