Bazen içimizde bir ses konuşur. Ve ne gariptir ki bu ses hiç nazik değildir.
“Yine beceremeyeceksin.” “Diğerleri yapıyor, sen niye yapamıyorsun?” “Bak komşunun kızı ne kadar güzel başarıyor.”
Oysa insan ister ki çocuğu –ya da kendisi– şunu duyabilsin: “Yapabilirsin. Olmazsa da canın sağ olsun. Elinden geleni yaptın.”
Ama çoğu zaman bu olmuyor.
Çünkü çocukken, en güvendiğimiz kişilerden –anne, baba, öğretmen gibi birinci derece bakım verenlerden– duyduğumuz cümleler, zamanla dışarıdan gelen sesler olmaktan çıkıyor. Bir süre sonra fark etmeden kendi iç sesimize dönüşüyor. Ve yıllar geçse de, o ses bizimle birlikte büyüyor.
Bugün biri bize küçücük bir geri bildirim verdiğinde, içimiz neden bu kadar sarsılıyor sanıyoruz? Aslında sarsılan bugünkü “yetişkin ben” değil. Bir anda devreye giren, çocukluğumuzdaki duygular oluyor.
İşte tam o anda çocuk halimiz direksiyona geçiyor.
Ve bu çocuk modundayken genelde üç yoldan birini seçiyoruz: Ya bizi eleştiren kişiden kaçıyoruz. Ya eleştiriyi mutlak gerçek kabul edip kendimizi tamamen teslim ediyoruz. Ya da eleştirilme ihtimali olan tüm ortamlardan uzak duruyoruz; sadece kişilerden değil, riskten bile.
Zeynep’in Hikayesi ve Karar Süreçleri
Bir örnek düşünelim.
Zeynep bir süredir yeni bir işe girmeyi düşünüyor. Çevresinden zaman zaman şuna benzer cümleler duyuyor:
“Bu işler çok zor, senin için ağır olur.” “Zaten herkes torpille giriyor.” “Bir denedin olmadı ya, demek ki sana göre değil.”
Başta Zeynep bu sözlere itiraz ediyor. “Belki bu sefer olur,” diyor. “Biraz daha hazırlanabilirim.”
Ama bu cümleler tekrarlandıkça, içindeki ses yavaş yavaş değişmeye başlıyor.
Önce düşünce geliyor: “Ben zaten beceremem.”
Sonra duygu eşlik ediyor: Umutsuzluk, isteksizlik, içten içe bir teslimiyet.
Ve en son davranış değişiyor.
Zeynep ilanlara bakmamaya başlıyor. Başvuruları erteliyor. Mülakat çağrısı geldiğinde “zaten olmayacak” diyerek gitmiyor. Hazırlanması gereken şeyleri yarım bırakıyor.
Bir süre sonra dönüp kendine şunu söylüyor: “Bak işte, yine olmadı.”
Oysa “olmadı” sandığı şey, çoğu zaman gerçekten denediği bir süreç değil; önceden vazgeçtiği bir yol oluyor. İç sesin söylediği kehanet, davranışlarla adım adım gerçekleştirilmiş oluyor. Ve kişi bunu fark etmeden şuna inanıyor: “Ben gerçekten yapamayan biriyim.”
Savunma Mekanizması Olarak Aşırı Telafi
Ama herkes eleştiri karşısında teslim olmaz. Bazıları tam tersini yapar.
Eleştiriyle, yetersizlik hissiyle ya da hata ihtimaliyle karşılaştığında geri çekilmek yerine daha da ileri atılırlar. Sanki içlerinden bir ses şunu söylüyordur:
“Zayıf görünemem.” “Yanılıyor olamam.” “Her şeyi yapabilmeliyim.”
Bu tutuma psikolojide aşırı telafi denir.
Aşırı telafi eden kişiler, derinde hissettikleri yetersizlik duygusunu bastırmak için bunun tam karşıtına tutunurlar. Yani içteki inanç çoğu zaman şudur:
“Yeterli değilim.”
Ama bu duyguyla kalmak çok acı verici olduğu için zihin, bunu kabul etmek yerine daha güçlü bir maske üretir:
“Ben her şeyi yapabilirim.” “Kimseye ihtiyacım yok.” “Zayıflık bana göre değil.”
Dışarıdan bakıldığında bu kişiler özgüvenli, iddialı ve güçlü görünür. Oysa bu güç, çoğu zaman kırılgan bir zeminin üzerinde durur.
Ve bu durumun da bedelleri vardır.
Aşırı telafi eden kişi hata yapmaya tahammül edemez. Çünkü hata, yalnızca bir yanlış değil; değere yönelik bir tehdit gibi hissedilir.
Bu yüzden: – Kendini sürekli kanıtlama ihtiyacı duyar. – Dinlenmekte zorlanır, duramaz. – Yardım istemeyi zayıflık olarak görür. – Eleştirildiğinde ya savunmaya geçer ya da karşısındakini küçümser. – İçten içe sürekli bir gerginlik ve yalnızlık hissi taşır.
Zamanla kişi gerçekten yorulur. Ama duramaz. Çünkü durursa, bastırdığı o eski duyguya, yetersizlik hissine, incinmiş çocuk tarafına temas etmek zorunda kalacaktır.
Farkındalık Ve İyileşme Yolculuğu
Son Bir Not
Eğer bugün bir eleştiri seni olduğundan fazla yaralıyorsa, ya da tam tersine seni sertleştirip herkese karşı savunmaya geçiriyorsa, bu senin “zayıf” ya da “kibirli” olduğun anlamına gelmez. Muhtemelen içindeki çocuk, bir zamanlar yeterince anlaşılmadığı bir yerden sesleniyordur.
Bu sesi susturmaya çalışmak yerine, kime ait olduğunu fark etmek iyileştirici bir başlangıç olabilir.
Sana Küçük Bir Davet
Bir dahaki sefere iç sesin seni sertçe eleştirdiğinde, dur. Kendine şunu sor:
“Bu sesi ilk ne zaman duymuştum?”
Ve belki de ilk kez, o cümleye şu karşılığı ver:
“Şu an güvendeyim. Elimden geleni yapıyorum.”


