Salı, Nisan 28, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocuklar Neden Derse Odaklanamaz? Travmanın Etkisi

Çocuklar her sabah okula giderken sadece kitap, defter ve kalemlerini değil; evde, sokakta ya da geçmişte yaşadıklarını da görünmez bir sırt çantasında taşıyarak sınıfa girerler. Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantıları (ACE) üzerine yapılan araştırmalar göstermiştir ki, sınıftaki her dört çocuktan en az biri okul sıralarına oturmadan önce bu görünmez sırt çantasında ağır ve travmatik bir yaşantı taşımaktadır. Bedenleri sınıfta, gözleri tahtada olsa da zihinleri çoğu zaman bambaşka bir yerde olabilir. Öğretmen konuyu anlatırken bir çocuğun dalıp gitmesi ya da basit bir soruya tepki verememesi, çoğu zaman sandığımızdan daha derin bir hikâyeye işaret edebilir.

Peki Bu Anlarda Beyinde Neler Oluyor?

Bu durumu anlayabilmek için biraz beynin nasıl çalıştığına bakmak gerekir. Çocuk kendini güvende hissettiğinde, düşünme, problem çözme ve öğrenme gibi beceriler sağlıklı bir şekilde devreye girer. Ancak travma yaşayan çocuklarda beyin sürekli bir tehlike varmış gibi alarm halindedir. Bu durumda çocuk, derse odaklanmak yerine kendini korumaya yönelik davranış ve düşünceler geliştirir. Örneğin sınıfta aniden yükselen bir ses, bazı çocuklar için sıradan bir durumken; travma yaşamış bir çocuk için tehdit olarak algılanabilir. Bu anda çocuk derse değil, bulunduğu ortamın güvenli olup olmadığına odaklanır. Yani aslında öğrenmemeyi kendisi seçmez, beyni buna izin vermez.

Sınıf Ortamında Nasıl Görünür?

Beyinde yaşanan bu süreçler, sınıf içinde çeşitli davranışlarla kendini gösterir. Ancak bu davranışlar her zaman açık bir şekilde travmayı işaret etmez. Bazı çocuklar derse ilgisiz görünür, ani bir şekilde başarısızlık yaşamaya başlar, küçük durumlara aşırı tepki verebilir ya da tamamen içine kapanabilir. Örneğin, ödevini yapmayan bir çocuk sorumsuz olarak etiketlenebilir. Oysa aynı çocuk, evde yaşadığı bir stres nedeniyle zihinsel olarak zaten oldukça yorgun olabilir. Araştırmalar, travma yaşayan çocukların zihinlerinin çoğu zaman yaşadıkları olaylarla meşgul olduğunu ve bu nedenle derse odaklanmakta zorlandıklarını göstermektedir. Aynı zamanda travmanın, çocukların akademik performansını doğrudan olumsuz etkileyebildiği de yapılan araştırmalar sonucu elde edilen bulgular arasındadır. Bu durum, sınıf içinde gözlenen dikkat dağınıklığı ve başarı düşüşünü daha anlaşılır hale getirir.

Çocuklar Yaşadıklarını Nasıl Anlamlandırır?

Travmanın etkisini belirleyen en önemli faktörlerden biri, çocuğun yaşadığı olayı nasıl yorumladığıdır. Travma sonrası bilişsel yükleme olarak adlandırılan süreçte; çocuğun kendini suçlaması (‘Benim yüzümden oldu’ ya da ‘hiçbir şeyi kontrol edemiyorum, her şeyi mahvediyorum’ gibi düşünceler), kontrol kaybı hissetmesi veya süreklilik algısının bozulması gibi uyum sağlamanın zıddı olan düşünceler TSSB’nin gelişmesi ve sürdürülmesi üstünde doğrudan rol oynar. Bu düşünceler sadece duygularını değil, öğrenme sürecini de etkiler. Çünkü çocuk zihinsel enerjisini derse vermek yerine bu düşüncelerle baş etmeye harcar. Bu durum, çocuğun sürekli bir tehdit algısı içinde kalmasına ve zihninin hayatta kalma modunda çalışmaya devam etmesine neden olur.

Okullar Bu Konuda Nasıl Rol Almalılar?

Okullar sadece akademik bilgi verilen yerler değil, aynı zamanda çocuklar için önemli bir güven alanı olmalıdır. Bu yüzden travma yaşayan çocukları desteklemek için okul ortamında bazı yaklaşımlar oldukça önemlidir:

  • Güvenli ilişki kurmak: Bir öğretmenin ya da okul psikolojik danışmanının tutarlı ve destekleyici yaklaşımı çocuk için çok değerlidir. Örneğin, derse sürekli geç kalan bir çocuğa kızmak yerine ‘Bugün gelmek senin için zor muydu?’ diye sormak, çocuğun kendini anlaşılmış hissetmesini sağlar.

  • Olumlu okul deneyimleri sunmak: Spor, sanat ve sosyal etkinlikler çocukların kendilerini daha iyi hissetmelerine yardımcı olabilir. Örneğin, akademik olarak zorlanan bir çocuğun resim kulübünde kendini ifade etmesi ya da bir spor takımında yer alması, özgüvenini yeniden kazanmasına destek olabilir.

  • Düşünceleri yeniden yapılandırmak: Çocuğun kendini suçlaması gibi olumsuz düşünceler, uygun destekle daha sağlıklı bir şekilde ele alınabilir. Örneğin, ‘Bu benim hatam’ diyen bir çocukla birlikte alternatif açıklamalar geliştirmek, onun olaylara bakış açısını değiştirebilir.

  • Yeni nesil araçlar kullanmak: Günümüz çocukları için dijital içerikler, psikoeğitim sürecini daha erişilebilir ve etkili hale getirebilir. Örneğin, duyguları tanımaya yönelik kısa videolar ya da interaktif uygulamalar, çocuğun kendini daha iyi anlamasına yardımcı olabilir.

Sonuç

Her çocuk okula aynı yerden başlamaz. Bazıları öğrenmeye hazır bir zihinle gelirken, bazıları önce kendini güvende hissetmeye ihtiyaç duyar. Bu fark çoğu zaman dışarıdan görünmez, ancak çocuğun tüm öğrenme sürecini etkiler. Unutmamak gerekir ki bir çocuğun yeniden öğrenmeye açık hale gelmesi, önce kendini güvende hissetmesiyle başlar. Çünkü öğrenen bir beyin inşa etmenin yolu, hayatta kalmaya çalışan bir çocuğu anlamaktan geçer.

Kaynakça

Karcı, A. & Balcı-Çelik, S. (2024). Ergenlerde algılanan stres, akademik öz yeterlik ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin incelenmesi. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi (TEBD), 22(1), 186-214.

Özcan, Y., Turan, T. & Şener, Ş. (1998). Çocuk ve ergenlerde travma sonu stres bozukluğu. Turgut Özal Tıp Merkezi Dergisi, 5(4), 313-317.

Çağlar, A. (2025). Travma sonrası bilişsel yükleme ve travma sonrası stres bozukluğu arasındaki ilişkinin incelenmesi. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi (TEBD), 23(1), 1-14.

Zübeyde DOĞAN
Zübeyde DOĞAN
Ege Üniversitesi psikoloji bölümü dördüncü sınıf öğrencisiyim. Klinik psikoloji, sosyal psikoloji, gelişim psikolojisi, endüstriyel psikoloji, araştırma yöntemleri gibi birçok bölüm derslerimi ve aldığım seçmeli dersleri başarı ile tamamladım. Derslerimin %30’unu İngilizce alıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar