Perşembe, Haziran 4, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İLİŞKİNİZİN GÖRÜNMEZ ÜÇ DÜŞMANI

İlişkilerde sorunların uzun sürmesinin en büyük nedenlerinden biri, ‘bir taraf için sorun olan şeyin, diğer taraf için hiç sorun olmamasıdır.’ Bu durum, iletişim kazalarının ne kadar yıpratıcı olabileceğini gösterir. Çoğu zaman çiftler, birbirlerini incitmek istemeden ilişkilerini zorlayan davranış kalıplarının içine sürüklenirler. Oysa bazı iletişim alışkanlıkları, ilişkiyi yıpratan döngülerin önüne geçebilir.

Aile terapisti Tony Elkaim’e göre sağlıklı bir ilişkinin temelinde, aşılmaması gereken sınırların erken dönemde belirlenmesi yer alır. Çünkü ilişki, iki kişinin ortaklaşa inşa ettiği bir süreçtir. Bu nedenle bireylerin yalnızca kendi ihtiyaçlarını değil, karşı tarafın duygularını ve deneyimlerini de dikkate alması gerekir. İlişkinin belirli dönemlerinde şu sorulara dürüstçe yanıt verebilmek önemlidir: “Ne istiyorum?”, “Beni rahatsız eden şey ne?”, “Bu durumu partnerime nasıl aktarabilirim?” Sevdiğiniz kişiye, suçlayıcı olmadan duygularınızı ifade etmek, ilişkinin gelişimi açısından kritik öneme sahiptir. “Sen böyle davrandığında kendimi şöyle hissediyorum ve bunu seninle paylaşmak istiyorum çünkü benim için değerlisin” diyebilmek, savunmaların yerine anlayışı koyabilir.

Dikkat edilmesi gereken bir diğer konu ise çiftlerin çoğu zaman kendi yaralarına değil, partnerlerinin davranışlarına odaklanmalarıdır. Çünkü ilişkilerde bizi en çok rahatsız eden durumlar, çoğu zaman kendi hassas noktalarımıza temas eder. Ancak bu farkındalık, ilişkiyi çıkmaza sürüklemek yerine gelişim fırsatına dönüştürülebilir. Ünlü psikoterapistin dediği gibi: ‘İyileştiren şey ilişkidir.’ Ama unutulmamalıdır ki; ilişkinin iyileştirici gücü, yine ilişkinin kendi içinde saklıdır.

1. Bağlanma Korkusu Yakınlığı Sabote Edebilir

Bazı insanlar ilişki ilerledikçe geri çekilmeye başlar. “Daha az görüşsek daha iyi olur” ya da “Eşyalarımı sende bırakmak istemiyorum” gibi ifadeler, partner tarafından mesafe koyma girişimi olarak algılanabilir. Bu davranışların altında çoğu zaman özgürlüğü kaybetme korkusu yatar. Kişi bir yandan yakınlık isterken, diğer yandan bağımsızlığını yitireceği endişesi yaşar. Bağlanmanın, kendi alanını tamamen kaybetmek anlamına geleceğine inanabilir. Bu noktada sorulması gereken soru şudur: Yakınlık neden tehdit gibi algılanıyor?

Duygusal ilişkilerde belli ölçüde bağ kurmak kaçınılmazdır. Bu nedenle korkuyu saklamak yerine ifade etmek daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir. “Sana bağlanmaktan korkuyorum ve bu yüzden kendimi tam olarak ilişkiye veremiyorum” demek, karşı tarafın durumu anlamasına yardımcı olabilir. Fakat bu cevapları vermek ya da sorulara maruz kalmamak için araya mesafe koyabilir.

Partnerin bu noktada baskıyı artırmak yerine güven verici bir yaklaşım benimsemesi önemlidir. “Seni seviyorum ama seni kontrol etmek istemiyorum. Seni özgür olduğun haliyle seviyorum” mesajı, kişinin kendini daha güvende hissetmesini sağlayabilir. Böylece yakınlığın boğucu olmak zorunda olmadığı zamanla deneyimlenebilir.

2. Aldatılma Korkusu Güveni Zedeleyebilir

“Kimle mesajlaşıyorsun?”, “Bütün gece telefonuna sürekli bildirim geldi kimdi?”, “Neredeydin?” gibi sorular çoğu zaman meraktan çok kaygının yansımasıdır. Sürekli şüphe duymak, zamanla hem kişiyi hem de ilişkiyi yorar. Kıskançlığın temelinde çoğunlukla özgüven eksikliği, reddedilme korkusu ya da geçmişte yaşanan ilişkilerdeki incinmeler bulunur. Partnerin başka biriyle konuşması bile eski yaraların yeniden canlanmasına neden olabilir.

Bu noktada kişinin kendine şu soruları sorması faydalıdır: Neden sevilmeye değer olduğuma inanmakta zorlanıyorum? Geçmişte hangi deneyimler beni yetersiz hissettirdi? Ancak ilişkilerde güven sorumluluğu yalnızca kaygı yaşayan kişiye ait değildir. Partnerin de karşı tarafın hassasiyetlerini dikkate alması gerekir. Kıskançlık karşısında öfkeyle tepki vermek yerine, güven veren bir iletişim kurmak daha yapıcıdır.

“Hayatıma giren insanlar ilgimi çekebilir ama duygusal ve romantik olarak benim için önemli olan kişi sensin” gibi ifadeler, ilişkinin güven temelini güçlendirebilir. Zaman içinde kişi, korkularının değil gerçekliğin rehberliğinde ilişkiyi değerlendirmeye başlayabilir.

3. Yardım İstemekte Zorlanmak Yalnızlaşmaya Yol Açabilir

“Her şeyi ben yapıyorum”, “Sen hiç sorumluluk almıyorsun”, “Ben yapsaydım çoktan bitmişti” gibi cümleler ilk bakışta şikâyet gibi görünse de çoğu zaman kontrolü bırakmakta zorlanan bir yapının işaretidir. Bazı insanlar başkalarına görev devretmekte kontrolü bırakmakta güçlük çeker. Görev verildiğinde ise sonucun kendi beklentilerine tam olarak uymamasından rahatsız olurlar. Böylece hem yorulur hem de çevrelerindeki insanların geri çekilmesine neden olabilirler.

Burada kişinin kendi geçmişine dönüp bakması önemlidir. Çünkü bazı problemler aslında ilişki problemi değil bireysel problemdir ve bu tarz kontrol kısımları daha çok bireysel bir problem olduğu için kişi kendisiyle ilgili durumları törpülemesi gerekmektedir. Bunun için bu soruları cevaplayarak başlayabilirsiniz: Mükemmeliyetçiliğin yoğun olduğu bir ortamda mı büyüdü? Sürekli yüksek performans beklenen bir aile yapısında mı yetişti? Yardım istemenin zayıflık olarak görüldüğü bir çevrede mi bulundu?

Sağlıklı bir ilişki için öncelikle herkesin her şeyi mükemmel yapmak zorunda olmadığını kabul etmek gerekir. Partnerle açık bir iletişim kurmak ve sorumlulukları birlikte planlamak çok daha işlevsel sonuçlar doğurur. “Ailemize katkılarını değerli buluyorum. Bazı konulara farklı bakıyor olabiliriz ama ortak bir yol bulabileceğimize inanıyorum. Birbirimizin fikirlerini daha fazla dikkate alabilir miyiz?” gibi bir yaklaşım, eleştiriden çok iş birliğini destekler.

İlişkileri yıpratan şey çoğu zaman yaşanan sorunların kendisi değil, o sorunlarla nasıl başa çıkıldığıdır. Bağlanma korkusu, aldatılma kaygısı ya da yardım istemekte zorlanmak; fark edilmediğinde çiftler arasında görünmez duvarlar örmeye başlayabilir. Ancak bu duvarlar, suçlama ve savunma yerine anlayış ve iletişimle aşılabilir. Her ilişki iki kişinin geçmişini, yaralarını, beklentilerini ve ihtiyaçlarını beraberinde getirir. Bu nedenle sağlıklı bir ilişki, kusursuz iki insanın değil; birbirini anlamaya istekli iki insanın ortak emeğiyle kurulur.

Kendi korkularımızla yüzleşebildiğimiz ve partnerimizin duygularına alan açabildiğimiz ölçüde ilişkiler daha güvenli, daha doyumlu ve daha sağlam hale gelir. Unutmayın; bir ilişkiyi ayakta tutan şey mükemmellik değil, zorlayıcı anlarda bile birbirine ulaşabilme cesaretidir. Çünkü bazen bir ilişkinin en büyük düşmanı korkularımızken, en güçlü koruyucusu açık ve samimi iletişimdir.

Fatma Çelik (fatmacelikk)
Fatma Çelik (fatmacelikk)
Fatma Çelik, Ankara Ufuk Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olmuş, Klinik Psikoloji yüksek lisansını Yakın Doğu Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Akademik sürecinin ardından, özellikle aile, evlilik ve ilişki dinamikleri üzerine uzmanlaşarak çeşitli eğitim ve sertifika programlarıyla mesleki yetkinliğini derinleştirmiştir. Klinik gözlem ve uygulama alanlarında aktif rol alarak teorik bilgisini sahadaki deneyimle harmanlamıştır. Psikolojiye duyduğu derin ilgi, insan davranışlarını anlama merakı ve içten bir bağ kurma isteği, mesleğini tutkuyla icra etmesini sağlamaktadır. Bu tutkuyu yalnızca terapötik süreçlerle sınırlı bırakmayan Çelik, kaleme aldığı e-kitap aracılığıyla psikolojik farkındalığı daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlamıştır. Yazılarını bilgilendirici olmanın ötesinde, okuyucuda içsel bir kıvılcım uyandıracak şekilde kurgulayan Fatma Çelik, Psychology Times Türkiye çatısı altında; farkındalık kazandıran yazılarıyla sizlerle buluşmayı amaçlamıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar