Perşembe, Mayıs 14, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

YETERSİZ HİSSETMENİN SEBEBİ EBEVEYNLERİNİN TUTUMU OLABİLİR

Bireyin kendini yeterli hissetmesi, psikolojik dayanıklılık, özsaygı ve yaşam doyumu gibi birçok değişkenle yakından ilişkilidir. Yeterlik algısı, kişinin karşılaştığı zorlukları yönetebilme kapasitesine yönelik öznel değerlendirmesini ifade eder ve büyük ölçüde erken dönem yaşantılarla şekillenir. Bu bağlamda, ebeveyn tutumları çocuğun benlik gelişiminde merkezi bir rol oynar. Gelişim psikolojisi literatürü, ebeveyn-çocuk etkileşiminin bireyin yalnızca çocukluk dönemini değil, yetişkinlikteki bilişsel ve duygusal örüntülerini de etkilediğini vurgulamaktadır (Bandura, 1997). Bu makalenin amacı, ebeveyn tutumlarının bireyin yetişkinlikteki yeterlik algısı üzerindeki etkisini kuramsal ve ampirik bulgular ışığında incelemektir.

Öz-yeterlik kavramı, Bandura’nın sosyal bilişsel kuramı çerçevesinde tanımlanmış olup bireyin belirli bir davranışı başarıyla gerçekleştirebileceğine dair inancını ifade eder (Bandura, 1997). Bu inanç, hem bireysel deneyimlerle hem de sosyal çevreden alınan geri bildirimlerle şekillenir. Özellikle ebeveynlerden gelen mesajlar, çocuğun kendine yönelik algısının temelini oluşturur. Destekleyici, teşvik edici ve kabul edici ebeveyn tutumları, çocuğun kendine güven geliştirmesine katkı sağlarken; aşırı eleştirel, kontrolcü veya ihmalkâr tutumlar yetersizlik duygularını pekiştirebilir.

Ebeveynlik stillerine ilişkin sınıflandırmalar bu etkiyi anlamada önemli bir çerçeve sunmaktadır. Baumrind (1966), ebeveynlik stillerini otoritatif (demokratik), otoriter ve izin verici olarak üç ana kategoride ele almıştır. Otoritatif ebeveynlik, hem sınır koyma hem de duygusal destek sağlama açısından dengeli bir yapı sunar ve bu tarz ebeveynlik ile yetişen çocukların daha yüksek öz-yeterlik ve benlik saygısı geliştirdiği bulunmuştur (Steinberg, 2001). Buna karşılık, otoriter ebeveynlik katı kurallar ve düşük duygusal yakınlık ile karakterizedir; bu ortamda yetişen bireyler sıklıkla hata yapma korkusu ve yetersizlik hissi geliştirebilir.

Bunun yanı sıra, ebeveyn geri bildirimlerinin niteliği de belirleyicidir. Sürekli eleştirilen, başarıları küçümsenen veya koşullu sevgi deneyimleyen çocuklar, zamanla olumsuz temel inançlar geliştirebilir. Beck’in (1976) bilişsel kuramına göre, bu tür erken dönem deneyimler bireyin kendine dair “yetersizim” veya “değersizim” gibi şemalar oluşturmasına neden olabilir. Bu şemalar, yetişkinlikte otomatik düşünceler aracılığıyla aktive olur ve bireyin performansını, ilişkilerini ve duygusal iyi oluşunu olumsuz yönde etkileyebilir.

Bağlanma kuramı da ebeveyn etkisini anlamada önemli bir perspektif sunar. Bowlby’ye (1988) göre, erken dönem bakım verenle kurulan ilişki, bireyin kendine ve başkalarına dair içsel çalışma modellerini şekillendirir. Güvenli bağlanma geliştiren bireyler, kendilerini daha yeterli ve değerli algılarken; güvensiz bağlanma örüntülerine sahip bireylerde yetersizlik hissi, terk edilme korkusu veya aşırı bağımsızlık gibi işlevsel olmayan örüntüler gözlemlenebilir.

Ampirik çalışmalar da bu kuramsal çerçeveyi desteklemektedir. Örneğin, ebeveyn desteği ile yetişkinlikte öz-yeterlik arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler bulunmuştur (Morris et al., 2017). Ayrıca, çocukluk döneminde yoğun eleştiriye maruz kalan bireylerin, yetişkinlikte impostor sendromu yaşama olasılıklarının daha yüksek olduğu rapor edilmiştir (Bravata et al., 2020). Bu bulgular, ebeveyn tutumlarının yalnızca kısa vadeli değil, yaşam boyu süren etkiler yarattığını göstermektedir.

Ebeveyn tutumları, bireyin yetişkinlikte kendini yeterli hissetme düzeyi üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Destekleyici, kabul edici ve dengeli ebeveynlik yaklaşımları, bireyin öz-yeterlik algısını güçlendirirken; eleştirel, baskıcı veya ihmalkâr tutumlar yetersizlik duygularının gelişimine zemin hazırlayabilir. Bu nedenle, ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları ilişki ve verdikleri geri bildirimlerin niteliği, bireyin uzun vadeli psikolojik işleyişi açısından kritik öneme sahiptir.

Klinik uygulamalarda, yetişkin danışanların yetersizlik şemalarının ele alınmasında çocukluk dönemi ebeveyn deneyimlerinin incelenmesi önemli bir müdahale alanı sunmaktadır. Bilişsel davranışçı terapi ve şema terapi gibi yaklaşımlar, bireyin bu erken dönem öğrenmelerini yeniden yapılandırmasına yardımcı olabilir. Gelecek çalışmaların, kültürel faktörlerin ebeveyn tutumları ve öz-yeterlik ilişkisi üzerindeki rolünü daha kapsamlı biçimde incelemesi, literatüre önemli katkılar sağlayacaktır.

Betül Doğan
Betül Doğan
2003 Mersin doğumlu Betül DOĞAN, İstanbul Beykent Üniversitesi Psikoloji bölümünden tam burslu olarak onur derecesiyle mezun oldu. Üniversite yıllarında Psikoloji Kulübü'nde başkan yardımcılığı yaparak akademik ve sosyal etkinliklerin organize edilmesinde aktif rol aldı. Çeşitli devlet ve özel kurumlarda staj deneyimleriyle klinik ve uygulamalı psikoloji alanında kendini geliştirdi. Bilişsel davranışçı terapi yaklaşımını benimseyen Betül DOĞAN, özellikle beden algısı, yeme bozuklukları, sosyal medyanın psikolojik etkileri ve kişisel gelişim konularına odaklanıyor. @elinizdekipsikolog Instagram hesabı üzerinden psikolojiyi herkes için anlaşılır ve ulaşılabilir kılmak amacıyla içerikler üretiyor. Sosyal medya ve dijital iletişimi yakından takip ederek, geniş kitlelere psikoloji bilimini doğru ve samimi bir dille aktarmayı hedefliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar