Cumartesi, Mayıs 23, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Benliğimizi biz mi dijital dünya mı oluşturuyor?

Benlik kavramı, bireyin kendini nasıl algıladığı ve değerlendirdiği ile ilgilidir; aynı zamanda insanlar ile olan etkileşimimizi de kapsar. Bu kavram, bireyin değerler bütününü ifade eder. Bu değerler, hem kişisel deneyimlerimizden hem ailemizden aldığımız değer yargılarından hem de büyüme sürecinde çevresel faktörlerden edindiğimiz bilgilerden oluşur. Benlik kavramı iki ana türe ayrılır: “gerçek benlik” ve “sahte benlik”. Gerçek benlik, bireyin doğal, otantik yani özgün halidir. Sahte benlik ise topluma veya çevreye uyum sağlamak amacıyla ortaya çıkan bir kimliktir. Kimlik, bizi tanımlayan ve toplumsal rollerle şekillenen bir kavramdır. Kimlik, kendi içinde üç türdür: “bireysel kimlik”, “sosyal kimlik” ve “dijital kimlik”. Bireysel kimlik, kişiyi özgün kılan bireye has özellikler taşırken, sosyal kimlik çevresel etkilerle oluşur. Dijital kimlik ise bireyin sosyal mecralarda takındığı bir maske olarak düşünülebilir.

Benlik algısı, her dönemde gelişen ve değişen bir yapı haline gelmiştir. Günümüzde, hayatımızda büyük bir yer kaplayan teknoloji bu süreçte önemli bir rol oynamaktadır. Teknolojik gelişmeler sayesinde algı sistemimiz değişmiş bulunmaktadır. Her gün ortaya çıkan yeni gelişmeler ve akımlar, benliklerin otantik yani özgün halinden çıkıp aynılaşmasına ve tekleşmesine yol açmaktadır. Sosyal mecralarda veya oyun karakterlerinde idealize edilen benlikler, bu aynılaşmayı pekiştirmektedir. Dışarı adım attığımızda genellikle benzer özelliklere sahip insanlar görmekteyiz. Sanal ortamlar, bireylerin dijital kimlikleriyle duygularını ve davranışlarını daha rahat sergilemelerine olanak tanırken, birden fazla kimliğe bürünmelerine de imkan sağlar.

Sanal ortamlardaki sınırsızlık, bireylerin diğer insanların hayatları, fiziksel özellikleri ve benlikleri hakkında istedikleri yorumları yapabilmelerine olanak tanır. Farklı kimliklere bürünmek, teknoloji tabanlı ortamlarda ve bireyin günlük yaşamında tutarsızlıklara neden olur; bu da bireyin benliğini tanımlamasında kafa karışıklığına yol açar. Dijitalleşme ile birlikte ikili iletişimlerimiz, deneyimlerimiz ve günlük hayatımız bir ekranın içine sıkışmış durumdadır. Bu sıkışma, benliğimizin de burada hapsolmasına neden olmaktadır.

Özellikle küçük yaşta telefon kullanımı, çocuklar üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Çocuklar, sosyal yaşamlarında deneyimlemesi gerekenleri ya da ailelerinden alması gereken değer yargılarını idealize edilmiş benliklerden almaktadır. O dönemin akımı ve popüler olanı ne ise, benlikler o doğrultuda şekil almaktadır. Küçük yaşta hayatın bir ekrana sıkışması, çocukların hayal gücünü, yeteneklerini ve benliklerini kısıtlamaktadır. Artık iletişimler sanal mecralara kaymış durumda ve bu durum birçok dezavantaja yol açmaktadır. Bireyler, sosyal faaliyetlerini insanların popüler ettiklerine göre düzenlemekte; o anda hangi aktivite popülerse onu tercih etmektedirler.

Dijital dünyanın sunduğu değer yargıları üzerine benlikler oluşmakta ve bu nedenle herkes aynılaşmaktadır. Sanal hayatın içinde kendimizi ve benliğimizi kaybetmekte, kendimizi idealize ettiğimiz karakterlere benzetmeye çalışmakta ve onlarla kıyaslamaktayız. Bu kıyaslamanın sonuçları, özgün olmayan benlikler, ait olamama hissi ve diğer önemli bir nokta olan yetinememe duygusudur. Bu yetinememe hissi, bizi her şeyden çabuk sıkılmaya yöneltmekte; bu noktada bir şeyleri benimseme kapasitemiz azalmaktadır. Yaptıklarımızdan keyif almaz hale gelmekteyiz. Aynı zamanda bu kıyaslama, özellikle ergenlik çağındaki bireylerde beden algısında bozulmalara veya yeme bozukluklarına yol açabilmektedir; bu da belirli sağlık problemlerini beraberinde getirmektedir.

Dijitalleşme ile birlikte kendi benliğimizi bulmakta zorlanıyoruz. Gerçekten neyi seviyoruz, neyi istiyoruz? Bu istekler, herkesin sahip olduğu bir şey olduğu için mi yoksa gerçek benliğimizin bir yansıması mı? Dijitalleşme, her şeyi çılgınca tüketmemize neden olmakta ve bu da yaptıklarımızdan keyif almamamıza yol açmaktadır. Elbette teknolojinin hayatımızda olumlu birçok getirisi bulunmaktadır ve birçok fırsatı değerlendirmemize yardımcı olmaktadır; ancak aynı zamanda bizi bir noktada aynılaştırmaya çalışan bir yönü de vardır. Benliklerimizi kendi deneyimlerimiz ve algı sistemlerimiz üzerine kurduğumuzda, kendimizi olduğumuz gibi kabul ettiğimizde daha sağlıklı bir yapıya sahip olabiliriz.

Sude subaşı
Sude subaşı
Sude Subaşı, son sınıf psikoloji öğrencisidir. Daha öncesinde rehabilitasyon merkezinde staj deneyimi bulunmakta ve orada özel gereksinimi çocuklarla çalışma fırsatı bulmuştur, onların iç dünyalarını kavramıştır. Son sınıfta dışarıdan eğitimlerle kendini geliştirmeye çalışmaktadır. İlgi alanı daha çok çocuk ve ergenler üstünedir. Bunun yanında bilişsel davranışçı terapi ve mindfulness'a da ilgi duymaktadır. Misyonu toplumun psikolojiye bakış açısını bir nebze de olsa değiştirmektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar