Pazar, Nisan 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Deprem Sonrası Psikolojik Yıkım: Travma, Beyin ve Müdahale Yöntemleri

Afetler, insanlık tarihinin kaçınılmaz bir parçası olan, toplumların fiziksel, sosyal ve psikolojik dokusunu derinden etkileyen ve günlük yaşamı aniden kesintiye uğratan olağanüstü olaylardır. Bu olaylar sadece binaları ve altyapıları yıkmakla kalmaz; aynı zamanda bireylerin ruh sağlığı üzerinde ciddi, karmaşık ve kalıcı izler bırakır. Dünya Sağlık Örgütü’nün de belirttiği gibi ruh sağlığı, bireyin yaşamın stresörleriyle baş edebildiği bir iyilik halidir ve afetler bu iyilik halini en şiddetli şekilde tehdit eden unsurların başında gelmektedir.

Travmanın Nörobiyolojik Boyutu

Afet gibi olayların yarattığı travmayı tam anlamıyla kavrayabilmek için öncelikle insan beyninin tehditlere nasıl tepki verdiğini anlamak gerekir. İnsanlar bir tehdit algıladıklarında beyindeki amigdala bölgesi hipotalamusa bir imdat sinyali gönderir ve sempatik sinir sistemini aktive ederek “savaş ya da kaç” tepkisini başlatır. Bu aktivasyon, kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının salgılanmasına, kalp atışının hızlanmasına ve bedenin tehdide karşı hazırlanmasına yol açar. Travma, beynin özellikle amigdala, hipokampüs ve prefrontal korteks gibi bölgelerinde belirgin yapısal ve işlevsel bozulmalara neden olmaktadır. Amigdalanın aşırı aktifleşmesi bireyde sürekli bir tehdit algısına, hipervijilans (aşırı tetikte olma) durumuna ve panik ataklara zemin hazırlar. Hafıza oluşumundan sorumlu olan hipokampüs hasar gördüğünde, travmatik anıların sağlıklı bir şekilde işlenmesi ve bütünleştirilmesi engellenir; bu da Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) temel belirtilerinden olan “flashback” (geriye dönüş) ve kabuslara neden olur. Dürtü kontrolü, mantıklı düşünme ve duygu düzenlemesinden sorumlu olan prefrontal korteks işlevinin bozulması ise bireyin sağlıklı kararlar almasını ve duygularını yönetmesini zorlaştırır. Nörokimyasal düzeyde ise serotonin seviyelerindeki değişimler depresyona, artan noradrenalin (norepinefrin) ise aşırı uyarılmışlık durumlarına sebebiyet verir. Ayrıca travmatik deneyimlerin, beyindeki konuşma üretiminden ve anlamadan sorumlu Broca ve Wernicke alanlarının işlevlerini yavaşlatabildiği bilinmektedir.

Psikolojik Etkiler, Tssb ve Hayatta Kalma Suçluluğu

Afetlerin kısa vadeli etkileri genellikle akut stres belirtileri, şok, duygusal uyuşma, aşırı kaygı ve konsantrasyon güçlüğü olarak kendini gösterirken; uzun vadede Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), majör depresyon ve anksiyete bozuklukları gibi kalıcı klinik tablolara dönüşebilmektedir. Uykusuzluk, sık uyanma ve tekrarlayan kabuslar TSSB hastalarında oldukça yaygındır. Ayrıca olayları uzaktan veya yakından hatırlatan her türlü durumdan kaçınma (kaçınmacı davranışlar) ve sosyal izolasyon, TSSB’nin belirgin özelliklerindendir.

Afetler sonrasında sıklıkla gözden kaçırılan ancak son derece yıkıcı olan bir diğer durum ise “Hayatta Kalma Suçluluğu” (Survivor’s Guilt) olarak adlandırılan fenomendir. Bu psikolojik durum, başkaları ölürken veya zarar görürken kendisinin hayatta kalması nedeniyle kişinin hissettiği derin gerilim, sıkıntı ve yalnızlık duygusudur. Birey, olay üzerinde hiçbir kontrolü olmamasına rağmen, başkalarını kurtaramadığı veya onlar kadar acı çekmediği için mantıksız bir şekilde kendini suçlar. Hayatta kalma suçluluğu, PTSD’nin duygu durumla ilgili semptomlarıyla iç içedir ve özellikle intihar düşünceleri (suisidalite), şiddetli depresyon ve uykusuzluk ile doğrudan ilişkilidir. Buna ek olarak afetzedeler, evlerini, yakınlarını veya sosyal çevrelerini kaybetmelerinin ardından derin bir yas sürecine girer-ler. Kübler-Ross’un “Beş Aşamalı Yas Kuramı”na göre bu süreç inkâr, öfke, pazarlık etme, depresyon ve nihayetinde kabullenme aşamalarından oluşur. Bu sürecin aşılamaması, patolojik veya komplike yas gibi ciddi ruhsal sorunlara kapı aralar.

Risk Altındaki Gruplar: Çocuklar ve Ergenler

Afetlerden en çok etkilenen, risk altındaki grupların başında çocuklar ve ergenler gelmektedir. Baş etme becerileri henüz gelişmekte olan ve yaşamlarını idame ettirmek için yetişkinlere bağımlı olan bu yaş grubu, güvenlik duygularının yıkılmasıyla birlikte yoğun bir çaresizlik yaşar. Çocuklarda afet sonrasında uyku ve iştah bozuklukları, altını ıslatma (enürezis), konuşma bozuklukları, ayrılık kaygısı, öfke patlamaları, bebeksi davranışlara gerileme (regresyon) ve okul başarısında düşme gibi tepkiler gözlemlenir. Çoklu travma öyküsü olan, ebeveynlerinin de afet sonrası yoğun stres veya panik yaşadığına tanık olan çocukların, diğer çocuklara oranla daha şiddetli semptomlar ve TSSB geliştirdiği görülmektedir.

Müdahale ve Tedavi Stratejileri

Afetlerin yıkıcı etkileriyle mücadele etmek için çok çeşitli psikososyal destek mekanizmaları bulunmaktadır. Yetişkinler için akut dönemde, mağdurlara pratik destek sağlayan ve temel ihtiyaçların (barınma, beslenme) karşılanmasını içeren Psikolojik İlk Yardım (PİY) kritik bir adımdır. Uzun vadeli iyileştirme programlarında ise Travma Odaklı Bilişsel Davranışçı Terapi (TF-CBT) ve Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) gibi kanıta dayalı tedaviler ön plana çıkmaktadır.

Özellikle 2023 Kahramanmaraş depremlerinin ardından hayatta kalan yetişkinler üzerine yapılan meta-analiz çalışmaları, yapılandırılmış psikolojik müdahalelerin TSSB, depresyon ve anksiyete üzerinde son derece güçlü iyileştirici etkileri olduğunu göstermiştir. Bu süreçte inanç sistemlerine ve yerel kültüre duyarlı hale getirilmiş yaklaşımlar (örneğin tevekkül, sabır ve şükür kavramlarının entegre edildiği İslami Bilişsel Davranışçı Terapi veya dini ögelerle harmanlanmış Logoterapi / Anlam Terapisi) afetzedelerin tedaviye katılımını ve terapinin etkinliğini ciddi oranda artırmıştır. Yüz yüze hizmetlerin aksadığı felaket bölgelerinde uygulanan Telepsikiyatri ve Sanal Gerçeklik (VR) destekli travma terapileri de klinik olarak oldukça başarılı sonuçlar vermiştir. Yetişkinlerin ve kurtarma ekiplerinin travmayla başa çıkmalarında, grup terapileri yoluyla sosyal dayanışmanın artırılması büyük önem taşır.

