Cumartesi, Haziran 6, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İlişkilerde Bağlanma Stilleri: Neden Hep Aynı Kişileri Seçiyoruz?

Hiç ilişkinizin bitmesinin ardından kendi kendinize şu soruyu sordunuz mu: “Ben neden hep aynı tip insanları buluyorum?”

İlk başta her şey farklı görünür. Farklı isimler, farklı hikâyeler, farklı başlangıçlar… Ancak zaman geçtikçe benzer hayal kırıklıkları ortaya çıkmaya başlar. Bir bakarsınız yine duygusal olarak ulaşılmaz birine âşık olmuşsunuzdur. Ya da yine sizi sevip sevmediğinden emin olamadığınız bir ilişkinin içinde bulursunuz kendinizi. Bazen de partneriniz ne kadar yakınlaşmak istese o kadar uzaklaşma ihtiyacı hissedersiniz.

Bu durum çoğu zaman şanssızlık olarak değerlendirilse de psikoloji bize farklı bir şey söyler: İlişkilerde yaptığımız seçimler çoğu zaman tesadüf değildir.

Partner tercihlerimizi etkileyen önemli faktörlerden biri, çocukluk yıllarında şekillenmeye başlayan bağlanma stilimizdir.

Bağlanma Stili Nedir?

Bağlanma kuramı ilk olarak psikiyatrist ve psikanalist John Bowlby tarafından geliştirilmiştir. Daha sonra Mary Ainsworth’un çalışmalarıyla genişletilen bu kuram, çocuk ile bakım veren arasındaki ilişkinin bireyin tüm yaşamı boyunca kuracağı yakın ilişkileri etkileyebileceğini öne sürmektedir (Bowlby, 1988).

Bir bebek dünyaya geldiğinde yalnızca fiziksel bakım aramaz; aynı zamanda güven, yakınlık ve duygusal düzenleme ihtiyacı da duyar. Bu ihtiyaçların nasıl karşılandığı, çocuğun hem kendisi hem de diğer insanlar hakkında geliştireceği temel inançları şekillendirir.

Zamanla bu deneyimler şu sorulara verilen bilinçdışı cevaplara dönüşür:

  • “Ben sevilebilir biri miyim?”
  • “İnsanlara güvenebilir miyim?”
  • “Yakınlık kurmak güvenli mi?”

Yetişkinlikte kurduğumuz romantik ilişkiler ise çoğu zaman bu soruların cevapları üzerinden şekillenir.

Güvenli Bağlanma: Yakınlık Korkutmaz

Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler hem yakınlık kurabilir hem de bireyselliklerini koruyabilirler. Partnerlerinin sevgisinden sürekli emin olmak zorunda hissetmezler ve çatışmaları ilişkinin sonu olarak yorumlamazlar.

Araştırmalar, güvenli bağlanma stiline sahip bireylerin ilişki doyumlarının daha yüksek olduğunu ve duygusal düzenleme becerilerinin daha gelişmiş olduğunu göstermektedir (Mikulincer & Shaver, 2016).

Ancak her birey güvenli bağlanma örüntüsü geliştiremez.

Kaygılı Bağlanma: Ya Beni Terk Ederse?

Kaygılı bağlanma stiline sahip kişiler için ilişkiler yoğun duyguların yaşandığı alanlar olabilir.

Mesaja geç cevap verilmesi, planların ertelenmesi ya da partnerin yalnız kalmak istemesi bile terk edilme korkusunu tetikleyebilir.

Bu kişiler genellikle ilişkiye çok yatırım yapar, partnerlerinin davranışlarını sürekli analiz eder ve sık sık güvence ararlar.

İlginç olan nokta ise kaygılı bağlanmaya sahip bireylerin çoğu zaman duygusal olarak mesafeli kişilere çekilmeleridir. Çünkü bilinçdışı düzeyde ulaşılması zor sevgiyi kazanmak, çocukluk döneminde öğrenilmiş tanıdık bir ilişki modeli olabilir.

Kaçıngan Bağlanma: Yakınlaştıkça Uzaklaşmak

Bazı insanlar ise tam tersine, ilişki derinleşmeye başladığında rahatsızlık hissederler.

Partnerleriyle sorun yaşadıklarında paylaşmak yerine içlerine çekilir, duygusal ihtiyaçlarını ifade etmekte zorlanırlar. Yakınlık arttığında özgürlüklerinin tehdit altında olduğunu hissedebilirler.

Kaçıngan bağlanma stiline sahip bireyler çoğu zaman bağımsız görünürler. Ancak bu bağımsızlık bazen duygusal korunma mekanizması olarak da işlev görebilir.

“İhtiyaç duyarsam incinirim.”

“Yakınlaşırsam hayal kırıklığı yaşarım.”

“Güvenmek risklidir.”

Bu tür temel inançlar ilişkilerde görünmez bir mesafe oluşturabilir.

Neden Hep Aynı İnsanlara Çekiliyoruz?

İşte yazının en önemli noktası burada başlıyor.

İnsan zihni her zaman sağlıklı olanı değil, tanıdık olanı seçme eğilimindedir. Bu nedenle çocukluk yıllarında öğrenilen ilişki örüntüleri yetişkinlikte yeniden sahnelenebilir.

Kaygılı bağlanan bir kişi, ilgisini sürekli kazanması gereken partnerlere çekilebilir. Kaçıngan bağlanan bir kişi, fazla yakınlık talep etmeyen insanları tercih edebilir.

Hatta bazen iki taraf da birbirini farkında olmadan tamamlar. Kaygılı birey daha fazla yakınlaşmaya çalıştıkça kaçıngan birey uzaklaşır; kaçıngan birey uzaklaştıkça kaygılı bireyin terk edilme korkusu artar.

Birçok çift terapisinde görülen bu döngü, ilişkinin en yıpratıcı örüntülerinden biridir.

Sorun çoğu zaman sevginin eksikliği değil, bağlanma sistemlerinin birbirini tetiklemesidir.

Öz Şefkat Neden Bu Kadar Önemli?

Son yıllarda yapılan çalışmalar, öz şefkat düzeyi yüksek bireylerin ilişki stresleriyle daha sağlıklı başa çıktığını göstermektedir (Neff & Beretvas, 2013).

Kendisini sürekli eleştiren bir kişi, partnerinden gelen en küçük olumsuzluğu bile kişisel bir reddedilme olarak algılayabilir. Buna karşılık öz şefkat geliştiren bireyler, ilişki sorunlarını kendi değersizliklerinin kanıtı olarak görmek yerine yaşamın doğal bir parçası olarak değerlendirebilirler.

Bu durum hem duygusal dayanıklılığı hem de ilişki doyumunu artırmaktadır.

Bağlanma Stilimizi Değiştirebilir Miyiz?

En sevindirici haber şu ki bağlanma stili kader değildir.

Araştırmalar, güvenli ilişkiler, farkındalık çalışmaları ve psikoterapi süreçlerinin bağlanma örüntülerinde değişim yaratabildiğini göstermektedir (Fraley, 2019).

Kişi geçmişini değiştiremez ancak geçmiş deneyimlerinin bugününü nasıl etkilediğini anlayabilir.

Belki de mesele hep yanlış insanlara rastlamak değildir. Belki de asıl mesele, çocukluğumuzdan beri bize tanıdık gelen ilişki senaryolarını fark etmeden tekrar etmektir.

İlişkilerde yaşadığımız tekrar eden döngülere biraz daha yakından baktığımızda, partner seçimlerimizin yalnızca karşımızdaki kişiyle değil, kendimizle kurduğumuz ilişkiyle de bağlantılı olduğunu görebiliriz.

Çünkü bazen hayatımıza giren insanlar, aslında geçmişimizden taşıdığımız hikâyelerin bir yansımasıdır.

Ayşegül Kaya
Ayşegül Kaya
Nişantaşı Üniversitesi Psikoloji lisans ve Klinik Psikoloji yüksek lisans mezunu olan Ayşegül Kaya, eğitim süreci boyunca çeşitli danışmanlık merkezlerinde süpervizyon eşliğinde vaka takibi ve gözlem çalışmaları yürütmüştür. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Güngören İlçe Sağlık Müdürlüğü’nde yaptığı stajlarla klinik deneyimini pekiştirmiştir. Şu anda aktif olarak hem yüz yüze hem de online platformlarda danışan görmektedir. Bilişsel Davranışçı Terapi, Duygu Odaklı Terapi, Sanat Terapisi ve Mindfulness uygulamaları gibi çeşitli alanlarda çalışmakta; etik ilkelere bağlı kalarak bireylerin psikolojik iyi oluşlarını desteklemeyi ve yaşam kalitelerini artırmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar