Salı, Haziran 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

ADHD mi, Yoksa Yorulmuş Bir Beyin mi?

Son yıllarda insanlar kendilerine aynı soruyu sormakta: “Bende ADHD olabilir mi acaba?”. Dikkat eksikliği, odaklanamama, sürekli telefonu kontrol etme dürtüsü, bir şeylere başlayamama veya başladıklarını sürdürmekte güçlük çekme gibi durumlar yaygınlaşmaya başladı. Ancak burada önemli bir nokta mevcut: Her dikkat problemi, ADHD olduğunun göstergesi değildir. Bazı durumlarda yaşanan sıkıntılar sadece tükenmişlik olabilir veya aşırı uyarılmış bir zihnin doğal yan etkileri olarak ortaya çıkabilir. Modern dünyada insan beyninin maruz kaldığı uyarıcı sayısı ciddi şekilde yüksektir. Telefon bildirim sesleri, videolar, aynı anda açılan sekmeler, sürekli devam eden içerikler ve bitmek bilmeyen sosyal medya döngüleri, insan zihnini sürekli olarak aktif tutmaktadır. Beynimiz artık neredeyse hiç durmuyor. Bu sebeple birçok insan “odaklanamadıklarını” söylerken aslında zihinsel bir yorgunluk yaşıyor olabilir.

ADHD, nörogelişimsel bir durum olarak tanımlanır ve genelde çocukluk döneminden itibaren belirtilerini göstermektedir. Dikkatin devamlılığında zorlanma, fazla dürtüsellik, organize olmada problemler ve zaman yönetiminde güçlük gibi belirtiler, bireyin hayatında birçok alanda uzun süredir devam edebilmektedir. Ancak son dönemlerde bireyler kendilerini sadece sosyal medya videolarıyla değerlendirmeye başladılar. Belirtileri gördükçe kendilerinde aramaya ve bu süreçte tanı koyma durumları başladı. Örneğin, yoğun stres altında olan bireyler de odaklanma problemi yaşayabilirler. Sürekli yorgunluk yaşayan biri de dikkatini toplamada sorun yaşayabilir. Uykusuzluk, kaygı, tükenmişlik, depresyon belirtileri ve duygusal yük, zihinsel performansı etkileyebilmektedir. İnsan beyni hayatta kalma modundayken verimli çalışamaz ve bazı belirtiler gösterebilir.

Özellikle tükenmişlik yaşayanlar, ADHD ile uyumlu belirtiler gösterdikleri sıkça görülmektedir. Birey, işe başlamakta zorlanabilir, erteleme davranışı gösterebilir ve basit sorumluluklar gözünde büyüyebilir. Buradaki temel problem, dikkat eksikliğinin kendisinden çok zihinsel kapasitenin dolmasıdır. Yani beyin, artık yeni bir yük taşıyamaz duruma gelir.

Diğer önemli konu ise “aşırı uyarılmış beyin”dir. Günümüz dünyasında bireyler, çok kısa sürelerde sistemlerindeki dopamini tüketmektedir. Özellikle kısa video içerikleri, insan beyninin ödül sistemini hızlı bir şekilde tüketmeye başlar. Bu durum, normal hayat temposunun yavaşlamasına sebep olabilir. Ders çalışmak, kitap okumak ve uzun süre işe odaklanmak giderek zorlaşır çünkü beyin sürekli uyarılmaya alışmaya başlamıştır. Bu sebeple bazı bireyler tembellikle veya yetersizlikle etiketlenmektedir. Aslında sorun çoğu durumda karakterden çok zihinsel yük ve aşırı uyarılmışlıktır. İnsan beyni sürekli tetikte iken dikkat kapasitesi düşebilir. Bu durumda birey kendine şu soruyu sorabilir: – Ben gerçekten dikkatimi veremiyor muyum yoksa zihnim artık yoruldu mu?

Gerçek ADHD tanısı, bir profesyonel tarafından konulabilir. Özellikle belirtiler çocukluk döneminden itibaren devamlılık gösteriyorsa, kişinin günlük yaşamını önemli ölçüde etkiliyorsa ve uzun süredir var olan belirtilerse destek almak öncelikli olmalıdır. Ancak her dikkat dağınıklığı doğrudan ADHD tanısına uymaz ve yanıltıcı olabilir.

Bazen kişinin asıl ihtiyacı yeni bir motivasyon tekniği değil, durabilmeyi öğrenmektir. Dinlenebilmek, ekran süresini azaltmak, zihnin sürekli uyarılmışlığını azaltmak ve bedensel ihtiyaçlara dönebilmek, dikkat üzerinde büyük bir etkiye sahip olacaktır. Çünkü bazı bireylerin zihinleri bozuk değil, sadece hiç susmamasından yorulmaktadır.

Elif Gökman
Elif Gökman
Maltepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden 2021 yılında mezun olmuş, klinik psikoloji yüksek lisansını İstinye Üniversitesi’nde tamamlayarak 2025 yılında mezun olmuştur. Yüksek lisans tezinde travma sonrası stres bozukluğu, sosyal destek ve psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Yetişkin ve ergen bireysel terapi, çift ve aile terapisi, cinsel terapi ve oyun terapisi alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir. Yazılarında travma, ilişkisel dinamikler, psikolojik dayanıklılık ve bireyin zorlu yaşam deneyimleri karşısında geliştirdiği baş etme süreçlerine odaklanmakta; psikolojik bilgiyi akademik sınırların ötesine taşıyarak anlaşılır, erişilebilir ve gündelik yaşamla temas eden bir dille aktarmayı misyon edinmektedir. Vizyonu, ruh sağlığına dair bilginin kapsayıcı ve dönüştürücü bir kaynak olarak daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağlamak ve bireyin kendisiyle ve ilişkileriyle daha sağlıklı bağlar kurmasına alan açan bir yazı dili oluşturmaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar