Muhtemelen daha önce duydunuz: Kadınlar daha duygusal çünkü beynin sol lobunu kullanırlar, erkekler daha mantıksal çünkü beynin sağ lobunu kullanırlar. Peki, bu iddia gerçekten psikoloji ve nörobilim tarafından destekleniyor mu? Yoksa kulağa bilimsel gelen bir efsaneden mi ibaret? Kısa cevap: Bu bir nöromit.
Bilimsel çalışmalar, kadın ve erkek beyinleri arasında keskin bir sağ-sol lob ayrımı olduğunu göstermemektedir. Fonksiyonel beyin görüntüleme (fMRI) araştırmaları, kadın ve erkeklerin aynı bilişsel görevleri yerine getirirken benzer beyin ağlarını kullandığını ortaya koyar. Gözlenen küçük farklılıklar vardır ancak bunlar:
- Tutarsızdır.
- Göreve bağlıdır.
- Genellenebilir değildir.
Bazı araştırmalar, kadınlarda dil işlevlerinin iki lobda daha simetrik dağılabildiğini, erkeklerde ise bazı mekânsal görevlerde sağ lob aktivasyonunun biraz daha belirgin olabildiğini öne sürer. Ancak bu bulgular, “Kadınlar sol beyinli, erkekler sağ beyinli” gibi net bir ayrımı asla desteklemez. Bu inanışın kökeni 1960’lı yıllara, split-brain (iki lob arasındaki bağlantısı cerrahi olarak kesilmiş) hastalar üzerinde yapılan çalışmalara dayanır. Bu çalışmalar, lobların farklı işlevleri olduğunu göstermiştir; ancak zamanla bu bulgular aşırı basitleştirilmiş ve yanlış yorumlanmıştır.
Popüler psikoloji kitapları, kişisel gelişim içerikleri ve medya, bu karmaşık bilimsel bilgiyi şu kalıba indirgemiştir:
- Erkek = mantık
- Kadın = duygu
Bilimsel bir gerçeklikten çok, toplumsal cinsiyet kalıpları nörobilim diliyle yeniden üretilmiştir. İnsan beyni iki ana hemisferden oluşur: sağ ve sol lob. Bu lobların bazı işlevlerde görece baskınlıkları vardır.
Sol lob genellikle:
- Dil
- Mantık
- Analitik düşünme
- Matematiksel işlemlerle ilişkilendirilir.
Sağ lob ise:
- Mekânsal algı
- Yüz tanıma
- Müzik
- Duygusal tonlama
- Yaratıcılıkla ilişkilendirilir.
Ancak burada kritik bir nokta vardır: Bu görevlerin hiçbiri tek bir lob tarafından, izole şekilde yürütülmez. Bu tür mitler:
- Kadınların analitik becerilerini küçümser.
- Erkeklerin duygusal yönlerini görünmez kılar.
- Bireysel farklılıkları yok sayar.
Oysa psikolojinin temel kabullerinden biri şudur: Beyin, cinsiyetten çok deneyimle şekillenir. Eğitim, çevre, kültür ve yaşam deneyimleri; beyin yapısı ve işlevleri üzerinde cinsiyetten çok daha belirleyicidir. Bu da bizi nöroplastisite kavramına götürür: Beyin, yaşam boyu değişebilir ve uyum sağlar.
Erkeklerin sağ, kadınların sol beyin lobunu kullandığı iddiası; bilimsel bir gerçek olmaktan çok, popüler kültürün ürettiği bir nöromittir. Beyin:
- Ne “kadın beyni” ne de “erkek beyni” olarak çalışır.
- Her bireyde kendine özgü bir örgütlenmeye sahiptir.
Belirleyici olan cinsiyet değil, bireysel deneyimlerdir. Beyni anlamaya çalışırken onu cinsiyetlere ayırmak, bilimsel bir açıklamadan çok kolaycı bir etiketlemedir. İnsan beynini cinsiyet kalıplarına hapsetmek bilimsel gerçeklerle bağdaşmaz. Önemli olan biyolojik cinsiyet değil, bireyin benzersiz deneyimleri ve nöroplastisite sayesinde kazandığı zihinsel esnekliktir. Her beyin, toplumsal etiketlerden bağımsız, kendine özgü bir ustalıkla işleyen eşsiz bir ekosistemdir.
Sude Naz DEĞİRMENCİ


