Pazartesi, Mayıs 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Geçmeyen Yorgunluk, Baş Ağrısı, Mide Problemleri: Yaza Girerken Artan Bedensel Şikâyetlerin Psikolojik Okuması

Bazı dönemlerde pek çok insan benzer cümleler kurar: “Son zamanlarda sürekli yorgunum.” “Başım durduk yere ağrıyor.” “Midemde bir huzursuzluk var ama doktorlar bir şey bulamadı.” Bu şikâyetlerin ortak bir özelliği vardır: Çoğu zaman yapılan tıbbi kontroller “temiz” çıkar. Kan değerleri normaldir, görüntüleme sonuçları olağandır. Buna rağmen kişi kendini iyi hissetmez. İşte tam bu noktada bedenin söylediklerine biraz daha yakından bakmak gerekir. Psikoloji bize şunu söyler: Beden, ruhun konuşamadığı yerde devreye girer. Psikosomatik belirtiler, yani ruhsal süreçlerin bedensel belirtilerle ifade edilmesi, modern psikolojinin uzun süredir üzerinde durduğu bir konudur. Stres, kaygı, bastırılmış duygular ve çözümlenmemiş içsel çatışmalar, zamanla bedende çeşitli tepkiler olarak ortaya çıkabilir (American Psychiatric Association, 2013).

Günlük hayatta bunun karşılığı oldukça tanıdıktır. Sürekli sorumluluk alan, durup dinlenmeye izin vermeyen bir zihnin bedeni genellikle yorgunlukla yanıt verir. Söylenemeyen öfke mide problemleriyle, bastırılan kaygı baş ağrılarıyla, sürekli tetikte olma hâli ise kas gerginliğiyle kendini gösterebilir. Burada önemli bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek gerekir: Psikosomatik belirtiler “uydurma” değildir. Aksine, oldukça gerçek ve fizyolojik karşılığı olan tepkilerdir. Stres altında çalışan sinir sistemi, bağışıklık sistemi ve hormonal düzen uzun süreli yük altında kaldığında, beden alarm vermeye başlar (Sapolsky, 2004).

Özellikle modern yaşamda “durmaksızın devam etme” hâli normalleştirilmiştir. Yorulmak, sıkılmak, bunalmış hissetmek çoğu zaman görmezden gelinir. Ancak duygular bastırıldığında ortadan kalkmaz; yalnızca yön değiştirir. Konuşulamayan, paylaşılmayan ya da fark edilmeyen duygular bedensel bir dil bulur. Sık görülen psikosomatik belirtilerden biri geçmeyen yorgunluktur. Kişi yeterince uyuduğunu düşünür ama dinlenmiş hissetmez. Bunun nedeni çoğu zaman fiziksel değil, zihinsel yorgunluktur. Sürekli düşünmek, kaygılanmak, kontrol etmeye çalışmak sinir sistemini hiç kapanmayan bir alarm hâlinde tutar. Bu durum, bedenin gerçek anlamda dinlenmesini engeller.

Bir diğer yaygın belirti baş ağrılarıdır. Özellikle gerilim tipi baş ağrıları, uzun süreli stresle yakından ilişkilidir. Kişi farkında olmadan çenesini sıkar, omuzlarını kasar, nefesini tutar. Bu bedensel tutulum zamanla ağrıya dönüşür (van der Kolk, 2014). Mide ve sindirim problemleri de psikolojik süreçlerle yakından ilişkilidir. Bağırsaklar, sinir sistemiyle doğrudan bağlantılıdır ve bu nedenle “ikinci beyin” olarak da adlandırılır. Kaygı, belirsizlik ve bastırılmış duygular mide bulantısı, şişkinlik ya da sindirim sorunları olarak ortaya çıkabilir (Mayer, 2016).

Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da şudur: Psikosomatik belirtiler çoğu zaman kişinin sınırlarını zorladığının işaretidir. Herkesi idare eden, “hayır” demekte zorlanan, kendi ihtiyaçlarını sürekli erteleyen bireylerde beden, sınır koyma görevini üstlenir. Kişi durmadığında, beden durdurur. Bedensel şikâyetleri yalnızca bastırılması gereken belirtiler olarak görmek, önemli bir mesajı kaçırmak anlamına gelir. Psikolojik açıdan bakıldığında bu belirtiler çoğu zaman bir uyarıdır: Bir şeyler fazla geliyordur, bir yerde yük birikmiştir. Bu noktada yapılması gereken, bedeni susturmaya çalışmak değil; onu dinlemeyi öğrenmektir.

“Bana ne oluyor?” sorusunun yanına “Hayatımda bana ağır gelen ne var?” sorusunu eklemek, iyileştirici bir başlangıç olabilir. Psikosomatik belirtiler, kişinin zayıflığını değil; uyum sağlama çabasını gösterir. Ancak bu çaba uzun süre tek başına taşındığında bedelini beden öder. Ruhsal süreçlerle bedensel tepkiler arasındaki bağlantıyı fark etmek, hem psikolojik hem de fiziksel iyilik hâli için önemli bir adımdır. Beden, çoğu zaman bize karşı değil; bizimle birlikte çalışır. Yeter ki söylediklerini duymaya hazır olalım.

Gizem Alabey
Gizem Alabey
Gizem Alabey, uzman psikolog ve yazar olarak çocuk gelişimi, aile danışmanlığı ve oyun terapisi alanlarında çalışmalar yürütmektedir. Çiftler ve ailelerle geniş bir deneyime sahip olup, çocukların duygusal gelişimini destekleyen yaratıcı projeler üretmektedir. Psikoloji ve kişisel gelişim alanında dijital içerikler hazırlayarak ebeveynler, çiftler ve uzmanlar için rehberlik etmekte; bilinçli ebeveynlik, sağlıklı ilişkiler ve çocuk ruh sağlığı üzerine farkındalık yaratmaktadır. Sanat terapisi gibi alternatif yöntemleri kullanarak bireylerin duygusal dünyalarını keşfetmelerine yardımcı olmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar