Bazen insanın kendine bile itiraf etmekte zorlandığı küçük bir kaçış vardır: ertelemek. Yapılması gereken bir işin, verilmesi gereken bir kararın ya da yüzleşilmesi gereken bir duygunun üzerini ince bir sis gibi kapatırız. “Daha sonra” deriz. “Şimdi sırası değil.” Ama o “daha sonra” hiç de sandığımız kadar masum değildir. Hatta bazen o daha sonraların ardı arkası hiç kesilmez. Ta ki işten kaçmak imkansız hale gelene dek.
Ertelemenin Görünmeyen Yüzü ve Korunma Refleksi
Erteleme çoğu zaman yanlış anlaşılır. Dışarıdan bakıldığında tembellik gibi görünür. Oysa işin iç yüzü çok daha karmaşıktır. Ertelemek, çoğu zaman bir isteksizlik değil; bir tür korunma refleksidir. İnsan zihni, kendini zorlayacak, huzursuz edecek ya da başarısızlık ihtimali barındıran durumlardan uzak durma eğilimindedir. Yani mesele çoğu zaman “yapmak istememek” değil, “yaparken hissedileceklerden kaçınmak”tır. Sonucunda kendini iyi hissetme ihtimalimizin düşük olduğu durumlarda bu davranışın sıklıkla sergilendiğini söylemek yanlış olmaz.
Korkuların Gölgesinde İlk Adımı Atmak
Bir düşünün: Bitirmeniz gereken bir yazı, aramanız gereken biri ya da başlamayı sürekli ötelediğiniz bir hedef… Aslında bunları yapamayacak biri değilsiniz. Ama o ilk adımın içinde bir belirsizlik vardır. Ya yeterince iyi olmazsa? Ya beklediğiniz gibi sonuçlanmazsa? Ya da en kötüsü, gerçekten denedikten sonra başarısız olursanız? İşte bu ihtimaller, zihnin arka planında sessizce büyür ve sizi geri çeker. Başarısızlık korkusu insanın bir çok işten el çekmsine neden olacak kadar güçlüdür çoğu zaman.
Kısa Vadeli Rahatlama ve Uzun Vadeli Ağırlık
Bu noktada ilginç bir paradoks ortaya çıkar: Ertelemek kısa vadede rahatlatır, ama uzun vadede yorar. O an için üzerimizdeki baskıyı hafifletir; fakat yapılmamış işler, yarım kalmış niyetler birikmeye başladıkça içsel bir ağırlık oluşturur. Bu ağırlık çoğu zaman suçluluk, huzursuzluk ve kendine karşı duyulan bir memnuniyetsizlik olarak geri döner. Bu da yorgun bir ruh haline ve genel olarak yaşam enerjisinin düşmesine neden olur.
Bir Kimlik Meselesi Değil Bir Baş Etme Biçimi
Dahası, erteleme alışkanlığı insanın kendine bakışını da etkiler. Sürekli erteleyen biri, zamanla kendini “disiplinsiz” ya da “yetersiz” olarak tanımlamaya başlayabilir. Oysa burada gözden kaçan önemli bir nokta vardır: Sorun karakter değil, baş etme biçimidir. Yani bu bir kimlik meselesi değil, öğrenilmiş bir davranıştır.
Mükemmeliyetçilik ve Anlam Eksikliğinin Rolü
Peki neden bazı insanlar daha çok erteler? Bunun tek bir cevabı yok. Mükemmeliyetçilik önemli bir faktördür. Kusursuz yapma isteği, çoğu zaman başlamayı engeller. Çünkü mükemmel olmayacaksa, hiç başlamamak daha güvenli gelir. Bir diğer etken, duygusal yükün fazlalığıdır. Kaygı, stres ya da içsel baskı arttıkça, kişi zorlayıcı görevlerden kaçınma eğilimi gösterir. Bir de görünmeyen tarafı vardır: anlam eksikliği. İnsan, anlam bulamadığı şeyi yapmakta zorlanır. Eğer bir iş sadece “yapılması gerektiği için” yapılıyorsa, içsel bir direnç oluşması kaçınılmazdır. Bu yüzden bazen ertelemenin altında yatan soru şudur: “Ben bunu neden yapıyorum?”
Ertelemeyi Bir Sinyal Olarak Okumak
Bu soruya dürüstçe verilen cevaplar, erteleme döngüsünü kırmada beklenenden daha etkili olabilir. Elbette çözüm, kendini zorla disipline etmek ya da sert kurallar koymak değildir. Aksine, bu yaklaşım çoğu zaman ters teper. Daha sağlıklı olan, ertelemeyi bir düşman gibi görmek yerine, bir sinyal olarak okumaktır. Bu davranış bize bir şey anlatmaya çalışıyor olabilir: Belki fazla yük altındasınız, belki korkuyorsunuz ya da belki gerçekten yönünüzü gözden geçirmeniz gerekiyordur.
Küçük Adımlar ve İçsel Diyalog
Küçük adımlar bu noktada şaşırtıcı derecede etkilidir. Büyük hedefler göz korkutucu olabilir, ama küçük bir başlangıç çoğu zaman zihinsel direnci kırar. “Sadece beş dakika” diyerek başlanan işler, çoğu zaman kendiliğinden devam eder. Çünkü asıl zor olan, başlamaktır. Bir diğer önemli nokta da kendine karşı kullanılan dildir. İç sesiniz sürekli eleştiren, suçlayan bir tonda ise, erteleme davranışı daha da pekişir. Oysa anlayışlı bir iç ses, hareket etmeyi kolaylaştırır. İnsan en çok, kendisiyle barışık olduğunda ilerler.
Kendini Anlama Kapısı Olarak Erteleme
Sonuç olarak erteleme, modern yaşamın sıradan bir alışkanlığı gibi görünse de, aslında insanın iç dünyasına açılan önemli bir kapıdır. Bu kapıyı kapatmak yerine aralamak, sadece yapılacak işleri değil, insanın kendini de daha iyi anlamasını sağlar. Belki de mesele şu kadar basittir: Ertelediğiniz şey her neyse, ona düşman gibi değil, merakla yaklaşın. Çünkü bazen en çok kaçtığımız şey, en çok anlatmak isteyendir.
Kaynakça
-
Steel, P. (2007). The nature of procrastination: A meta-analytic and theoretical review of quintessential self-regulatory failure. Psychological Bulletin.
-
Sirois, F. M., & Pychyl, T. J. (2013). Procrastination and the Priority of Short-Term Mood Regulation: Consequences for Future Self. Social and Personality Psychology Compass.
-
Neff, K. D. (2003). Self-Compassion: An Alternative Conceptualization of a Healthy Attitude Toward Oneself. Self and Identity.


