Aşklarımızın kökeni sandığımızdan daha eski olabilir… Hiç kendine şu soruyu sordun mu: “Neden bazı ilişkilerimde kendimi sürekli yetersiz hissediyorum?” ya da “Neden sevildiğimi hissetmek için daha fazlasına ihtiyaç duyuyorum?” Belki de bu soruların cevabı bugünde değil; çok daha geride, çocukluğunda saklı.
Aşkı nasıl yaşadığımız, nasıl hissettiğimiz ve hatta nasıl beklediğimiz… Bunların hiçbiri tesadüf değil. Çünkü sevgiyle ilk tanıştığımız yer romantik ilişkiler değil, ailemizdir. Ve çoğu zaman fark etmesek de, çocukken öğrendiğimiz sevgi biçimleri yetişkinlikte kurduğumuz ilişkilerin temelini oluşturur.
Sevginin İlk Öğretmeni: Aile
Bir çocuk için dünya, anne ve babasından ibarettir. Sevildiğini hissettiği anlar, görmezden gelindiği zamanlar, sarıldığı anlar ya da yalnız bırakıldığı anlar… Hepsi onun zihninde bir anlam kazanır. Eğer bir çocuk duygularını rahatça ifade edebildiği, anlaşılabildiği ve kabul gördüğü bir ortamda büyüyorsa, sevginin güvenli bir şey olduğunu öğrenir. Böyle bireyler, yetişkin olduklarında genellikle daha sağlıklı, daha dengeli ilişkiler kurabilirler.
Ama her hikâye bu kadar dengeli olmayabilir. Bazı çocuklar sevgiyi kazanmak zorunda olduklarını hissederek büyür. Bazıları ise duygularını ifade ettiğinde karşılık bulamaz. Kimisi fazla eleştirilir, kimisi ihmal edilir. İşte bu deneyimler, zamanla “Ben nasıl sevilirim?” sorusunun cevabını şekillendirir. Ve bu cevap, büyüdüğümüzde de bizimle kalır.
İlişkilerde Tekrarlayan Döngüler
Hiç fark ettin mi, bazı insanlar sürekli benzer ilişki sorunlarını yaşar? Sürekli ilgisiz partnerlere çekilmek, hep daha fazla çaba gösteren taraf olmak ya da ilişkide kendini geri çekmek…
Bu durum çoğu zaman şanssızlık değil, geçmişten gelen öğrenilmiş kalıplardır. Örneğin, çocukken yeterince ilgi görmeyen biri, yetişkinlikte de sevildiğini hissetmek için daha fazla çaba gösterebilir. Karşısındaki kişiden sürekli onay bekleyebilir. Çünkü içten içe, sevginin çabayla kazanılması gerektiğine inanır. Öte yandan, duygularını ifade ettiğinde reddedilen bir çocuk, büyüdüğünde mesafeli olabilir. Yakınlaşmak ister ama aynı zamanda bundan korkar. Bu yüzden ilişkilerde kendini geri çeker ya da duygularını bastırır. Aslında bu davranışların çoğu bilinçli değildir. Sadece geçmişte işe yarayan bir “hayatta kalma yöntemi”, bugün de devam ediyordur.
Sevgi Dili: Herkes Aynı Şekilde Sevmez
Bir ilişkide en sık yaşanan sorunlardan biri de “Anlaşılmamak” hissidir. Ama çoğu zaman sorun, sevgisizlik değil; sevginin farklı şekillerde ifade edilmesidir. Kimileri sevgisini dokunarak gösterir, sarılmak ister. Kimileri güzel sözler söyleyerek sevgisini ifade eder. Bazıları için birlikte vakit geçirmek en önemliyken, bazıları için küçük jestler daha anlamlıdır. Peki bu farklılıklar nereden geliyor?
Cevap yine çocuklukta gizli. Hangi tür sevgiyi gördüysek, onu “gerçek sevgi” olarak kabul ederiz. Bu yüzden partnerimiz farklı bir dil kullandığında, onu sevmediğini düşünebiliriz. Oysa belki de sadece farklı bir “sevgi dili” konuşuyordur. Tüm bunları okurken kendinden bir şeyler bulmuş olabilirsin. Belki ilişkilerinde neden zorlandığını daha iyi anlamaya başladın.
Ama burada önemli olan şu: Geçmiş, bizi etkiler ama bizi tanımlamak zorunda değildir. Çocuklukta öğrendiklerimiz değişmez kurallar değildir. Sadece başlangıç noktasıdır. Kendimizi tanımaya başladığımızda, duygularımızı sorguladığımızda ve davranışlarımızın kökenine indiğimizde, aslında yeni bir yol çizebiliriz. “Ben neden böyle hissediyorum?” sorusu, dönüşümün en güçlü anahtarıdır.
Bu farkındalık sayesinde:
-
Kendimize daha şefkatli yaklaşabiliriz
-
İlişkilerdeki beklentilerimizi daha net anlayabiliriz
-
Karşımızdaki insanı olduğu gibi görmeye başlayabiliriz
-
Ve en önemlisi, sevginin tek bir doğru yolu olmadığını kabul edebiliriz.
Sevgi Yeniden Öğrenilebilir
Belki çocukken yeterince anlaşılmadın. Belki duyguların görmezden gelindi. Belki de sevgi hep koşullu hissettirdi. Ama bu, hayatının geri kalanında da böyle olacağı anlamına gelmez.
Sevgi öğrenilen bir şeydir, evet. Ama aynı zamanda yeniden öğrenilebilen bir şeydir de. Kendine dürüst olduğunda, duygularını kabul ettiğinde ve geçmişinle yüzleşmekten kaçmadığında, daha sağlıklı ilişkiler kurman mümkün. Çünkü gerçek değişim, dışarıdan değil içeriden başlar.
Sevgi dilimiz büyük ölçüde çocuklukta yazılır. Ama o hikâyenin devamını nasıl yazacağımız bizim elimizdedir. Belki geçmişimizi değiştiremeyiz ama onunla kurduğumuz ilişkiyi değiştirebiliriz. Ve bazen, kendimize vereceğimiz en büyük hediye; öğrenilmiş kalıpların dışına çıkıp, sevgiyi yeniden tanımlamaktır.
Çünkü sevgi… sadece bize öğretilen değil, bizim de yeniden yazabileceğimiz bir psikolojik mirastır.