Çocuklarda ise tedavi yaklaşımı yetişkinlerden farklılaşmalıdır. Çocukların Broca ve Wernicke (dil ve konuşma) alanlarının travmadan etkilenmesi ve soyut düşünce becerilerinin 10 yaşına kadar tam gelişmemesi, onların duygularını kelimelere dökmesini zorlaştırır. Bu noktada Oyun Terapisi, çocukların kelimelerle ifade edemedikleri travmatik anılarını sembolik olarak canlandırmalarına ve işlemelerine olanak tanıyan evrensel bir dildir. Çocuk Merkezli Oyun Terapisi, Bilişsel Davranışçı Oyun Terapisi ve ailelerin de sürece aktif katıldığı Filial Terapi veya Theraplay yöntemleri; çocukların içsel çatışmalarını dışa vurmasını, güvende hissetmelerini ve anksiyete seviyelerinin düşmesini sağlamaktadır. Terapistler tarafından uygulanan “Hayatınızı Renklendirin” veya korkutucu bir canavar figürüne parti şapkası çizdirerek olayın kontrol edilebilirliğini artıran bilişsel etkinlikler gibi yaratıcı teknikler, afet travmalarında son derece iyileştiricidir.

Afetlerin Uzun Dönemli Seyri ve “İkinci Zirve” Fenomeni

Son yıllarda yapılan geniş çaplı, boylamsal (longitudinal) epidemiyolojik araştırmalar, afetlerin zihinsel etkilerinin on yıllarca sürebileceğini kanıtlamıştır. Travma ve yas belirtileri genellikle afet sonrası ilk aylarda doruk noktasına ulaşıp ardından bir iyileşme sürecine girse de; azalan sosyal destek, süregelen ekonomik zorluklar, yerinden edilme sorunları ve kronikleşen bedensel hastalıklar nedeniyle afet üzerinden yaklaşık 9 ila 18 yıl (110-220 ay) geçtikten sonra psikolojik rahatsızlıkların tekrar alevlendiği bir “İkinci Zirve” (Twin Peaks) fenomeni gözlemlenmektedir. Bu durum, travmanın yalnızca anlık ve kısa süreli bir tepki olmadığını; aksine ailenin, sosyal çevrenin ve kurumların dokusuna işleyerek toplum sağlığını on yıllar boyunca tehdit etmeye devam ettiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Sonuç

Toplumların afetler karşısındaki Psikolojik Sağlamlık kapasitesini artırmak için, afetin hemen ardından başlanan psikolojik ilk yardımın, uzun vadeli, çok disiplinli ve kültüre duyarlı ruh sağlığı hizmetleri ile desteklenmesi şarttır. Etkili iyileşme, bireylerin kendi başa çıkma kapasitelerini ve psikolojik sağlamlıklarını harekete geçiren, nörobiyolojik tahribatı onaran, hayatta kalma suçluluğu gibi derin inançları bilişsel düzeyde yeniden yapılandıran ve çocuklardan yaşlılara kadar toplumun her kesimini kapsayan entegre programlar ile mümkündür. Sadece bugünü değil, afetlerden yıllar sonra yaşanabilecek gecikmiş psikolojik sorunları da kapsayacak önleyici politikaların geliştirilmesi, afet yönetimi ve halk sağlığı stratejilerinin temelini oluşturmalıdır.

Felaketlere karşı alabildiğimiz önlemlerin daha sağlıklı olduğu ve gerek ruhsal gerekse fiziki iyi oluşumumuzun her zaman en yüksek olduğu şekilde kalabilmesi dileğiyle.

Berkay Korkmaz
Berkay Korkmaz
Berkay Korkmaz, Psikoloji öğrencisi olarak İstanbul Medipol Üniversitesi’nde eğitim görmeye devam etmektedir. Lise döneminde okulunda kurduğu Psikoloji Topluluğu ile o zamanlardan alanla ilgili tohumları almış ve çeşitli çalışmalar yaparak tercihlerini de bu yönde ilerletmiştir. Lisans süreci devam ederken çeşitli proje, öğrenci topluluğu ve STK/derneklerde aktif olarak roller almıştır. Adli Psikoloji ve Suç Bilimine yoğun ilgi duymasının yanı sıra, Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Cinsel Terapi ve Cinsel İşlev Bozuklukları gibi alanlara ilgi duymakla beraber çeşitli eğitimler ve seminerlere katılıp bu alanlarda profesyonel olarak çalışmayı hedeflemektedir. Yaptığı çalışma ve okumalar neticesinde çeşitli yazılar kaleme almaktadır ve bu yazılarını düzenli olarak paylaşmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar