Duygularınızı yuttuğunuz oldu mu hiç? İçinize akıttığınız gözyaşları yüreğinizi yaktı mı? Sizin ailenizde de birileri “Aman kızım, aman oğlum” diyor muydu? Sessizleştirildiniz, hissizleştirildiniz. Açıkça söylenmese bile davranış biçimleri zihninizi köreltti. Bazen duygularınız, bazen düşünceleriniz görülmedi. Yaşama yenik başladınız. Ancak belki de sizin şimdiki davranış biçiminizi sorgulamak yerine çocukluktaki aile dinamikleri keşfedilmelidir. Belki de birçoğunuz yazısız kuralların esirisinizdir.
“Bizim evde büyüklere ses yükselmez.” “Zayıflık gösterilmez.” “Bunun için mi ağlıyorsun?” “Abartıyorsun.” “Hemen odana git”… Bu cümleler çoğu zaman öğüt gibi görünür. Sizi hayata hazırlama amacı taşır. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bunlar aile içinde konuşulmamış ama herkesin bildiği “görünmeyen sözleşmeler”dir. Bu sözleşmeler yazılı değildir. Tartışılmaz ve çoğu zaman fark edilmez. Ancak bireyin duygu düzenleme biçiminden ilişki kurma tarzına kadar hayatında derin etkiler bırakır. Kök aile bazen sizi göklere çıkarır, bazen çıkardığı göklerden aşağı bırakır…
Aile yalnızca bireylerin bir araya geldiği bir yapı değil, aynı zamanda kurallar, roller ve sınırlarla örtülü bir sistemdir. Bu sistemin önemli bir kısmı ise görünmeyen, dile getirilmeyen kurallar bütünüdür.
Görünmeyen Kuralların Oluşumu
- Geçmiş kuşakların travmatik deneyimleri
- Kültürel normlar
- Ebeveynlerin yetiştirilme tarzları
Örneğin duygularını ifade ettiği için cezalandırılmış bir ebeveyn, kendi çocuğuna doğrudan “Duygularını bastır” demez. Onun yerine görmezden gelir ya da duygusal ifadeyi küçümseyerek aynı mesajı verir. Böylece aile içinde “duygular konuşulmaz” kuralı sessizce yerleşir. Bu süreç özellikle aile sistemleri terapisi perspektifinde ele alındığında, bireyin davranışlarının tek başına değil, sistem içindeki dinamiklerle anlaşılması gerektiğini gösterir. Murray Bowen’ın kuramı bu durumun en büyük destekçilerindendir.
“Bireyin yaşadığı psikolojik çatışmalar çoğu zaman kendi iç dünyasının değil, ait olduğu aile sisteminin bir yansımasıdır. Bowen’a göre iyileşme, bireyi değiştirmekten çok, bireyin ilişkiler ağını anlamasıyla başlar. Çünkü bir ailede hiçbir duygu tek başına yaşanmaz; her his sistemin tamamına aittir.” (Murray Bowen, 1978)
Nesiller Arası Aktarım: Psikolojik Miras
Görünmeyen kuralların en güçlü etkilerinden biri kuşaktan kuşağa aktarılmasıdır. Bu aktarım çoğu zaman bilinçsizce gerçekleşir.
- Duygularını ifade edemeyen bir anne = duygularını bastıran bir çocuk
- Sürekli fedakârlık yapan bir ebeveyn = kendi ihtiyaçlarını erteleyen bir yetişkin
- Otoriteye mutlak bağlılık = sınır koyamayan bireyler
Bu döngü birey fark etmediği sürece devam eder. Danışanlar sıklıkla “Ben anneme benzemek istemiyordum ama aynısı oldum” ya da “Babam gibi biriyle evlendim” gibi ifadelerle bu aktarımı dile getirir. Aslında burada aktarılan yalnızca davranışlar değil; ilişki kurma biçimleri, duygusal tepkiler ve hatta kimlik algısıdır. Yani kök aileniz, siz doğduğunuz andan itibaren davranışlarınıza verdiği tepkilerle birlikte sizin zihninize yerleşen kodları oluşturmuş oluyor. Aynı zamanda hayatınızın her alanında sizin seçimlerinizi, sınırlarınızı zihninizdeki kodlar, öğrenilmiş kurallar belirliyor.
Bakım vereninizin size sunduğu yaşamdan ötürü suçlu hissettirilme durumu; ileride seçeceğiniz eşin size sunacağı imkânlara karşın sizin hep “mahcup ve muhtaç” hissine kapılmanıza yol açabilir. Aynı zamanda otoriteye yani anne-babaya fazla bağlılık, ileride sınır koyamayan bir birey hâline gelmenize sebep oluyor.
Duyguların bastırıldığı bir ailede büyüyen çocuk, zamanla kendi duygularını tanımakta zorlanır. Öfkesini ifade edemez bir hâle gelir ve pasif-agresif davranışlar geliştirebilir; üzüntüsünü belli edemeyen birey ise zamanla içsel bir yalnızlık hissiyle yaşamayı öğrenir. Böylece birey kendi benliğinden uzaklaşarak bir psikolojik miras içinde yeni bir benlik inşa eder.
Danışmanlık Odasından Bir Yansıma
Kimsenin dile getirmediği ama uymak zorunda olduğu kurallar vardır. Üzülme, güçlü ol, sorun çıkarma, tartışmalar aile içinde kalır gibi cümleler çoğu zaman açıkça söylenmez; ancak nesiller boyunca aktarılır ve bireyin duygularını ifade etme biçimini derinden şekillendirir. Seans ilerledikçe fark edilir ki danışanın yaşadığı birçok zorluk aslında bugünün değil; çocuklukta öğrenilmiş bu kuralların bir devamıdır.
Kişi ait kalabilmek için kendinden vazgeçmiş; sevilmek için duygularını bastırmış; kabul görmek için kendi sınırlarını ihlal etmeyi öğrenmiştir. Bu öğretileri o kadar benimsemiştir ki itiraz etmek aklına bile gelmemiştir. Oysa iyileşme bu kuralları sorgulamakla başlar. “Hayat gerçekten böyle bir yer mi, yoksa bana öğretilen bu mu?” “Ben ne istiyorum?” İşte en kritik soru budur.
Çünkü görünmeyen kurallar fark edildiğinde zihinde işlenmeyi bırakır. Beyniniz nefes alır. Gerçekleri daha net görmeye başlarsınız. Danışmanlık odası, bu kuralların görünür kılındığı ve yeniden yapılandırıldığı bir yerdir. Ve kişi ilk kez kendi hayatına sahip olduğunu, ruhunun hafiflediğini hisseder. Kendi hayatınızın kurallarını koymaya cesaret edin; kim bilir, belki de bir kuşağın dönüşümü sizin elinizdedir.
Kaynakça
Bowen, M. (1978). Family Therapy In Clinical Practice. New York: Jason Aronson.


