Depresyon, kaygı bozuklukları, bağımlılıklar ya da ilişkilerde tekrar eden sorunlar… Bunlar çoğu zaman bozukluk, semptom veya uyumsuz davranış örüntüleri olarak ele alınmaktadır. Peki, bazı davranışlarımız aslında yanlış kurulmuş bir oyunun mantıklı sonuçlarıysa? Son yıllarda matematiksel psikoloji, hesaplamalı psikiyatri ve evrimsel psikiyatri alanlarında giderek daha fazla araştırmacı, insan davranışlarını stratejik karar sistemleri olarak incelemeye başladı. Belki de gelecekte depresyonu yalnızca bir semptom listesi olarak değil, sosyal etkileşim ağları içinde ortaya çıkan bir denge durumu olarak modelleyeceğiz. Belki de kaygıyı bastırmaya çalışmak yerine, onu hangi oyunun ürettiğini anlamaya çalışacağız. Ve belki de ruh sağlığı alanındaki en önemli soru artık şu olacaktır: “Neden rahatsızlandı?” değil, “Hangi oyunda bu stratejiyi seçmek zorunda kaldı?”
Bu soru ilk bakışta garip gelebilir. Ancak, Nobel ödüllü matematikçi John Nash’in oyun teorisi için geliştirdiği “Nash dengesi” tam da bu noktada ilginç bir pencere açıyor. Oyun teorisi, insanların karar verirken nasıl davrandığını ve hangi koşullarda hangi seçimleri yaptığını inceleyen bir matematik dalıdır. Nash dengesi ise, diğerlerinin stratejileri sabitken hiçbir oyuncunun kendi stratejisini tek taraflı değiştirerek daha iyi bir sonuç (daha yüksek kazanç) elde edemediği durumdur. Yani, diğer oyuncular stratejilerini değiştirmediği sürece hiçbir oyuncunun kendi stratejisini değiştirmek için bir teşviki yoksa, oyun Nash dengesindedir (Nash, 1950). Üstelik bu “oyunlar” satranç ya da poker gibi oyunlarla sınırlı değildir. Aşk ilişkilerinden iş hayatına, siyasetten psikolojiye kadar pek çok alanda karşımıza çıkar (Von Neumann ve Morgenstern, 1947).
Biz genellikle şunu sorarız: “Bu insan neden böyle davranıyor?” Oyun teorisi ise farklı bir soruyu sorar: “Bu davranış, bireyin içinde bulunduğu sosyal oyunda neden rasyonel bir strateji olarak ortaya çıkmaktadır?” Bu iki soru arasındaki fark küçük gibi görünse de aslında çarpıcı niteliktedir. Birinci soru rahatsızlığı ararken, ikinci soru sistemi anlamaya çalışır.
Örneğin; sosyal kaygılı bir birey ile çevresi arasında 2 oyunculu, 2 stratejili Nash dengesi matrisi kuralım.
Oyuncu 1: Kaygılı birey
Oyuncu 2: Sosyal çevre
Bireyin stratejileri:
Konuşmak / Sessiz kalmak
Çevrenin stratejileri:
Destekleyici olmak / Eleştirel olmak
Bu durumda;
Çevre destekleyici
Çevre eleştirel
Birey konuşur
(+8, +6)
(-10, +2)
Birey sessiz kalır
(+1, -1)
(0, 0)
Parantez içindeki ilk sayı bireyin kazancı, ikinci sayı çevrenin kazancıdır. Burada, grup bireye yaklaşmak için zaman ve sosyal çaba harcıyor ama karşılık alamıyorsa çevre adına -1 gibi küçük bir maliyet yazılabilir. Sosyal kaygılı birey çevreyi eleştirel algılıyorsa konuşmayı çok yüksek maliyetli ve riskli göreceğinden oyun için konuşmak -10 iken sessiz kalmak 0 olabilir. Benzer şekilde, bireyin konuşmasına çevrenin eleştirel/rahatsız edici tepki vermesi, birey kadar ağır bir kayıp yaratmaz; ama yine de tamamen nötr değildir. Grup sağlıklı ise; iletişim fırsatını kaybeder, ortam gerilir, sosyal uyum azalır, bireyin ileride katılım ihtimali düşer, grup destekleyici/sağlıklı etkileşim üretme kapasitesini zayıflatır ve -2 ile puanlanabilir. Ancak çevre gerçekten eleştirel, dışlayıcı veya statü koruyucu bir grup ise, çevrenin bireyi eleştirmekten fayda sağlaması mümkündür; bu durumda +2 ile puanlanabilir. Bu örnekte, +2 ile puanlamamızın sebebi sosyal anksiyeteyi besleyecek bir grup dinamiği modellememizdir. Birey ve çevrenin olumlu etkileşiminin ise (5,5) gibi eşit değil de (8,6) gibi asimetrik puanlanması, sosyal anksiyetesi olan bireyin bu olumlu etkileşimden çevreden daha fazla fayda sağlamasıdır.
Nash dengesi, bir tarafın stratejisi sabit kaldığında diğer tarafın tek başına stratejisini değiştirerek daha yüksek bir kazanç elde edemediği durumdur. Bu durumda Nash dengesi koşulları incelendiğinde iki kararlı sonuç ortaya çıkmaktadır: Konuşma-Destekleyici Çevre ve Sessiz Kalma-Eleştirel Çevre.
1. Birey konuşur – Çevre destekleyici: (+8, +6)
2. Birey sessiz kalır – Çevre eleştirel: (0, 0).
İlk olarak Sessiz Kalma-Eleştirel Çevre durumunda, çevre eleştirel stratejisinde sabit kaldığında birey konuşmaya geçerse kazancı 0’dan -10’a düşer. Bu nedenle birey açısından sessiz kalmak daha güvenlidir. Benzer şekilde birey sessiz kaldığında çevre destekleyici olmaya çalışırsa çevrenin kazancı 0’dan -1’e düşer. Bu nedenle çevre de tek başına strateji değiştirmek istemez. Böylece bu durum düşük kazançlı fakat kararlı bir Nash dengesi oluşturur. Benzer şekilde Konuşma-Destekleyici Çevre de bir Nash dengesidir. Birey konuşma stratejisinde sabit kaldığında çevre eleştirel olmaya geçerse kazancı +6’dan +2’ye düşer. Çevre destekleyici kaldığında ise birey sessizliğe geçerse kazancı +8’den +1’e düşer. Dolayısıyla taraflardan hiçbiri tek başına strateji değiştirerek daha iyi bir sonuca ulaşamaz.
Bu nedenle sosyal kaygı açısından en kritik denge Sessiz Kalma-Eleştirel Çevre dengesidir. Birey için konuşmak yüksek sosyal risk taşırken, sessiz kalmak daha güvenli görünür. Birey sessiz kaldıkça çevre de “nasıl olsa katılmıyor” düşüncesiyle destekleyici çabasını azaltabilir. Böylece kaçınma davranışı ve eleştirel/pasif çevre birbirini besleyerek kötü ama kararlı bir denge oluşturur. Böyle bir oyunda sessiz kalmak aslında mantıklı bir stratejiye dönüşür. Bu durum iyi bir sonuç değildir, ama kararlıdır. Bu yüzden, bazı kaygı davranışları bireyin içinde bulunduğu sosyal oyunda rasyonel görünen stratejik seçimler olarak yorumlanabilir.
Bir kişinin sosyal kaygı yaşaması her zaman “rahatsızlık” anlamına gelmeyebilir. Bazen kişi içinde bulunduğu oyunda en az zarar veren stratejiyi seçmektedir. Sorun şu ki: En az zarar veren strateji, uzun vadede en iyi strateji olmayabilir. Bu nedenle psikoterapiyi oyun teorisi açısından şöyle düşünebiliriz: Terapi kişinin hamlesini değiştirmeye çalışmaz; sadece oyunun kurallarını ve kazanç-kayıp algılarını değiştirir (Geanakoplos vd., 1989).
Örneğin:
Başlangıçta:
Sonuç: Değer
Başarısız konuşma: -10
Sessiz kalma: 0
Terapi sonrası:
Sonuç: Değer
Başarısız konuşma: +1
Sessiz kalma: 0
olabilir. Terapiden sonra artık kişi şunu düşünmeye başlayacaktır: “Konuşursam ya çok iyi bir şey olur (+8) ya da en kötü ihtimalle deneyim kazanırım (+1).” Yani başarısızlık artık ceza değil, öğrenme olacaktır ve artık sessiz kalmak Nash dengesi olmaktan çıkar; kişi konuşmaya başlayabilir.
Bu yüzden oyun teorisi bakış açısından psikolojik iyileşme bazen: İnsanı değiştirmek değil, oyunu değiştirmektir. Benzer bir durum matrisleri depresyonda da görülebilir. Depresif bireyler çoğu zaman sosyal ilişkilerden uzaklaşır. Arkadaşlarını aramaz, davetleri reddeder, yalnız kalmayı tercih ederler. Dışarıdan bakıldığında bu davranışlar iyileşmeyi zorlaştırıyor gibi görünür. Ancak kişinin zihnindeki hesap farklı olabilir. Sosyal etkileşimden alınacak olası ödül küçük, reddedilme veya hayal kırıklığı riski ise çok büyük algılanmaktadır. Sonuçta geri çekilmek, bireyin kurduğu oyunun içinde en güvenli strateji haline gelir.
Bağımlılıklar da oyun teorisinin ilgi çektiği alanlardan biridir. Bağımlı birey çoğu zaman gelecekteki büyük zararı, bugünkü küçük ödüle tercih edebilir. Bir sigara içmenin ya da bir kadeh alkolün anlık rahatlatıcı etkisi hemen hissedilirken, sağlık üzerindeki zararları yıllara yayılır. Bu nedenle kişi uzun vadeli kaybı göz ardı ederek kısa vadeli ödülü seçebilir.
Belki de en ilginç örnek ilişkilerdir. Bir ilişkide sürekli fedakârlık yapan taraf ile sürekli alan taraf arasında zamanla görünmez bir oyun oluşur. Taraflardan biri “vermek”, diğeri “almak” stratejisini benimser. Kısa vadede bu denge sürdürülebilir gibi görünse de uzun vadede kırgınlıklar ve çatışmalar ortaya çıkabilir. Oyun teorisi bu tür ilişkilerin neden zamanla bozulduğunu anlamamıza da yardımcı olur.
SONUÇ
Elbette psikolojik rahatsızlıkları yalnızca matematiksel modellerle açıklamak mümkün değildir. İnsan zihni, birkaç denklemden çok daha karmaşıktır. Ancak oyun teorisi bize önemli bir şey öğretir: İnsanlar çoğu zaman irrasyonel davrandıkları için değil, içinde bulundukları koşullara göre mantıklı gördükleri stratejileri seçtikleri için belirli davranış kalıplarını sürdürürler. Nash dengesi, tarafların mutlu olduğu durum değil; hiç kimsenin tek başına davranışını değiştirerek daha iyi bir sonuca ulaşamayacağını düşündüğü kararlı durumdur. Belki de bazı psikolojik belirtiler, kişinin içinde bulunduğu sosyal oyunda oluşmuş “kötü ama kararlı” Nash dengeleridir. Bir kişinin kazancı yalnızca ne olduğuna değil, ne beklediğine, başkalarının ne düşündüğünü düşündüğüne ve inançlarına da bağlıdır; yani duygular ve beklentiler oyunun bir parçasıdır. Bu yüzden psikolojik iyileşme bazen kişiyi değiştirmekten çok, oynadığı oyunda kazanç/kayıp değerlerinin tanımlarını değiştirmekle ilgilidir. Belki de ruh sağlığının geleceği tam da burada yatıyordur.


