İlişkilerde bazı cümleler vardır ki, ilk duyulduğunda netlik hissi verir ama aslında içten içe bir şeylerin tıkandığını hissettirir. “Ben böyleyim” de onlardan biridir. Söylerken güçlü hissettirebilir, hatta bir sınır koyma hali gibi de gelebilir. Ancak çoğu zaman o cümlenin içinde, konuşulmayan başka şeyler gizlidir. Belki biraz yorgunluk, belki korku, bazen de değişimin getireceği belirsizlik ve güçsüzlük. Çünkü dürüst olmakla değişime kapıyı kapatmak aynı şey değildir.
Gündelik hayatta bu cümleyi en çok ikili ilişkilerde tartışmaların ortasında duyuyoruz. Aynı konu defalarca açılmış, aynı kırgınlıklar tekrar edilmiştir ve bir noktada biri şöyle der: “Ben böyleyim, kabul et ya da etme.” O anda konuşma bitmiş gibi görünür ama aslında farkında olmadan partnerler arasında uzaklaşma başlar. Çünkü artık mesele sadece davranış değildir; mesele, değişmeye dair isteğin olup olmamasıdır.
İnsan, kendini olduğu gibi kabul etmek ve kabul edilmek ister. Bu oldukça anlaşılır bir durumdur. Ancak “ben buyum” demek ile “ben değişmem” demek arasında ince ama çok önemli bir fark vardır. İlki kendini tanımaya, ikincisi ise kendini sabitlemeye çıkar. Oysa insan dediğimiz varlık sabit bir yapı değildir. Psikolog Carl Rogers’ın da belirttiği gibi, insan sürekli oluş halindedir (Rogers, 1961). Yani değişmek, aslında doğamıza aykırı değil, tam tersine doğamızın bir parçasıdır. Peki, o zaman değişim neden bu kadar zor geliyor? Çünkü değişmek, bilinmeyene adım atmaktır. İnsan zihni ise tanıdık olana tutunmayı sever. Bazen bizi yoran, hatta zarar veren davranışlar bile tanıdık olduğu için güvenli hissettirir. Özellikle çocukluktan gelen alışkanlıklar, ilişki içinde “benim tarzım bu” diye savunulabilir. Şema terapi yaklaşımında Jeffrey Young, bu tekrar eden kalıpların erken dönem yaşantılarla şekillendiğini anlatır (Young, Klosko & Weishaar, 2003). Yani bugün bir tartışmada verdiğimiz tepki sadece o ana ait değildir; geçmişten gelen bir izi de beraberinde taşımaktadır.
Örneğin, sürekli eleştirilen biri, en küçük bir geri bildirimi bile saldırı gibi algılayabilir. Ya da duygusal olarak ihmal edilmiş biri, ilişkide daha fazla ilgi talep edebilir. Bunların hepsi anlaşılır. Ancak anlaşılır olması, değişmez olduğu anlamına gelmez. Tam da burada “ben böyleyim” cümlesi devreye girer ve aslında kişi şunu söyler: “Bununla uğraşmak istemiyorum.” İşte o nokta, ilişkinin kırılma anlarından biridir. Çünkü bir ilişkide sadece kendini ifade etmek yetmez; aynı zamanda karşı tarafta ne yarattığını da görebilmek gerekir. “Ben böyleyim” dediğimizde çoğu zaman şunu fark etmeyiz: Karşı tarafa uyum sağlama yükünü bırakmış oluruz. Yani “Ben değişmem, sen idare et” demenin daha yumuşak bir hali gibidir bu. Oysa bir ilişki, iki sabit karakterin inatlaşmasıyla değil, iki insanın birbirine alan açmasıyla yürür.
Burada sık karıştırılan bir nokta var. Değişmek, kendinden vazgeçmek gibi algılanıyor. Sanki biraz esnersek kimliğimizi kaybedecekmişiz gibi geliyor. Halbuki değişim, başkası olmak değildir. Daha çok kendimizde işe yaramayan parçaları fark edip onları dönüştürmektir. Psikodinamik yaklaşımın da sıkça vurguladığı gibi, insan kendini fark ettikçe seçimleri değişir (McWilliams, 2011). Yani aslında mesele karakterini silmek değil, onu daha bilinçli kullanabilmektir. Belki de burada asıl soru şu olmalıdır: Bu halin seni gerçekten yansıtıyor mu, yoksa sadece alıştığın bir tepki mi? Çünkü bazen insan, kendisi sandığı şeyin aslında sadece eski bir alışkanlık olduğunu fark edemeyebilir. Fark ettiğinde ise küçük ama önemli bir kapı açar.
İlişkilerde sihirli bir cümle yok belki ama bazı cümleler gerçekten ilişkilerimizde çok başka kapılar aralar. “Ben böyleyim” yerine “Ben genelde böyle davranıyorum ama bunun üzerine düşünebilirim.” demek mesela… Baktığımızda çok küçük bir fark gibi duruyor ama etkisi düşündüğümüzden de büyüktür. Çünkü içinde hem kendini kabul vardır hem de değişime yer açmak. Ve belki de en önemlisi, karşı tarafa şu mesajı verir: “Bu ilişkide yalnız değilsin, ben de buradayım ve sorumluluk alıyorum.”
Sonuç olarak mesele mükemmel olmak değil. Zaten kimse öyle değil. Mesele biraz daha esneyebilmek, biraz daha duyabilmek ve gerektiğinde “evet, burada değişebilirim” diyebilmektir. Çünkü fark etmesek de bazen en tehlikeli olan şey, olduğumuz gibi kalmak değil; değişebileceğimiz halde aynı yerde kalmaktır. Belki de bir dahaki sefere “ben böyleyim” demek üzereyken, bir an durup şunu sormak yeterli olacak: “Bu halim beni ve bu ilişkiyi gerçekten ileri taşıyor mu?”


