Bağ kurmak, hem korkutucu hem de içimizde şefkat ve sıcaklık uyandıran, ihtiyaç duyduğumuz bir eylemdir. Bağlanma davranışının evrimsel bir kökeni vardır; insanların hayatta kalma ve güven duygusunu koruma ihtiyacına dayanır. Bebekler, ihtiyaç duydukları güveni ve şefkati annelerinden alırken, yetişkinler stresli veya duygusal olarak zorlayıcı durumlarda yakınlarından destek alma eğiliminde olurlar. Bağlanma, hepimizin temel ihtiyaçlarından biridir; ancak bazı kişiler bu ihtiyacını reddederek yaşayabilir. Peki, gerçekten bu ihtiyacı karşılamadan yaşamak mümkün müdür?
Bağlanma Teorisi
Bowlby’ye göre bağlanma, insanların kendilerini güvende hissettikleri ve ihtiyaç duyduklarında destek alabileceklerine inandıkları kişilere yaklaşmalarını sağlayan temel bir davranış biçimidir. Bu davranış, çocuklukta ebeveyn veya bakım verenle kurulan güvenli bağ sayesinde gelişir; ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarını anlaması ve ona değer vermesi, çocuğa hem güven hem de çevresini keşfetme özgürlüğü sunar. Çocuk, annesini çevresini güvenle keşfetmek için bir dayanak olarak görür ve gerektiğinde güvence ve teselli almak için ona döner. Bağlanma davranışı yalnızca çocuklukla sınırlı kalmaz; yetişkinlikte de romantik, arkadaşlık ve sosyal ilişkilerde kendini gösterir. Güvenli bağ hisseden yetişkinler ilişkilerini sürdürebilir ve sosyal etkileşimlerden fayda sağlarken, eksik veya tutarsız bağlanma stres ve ilişki sorunlarına yol açabilir (Bowlby, 2008).
Üç çeşit bağlanma stili vardır: kaygılı, kaçıngan ve güvenli. Güvenli bağlanan kişiler, partnerleriyle sağlıklı bir güven ilişkisi kurabilir ve daha çok süreç odaklıdır. Kaygılı bağlanan kişiler, partnerlerinin sevgisini sık sık sorgular, onlara güven duymakta zorluk çeker ve sonuç odaklıdır. Kaçıngan kişilerin ise güven duyguları oldukça zayıftır; kendi alanlarını korumaya öncelik verirler ve karşı taraftan uzak kalma istekleri yoğundur. Güvenli bağlanan yetişkinler, ihtiyaç duyduklarında destek alabileceklerine güvenir ve aldıkları destekten memnun olur. Güvensiz bağlananlar ise kendilerini yeterince desteklenmiş hissetmez ve ihtiyaçlarıyla aldıkları destek arasında fark oluşur (Collins ve Feeney, 2000). Kaygılı kişilerde aşırı yakınlık arayışı, partnerlerini zaman zaman kendilerinden uzaklaştırabilirken; kaçıngan bağlananlar, bağımsızlıklarını kaybetme korkuları sebebiyle partnerleriyle duygusal bağ kurmakta zorluk çekebilirler.
Bowlby (2008), çocukların kendileri ve bağlandıkları kişiler hakkında zihinsel modeller geliştirdiğini ve bu modellerin gelecekteki ilişkilerdeki beklentilerini ve davranışlarını yönlendirdiğini belirtir. Güvenli bağlanma, çocuğun kendine ve başkalarına dair olumlu bir içsel çalışma modeli oluşturmasını sağlar ve bu sayede sosyal ilişkilerde güven duygusunu destekler. Bu modeller yetişkinliğe taşınır ve bireylerin yakın ilişkilerde nasıl davranacaklarını belirler. Bu bilgiler ışığında, çocukluk döneminde ebeveynlerimizle kurduğumuz duygusal ve fiziksel bağın, yetişkinlik dönemimizde kuracağımız ilişkiler üzerinde büyük önemi olduğu söylenebilir.
Neden Bazılarımız Aşırı Yakınlık İster, Bazıları Uzak Durur?
Çocukluk deneyimlerimize bağlı olarak yakınlık ihtiyacımız değişkenlik gösterebilir. Ebeveynleriyle fiziksel ve duygusal teması uzak olan çocuklarda, yetişkinlikte kurdukları bağlarda benzer bir model görülebilir. Ebeveynleri tarafından duygusal olarak tutarsız veya dengesiz tutumlarla büyütülmüş çocuklar, ileride partnerlerine bağımlı olma eğiliminde olabilir. Bireyin yetiştiği kültür ve toplumsal normlar da yakınlık isteğini belirlemede rol oynar. Baskıcı toplumda yetişen kişiler, yakınlık kurmakta daha çekimser bir tutum sergilerken, özgür bir toplumda yetişmiş kişiler daha rahat yakınlık kurabilirler. Sosyal medya, fiziksel yakınlık olmadan hızlı iletişim kurma imkânı sağlar; bu durum bazı bireylerde aşırı yakınlık isteğini tetikleyebilirken, bazı bireylerde ise mesafe ihtiyacını güçlendirebilir. Mesajlaşma, paylaşımlar ve görüntülü konuşmalar, fiziksel yakınlık olmadan bağlanmayı destekler. Bazı kişiler için bu iletişim güvenli bir alan sağlarken, bazıları için gerçek yakınlık eksikliği yaratabilir.
Sonuç
Özetle, yetiştirilme şeklimiz, hayatımıza alacağımız insanlarla olan iletişim biçimimizi, nasıl bağ kuracağımızı ve bu bağları sürdürme yöntemlerimizi doğrudan etkiler. Bunun yanında bulunduğumuz toplum ve çağın getirdikleri de ilişkilerde önemli bir rol oynar. Araştırmalar, yetişkinlerdeki bağlanma stillerinin bebeklikteki ile benzer olduğunu, her stilin romantik aşkı farklı deneyimlediğini ve bağlanma tarzının, kişinin kendine ve çevresindekilere dair düşünce biçimleri ile ebeveynlerle yaşadığı deneyimlerle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir (Hazan ve Shaver, 2017).
Kaynakça
Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books.
Collins, N. L., & Feeney, B. C. (2000). A safe haven: An attachment theory perspective on support seeking and caregiving in intimate relationships. Journal of Personality and Social Psychology, 78(6), 1053–1073.
Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524.


