“Bir kısmımız dünün içinde yaşar, bir kısmımız yarının içinde. Olan ise çoğu zaman bugüne olur.”
“Keşke o günlere dönebilsem.”
“Ya ileride her şey daha kötü olursa?”
“Zamanla düzelir!”
Bu iki cümle birbirinin zıttı gibi görünse de, psikolojik açıdan aynı kökten beslenirler. Çünkü her ikisinde de insan bugün değildir. Biri çoktan bitmiş bir zamana tutunurken, diğeri henüz gelmemiş bir zamandan korkar. Çoğu zaman kişi, hayatını yaşadığı yerin bugün olmasına rağmen zihninin başka zamanlarda dolaştığını fark etmez. Asıl soru şudur: İnsan neden şimdiyi yaşamak yerine ya geçmişe döner ya da geleceğe kaçar?
Geçmişi Özlemek Değil, Kendini Özlemek!
İnsan çoğu zaman geçmişi değil, geçmişteki kendisini özler. “Çocukluğumu çok özlüyorum” diyen bir danışanımla yaptığımız görüşmelerde, aslında özlediği şeyin çocukluk yılları değil, o yıllarda hissettiği korunmuşluk duygusu olduğunu fark etmiştik. Çünkü geçmişe duyulan özlem çoğu zaman olaylara değil, hislere yöneliktir. İnsan eski evini değil, o evde hissettiği güveni özler. Eski ilişkisini değil, sevildiğine dair inancını özler. Eski arkadaşlarını değil, ait olduğu duygusunu özler. Bir danışanımın cümlesi bunu çok iyi anlatıyordu: “Galiba eski hayatımı değil, eski halimi özlüyorum.” İşte tam da bu nedenle geçmiş bazen olduğundan daha güzel görünür.
Nostalji Her Zaman Masum Değildir
Nostalji çoğu zaman sıcak bir duygu olarak anlatılır. Ancak bazen kişinin ilerlemesini engelleyen psikolojik bir sığınağa dönüşebilir. Çünkü geçmiş değiştirilemez ve bu yüzden bugünün karmaşık gerçekliğine kıyasla daha güvenli görünür. Bir danışanım şöyle demişti: “Geçmişi düşündüğümde rahatlıyorum. Şimdiyi düşündüğümde yoruluyorum.” Bu cümle aslında önemli bir gerçeği gösterir. Bazı insanlar geçmişe özlem duymaz; geçmişe sığınır. Bugünün sorumluluklarından, belirsizliklerinden ve hayal kırıklıklarından uzaklaşmak için zihinsel olarak geçmişte yaşamaya başlar. Ancak geçmişe ne kadar uzun süre bakılırsa, bugün o kadar değersiz görünmeye başlar. Ve kişi fark etmeden hayatını şu düşünce üzerine kurar: “En güzel zamanlarım geride kaldı.” Bu düşünce, yeni bir yaşam kurmanın önündeki en büyük engellerden biridir.
Gelecek Kaygısı Aslında Neyin Kaygısıdır?
İnsan gelecekten korkmaz; insan, geleceği kontrol edememekten korkar. Kaygının merkezinde çoğu zaman belirsizlik vardır. Bir danışanım görüşme sırasında şöyle demişti: “Her şeyi düşünüyorum.” “Neyi?” diye sorduğumda uzun süre sessiz kaldı. Sonra şu cümleyi kurdu: “Başarısız olursam kimse beni önemsemez.” İşte kaygının gerçek yüzü çoğu zaman burada ortaya çıkar. Gelecek kaygısı çoğu zaman iş, para, ilişki ya da kariyer hakkında değildir; onların temsil ettiği anlamlarla ilgilidir. Başarısız olmak, değersiz hissetmek demektir. Terk edilmek, sevilmemek demektir. Hata yapmak, yetersiz olmak demektir. Bu nedenle kişi aslında geleceği değil, gelecekte yaşayabileceği duyguları düşünür ve henüz gerçekleşmemiş olayların yükünü bugünde taşımaya başlar.
Geçmişe Özlem ve Geleceğe Kaygı Aynı Savunmanın İki Yüzüdür
Bugün yüzleşme gerektirir. Geçmişe dönmek mümkün değildir; geleceği tamamen kontrol etmek de mümkün değildir. Ama zihin çoğu zaman bu gerçeği kabul etmek istemez. Bu yüzden ya hatıraların içinde dolaşır ya da olasılıkların içinde kaybolur.
Zaman Her Şeyin İlacı Değildir: Bazen Zaman En Büyük Katildir
Toplumun en sık tekrarladığı cümlelerden biri şudur: “Zamanla geçer.” Oysa psikolojik olarak her şey zamanla geçmez. Bazı acılar zamanla hafiflemez; yalnızca kişinin yaşamının içine yerleşir. Bazı insanlar yıllarca aynı kırgınlığı taşır. Bazıları yıllar geçmesine rağmen aynı ayrılığı yaşar. Bazıları ise hiç gelmeyecek bir geleceği bekleyerek ömrünü tüketir. Bir danışanım şöyle demişti: “Yıllar geçti ama hiçbir şey değişmedi.” Çünkü iyileştiren şey yalnızca zaman değildir; yüzleşmek, anlamlandırmak ve duygusal olarak işleyebilmek gerekir. Aksi halde zaman bazen bir ilaç değil, sessiz bir erteleme biçimine dönüşür. İnsan geçmişte yaşayarak yıllarını kaybedebilir. Gelecekten korkarak hayatını erteleyebilir. Bu yüzden bazen zaman en büyük şifacı değil, en büyük kayıpların tanığıdır.
Sonuç: İnsan En Çok Hangi Zamanda Kaybolur?
Bir danışanım terapi sürecinin ilerleyen dönemlerinde şöyle demişti: “Geçmişe üzülmekten yoruldum. Gelecekten korkmaktan da yoruldum. Galiba ben hiç bugün yaşamamışım.” Bu cümle, birçok insanın hikâyesini özetler. Çünkü geçmişe özlem de geleceğe kaygı da çoğu zaman zamanla ilgili değildir; insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyle ilgilidir. Geçmişe takılı kalan kişi, kaybettiklerinin peşinden gider. Gelecekten korkan kişi ise kaybedebileceklerinin. Ama her iki durumda da gözden kaçan şey aynıdır: Şu an. Psikolojik iyilik hâli, geçmişi unutmak ya da geleceği düşünmemek değildir. Asıl mesele, geçmişi hatırlayabilmek, geleceği planlayabilmek ve buna rağmen yaşamayı bugünde sürdürebilmektir. Çünkü hayat ne geçmişte saklıdır ne de gelecekte; hayat, çoğu zaman fark edilmeden tükettiğimiz bugünün içinde yaşanmaktadır.


