Düşünmek, insanın en büyük yetisidir ancak, bazen bizi olumsuz duygulara sürükleyebilmektedir. Modern dünyanın bize sunduğu en büyük paradokslardan biri budur: Çok fazla seçeneğe, çok fazla bilgiye ve çok fazla “olasılığa” sahibiz. Bu çeşitlilik içinde zihnimiz, olası tek bir duruma odaklanmak yerine o durumun etrafındaki sonsuz ihtimalleri düşünmeye başlar, buna overthinking denir. Bu durumda zihin bir şeyi çok düşünmekle kalmaz, düşüncenin içinde kaybolur ve eyleme geçiş aşamasına ulaşılamaz, sonuca varmak zorlaşır.
Aşırı düşünme hali, genellikle en iyisini yapma isteğimizle başlar. Bizim için kusursuz ve en iyi olanı ararken, bazen hayatın gerçeğini gözden kaçırırız. Bir arkadaşımızın söylediği sıradan bir kelimenin altında gizli anlamlar aramak ya da gelecekte olması muhtemel felaket senaryoları için şimdiden yas tutmak buna verilebilecek en net örnektir. Zihin, “ya şöyle olursa” diyerek aslında bizi korumaya çalıştığını sanır ama kurduğu binlerce senaryoyla gerçeklikten kopmamıza sebep olur. Kusursuz kararın peşinde koşarken, zihnimizin ‘en iyiyi’ bulma hırsı, ‘yeterince iyi’ olanın sunduğu huzuru imha eder.
Psikolojide buna analiz felci denir. Zihin o kadar çok veriyi, o kadar çok ihtimali işleme koymaya çalışır ki, sonunda sistem kilitlenir. Tıpkı bir bilgisayarın aynı anda yüzlerce ağır programı açmaya çalışması gibi düşünün, bilgisayar gibi biz de donup kalırız, ekranda tek bir işlem bile ilerlemez. Aslında hayat, zihnimizde kurduğumuz o steril ortamlarda değil, sürprizlerin ve beklenmeyen hataların içindedir.
Düşünerek geçmişi değiştirebileceğimizi veya geleceği tamamen kontrol altına alabileceğimizi sanırız. Oysa düşünmek bir hazırlık aşamasıdır. Geçmiş bir anıdır ve ondan ders çıkarıldıktan sonra rafa kaldırılmalıdır. Gelecek ise bir olasılıktır ve ona hazırlanmanın en iyi yolu, şu anki kararlarımızı sağlam vermektir. Geleceği kontrol etmenin yolu onu kurgulamak değil, bugünü inşa etmektir.
Sadece kendi hayatımızı değil, dünyanın şu anki karışık halini de çok fazla düşünüyoruz ve tetikleniyoruz. Ekonomik durum ne olacak, dünya nereye gidiyor gibi sorular zihnimizin arkasında sürekli çalışan birer uygulama gibi enerjimizi tüketiyor. Oysa bizim kontrolümüzde olmayan küresel olayların zihnimizde yer kaplamasına izin vermek, boş yere yorulmaktan başka bir sonuca varamıyor. Zihni bu “arka plan işlemlerinden” kurtarıp, sadece kendi yönetebileceğimiz alana odaklanmak en mantıklısıdır. Dünyanın yükünü omuzlarımızda taşıdığımızı hayal ederek harcadığımız her dakika, kendi bahçemizdeki bir çiçeği sulama fırsatından çalınmış bir zamandır.
Bu döngüden çıkmak imkansız değildir, ancak disiplin gerektirir. İlk adım, fark etmektir. Zihninizin bir düşünce sarmalına girdiğini hissettiğiniz an, kendinize şu soruyu sorun: “Bu düşünce şu an bana somut bir çözüm üretiyor mu, yoksa sadece yıpratıyor mu?” Eğer cevap ikincisiyse, kendinize zihinsel bir mola verme zamanı gelmiştir. Düşüncelerinizi durdurmaya çalışmak yerine, onların sadece gelip geçici olduğunu, gerçeğin kendisi olmadığını fark etmek gerekir.
Odağı zihinden bedene kaydırmak ise bu süreçte mucizeler yaratır. Yürüyüş yapmak veya bir şeyler çizmek, zihnin o gürültülü ve karmaşık frekansından çıkıp gerçek dünyaya dönmemizi sağlar. Toprakla uğraşmak ya da fiziksel bir iş yapmak, “soyut” olanın içinde boğulan insanı “somut” olanın güvenli limanına çekmektedir.
Bilimsel araştırmalar, aşırı düşünmenin beynin varsayılan mod ağı (Default Mode Network) adı verilen bölgesinin aşırı aktifleşmesiyle ilgili olduğunu göstermektedir. Bu bölge, biz herhangi bir işe odaklanmadığımızda geçmişi ve geleceği kurgulayan kısımdır ve kontrol edilmediğinde zihin bir döngüye girer. Ayrıca bilişsel psikolojide ‘karar yorgunluğu’ olarak bilinen durum, gün içinde yaptığımız binlerce küçük tercihin irade gücümüzü nasıl tükettiğini kanıtlamaktadır.
Zihnimizdeki işlemci, sonsuz seçenekler arasında kaybolduğunda prefrontal korteks yorulur ve en basit kararlar bile birer efora dönüşür. Bu yüzden zihni serbest bırakmak sadece ruhsal bir tavsiye değil, beynin ‘yürütücü işlevlerini’ yeniden verimli kullanabilmesi için biyolojik bir şarttır.
Sonuç olarak, hayatı her ayrıntısıyla planlayamazsınız. Aşırı düşünme, size bir güvenlik hissi vaat edebilir ama karşılığında pozitifliğinizi ve zamanınızı çalar. Her şeyi kontrol edemeyeceğinizi, her sorunun cevabını hemen bulamayacağınızı kabul etmek bir zayıflık göstergesi değil, kendinize verebileceğiniz en büyük hediye ve özgürlüktür. Bu özgürlükle birlikte zihninizdeki o kalabalık odayı biraz boşaltmayı deneyin. Kendinize yanılma ve hatta bir şeyi bilmeme hakkı tanıyın. Bugün o karmaşık düğümü çözmeye çalışmayı bırakın; sadece bir adım atın ve gerisini yolda halletmeye söz verin.
Kaynakça
Farb, N. A., Segal, Z. V., Mayberg, H., Bean, J., McKeon, D., Fatima, Z., & Anderson, A. K. (2007). Attending to the present: Mindfulness meditation reveals distinct neural modes of self-reference. Social Cognitive and Affective Neuroscience, 2(4), 313–322.
Kahneman, D. (2011). Thinking, fast and slow. Farrar, Straus and Giroux.
Killingsworth, M. A., & Gilbert, D. T. (2010). A wandering mind is an unhappy mind. Science, 330(6006), 932–932.
Muraven, M., & Baumeister, R. F. (2000). Self-regulation and depletion of limited resources: Does self-control resemble a muscle? Psychological Bulletin, 126(2), 247–259.
Raichle, M. E., MacLeod, A. M., Snyder, A. Z., Powers, W. J., Gusnard, D. A., & Shulman, G. L. (2001). A default mode of brain function. Proceedings of the National Academy of Sciences, 98(2), 676–682.


