Pazar, Nisan 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ekranların Gölgesinde Büyüyen Çocuklar: Kaybolan Deneyimler

Günümüzde çocuklar giderek daha fazla ekranın ardında büyüyor. Bu durum yalnızca bir alışkanlık değişikliği değil; çocukluğun doğasının dönüşmesine işaret ediyor. Gerçek dünyada çocuk olmak, ilişki içinde var olmayı, düşmeyi, kalkmayı, ağlamayı, mutlu olmayı, yeniden denemeyi ve sınırlı imkanlarla sınırsız oyunlar kurabilmeyi gerektirir. Aynı zamanda zengin bir hayal gücü geliştirmek ve anın içinde kalabilmek bu deneyimin merkezindedir. Ancak ekranın sunduğu hızlı, ödüllendirici ve sürekli değişen içerikler, çocukların bu temel deneyimleri yaşamasını giderek zorlaştırıyor.

Ekran dünyası, çocukları haz odaklı bir deneyime yönlendirir. Videolar veya oyunlar, ilgi çekici olmadığı anda hızla değiştirilebilir ve her zaman daha keyifli bir alternatif mevcuttur. Bu durum, çocukların bekleme ve sebat etme becerilerini zayıflatır. Eskiden sevilen bir çizgi filmi beklemek, yalnızca heyecanı değil, aynı zamanda sabrın ve ertelemenin içsel tatminini de beraberinde getirirdi. Bugün ise çocuk, hoşuna gitmeyen bir içerikte kalmak yerine hemen başka bir seçeneğe geçebiliyor. Bu süreklilik, sabır gerektiren süreçlere karşı toleransın azalmasına ve daha haz odaklı bir yaşam tarzının gelişmesine yol açıyor.

Hayatın kendisi çoğu zaman sabır, süreklilik ve emek gerektirir. Haz odaklı deneyimlere alışan çocuklar, istedikleri sonuca hemen ulaşamadıklarında kolayca vazgeçebilirler. Bu durum, arkadaşlık, ebeveynlik ve ilerideki partner ilişkilerinde yüzeyselliğe, derinleşememeye ve yalnızlık hissine zemin hazırlayabilir. Yoğun ve kontrolsüz ekran kullanımının çocuklarda sosyal etkileşim azalması, duygusal düzenleme güçlükleri ve dikkat problemleri ile ilişkili olduğu pek çok çalışmada belirtilmiştir (Radesky, Schumacher & Zuckerman, 2015).

Ebeveyn-çocuk ilişkisi, bu noktada kritik bir rol oynar. Çocukların ihtiyaçları değişmemiştir; hâlâ görülmek, anlaşılmak ve bağ kurmak isterler. Ancak bu ihtiyaçların karşılanma biçimi, dijital çağda farklılaşmıştır. Ekrana yönelen çocuk çoğu zaman yalnızca eğlenmek istemez; aynı zamanda bir düzenlenme, kontrol ve bazen de kaçış arar. Ev içindeki sınır eksikliği, yeterli ilişki ve bağ kurulamaması, ekranı daha çekici hâle getirir. Bu nedenle ekran, çoğu zaman neden değil, bir sonuç olarak değerlendirilmelidir.

Araştırmalar, ebeveyn-çocuk ilişkilerinin niteliğinin çocukların ekran kullanımını doğrudan etkilediğini göstermektedir. Özellikle ebeveynin çocukla geçirdiği nitelikli zamanın artması, problemli ekran kullanımını azaltırken; yeterli ilişki kurulamayan çocukların dijital ortamlara daha fazla yöneldiği gözlemlenmiştir. Ayrıca ebeveynin kendi ekran kullanımı da çocuğun davranışlarını etkiler; çocuklar söyleneni değil, gördüğünü tekrar eder. Bu nedenle ebeveynin kendi davranışını fark etmesi, ekranla ilişkiyi yönetmenin ilk adımıdır.

Günümüz dünyasında belli bir yaştan sonra çocukları tamamen ekrandan uzak tutmak, ne mümkün ne de gerçekçi bir beklentidir. Özellikle okul çağı ve sonrası çocukları, çevresel gereklilikler ve sosyal bağlam nedeniyle ekranlardan tamamen izole etmek mümkün değildir. Önemli olan, ekrana maruz kalmanın dengeli bir şekilde yönetilmesi ve çocuğun gerçek dünyadaki deneyimlerle desteklenmesidir. Daha az ekran, daha çok gerçek deneyim; daha az hazır uyarım, daha çok ilişki ve oyun… Çocuğun üzülmesine, zorlanmasına ve denemesine alan tanımak; ancak bu süreçte yanında olmak, güven vermek ve yalnız olmadığını hissettirmek gelişimin en kritik parçalarındandır.

Bu süreçte ebeveynler, çocukla kaliteli zaman geçirmeye özen göstermeli; oyun, sohbet ve birlikte etkinlik deneyimlerini artırmalıdır. Basit günlük rutinlerde bile küçük karar alanları ve denemeler sunmak, çocuğun sabır, sebat ve çözüm üretme becerilerini destekler. Böylece ekranın gölgesinde kaybolan çocukları, gerçek dünyada deneyim kazanabilen, ilişkileri derinleşebilen bireyler hâline getirmek mümkün olur.

Dijital çağda çocukluğu yeniden düşünmek, çocukları değiştirmeye çalışmak değil; onların içinde büyüdüğü dünyayı anlamak ve ilişkiyi yeniden kurmaktır. Çünkü mesele, çocukların değişmesi değil; bizim onları hangi dünyada ve nasıl anlamaya çalıştığımızdır.

Kaynakça

Radesky, J. S., Schumacher, J., & Zuckerman, B. (2015). Mobile and interactive media use by young children: The good, the bad, and the unknown. Pediatrics, 135(1), 1–3.

Christakis, D. A. (2019). Interactive media use at younger than the age of 2 years: Effects on cognitive, language, and social-emotional development. Pediatrics, 143(4), e20183323.

İpek Can
İpek Can
Ben İpek Can, Sosyoloji mezunu bir Aile Danışmanıyım. Kariyerim boyunca çeşitli kurumlarda kadın ve çocuk merkezleri ile psiko-sosyal destek birimlerinde çalıştım. Bu süreçte, karşılaştığım çoğu sorunun kökeninde aile içi dinamiklerin yattığını ve bu dinamiklerin bireyin iç dünyasını derinden etkilediğini gözlemledim. İnsan ilişkileri, özellikle aile bağları ve bunların bireyler –özellikle çocuklar– üzerindeki uzun vadeli etkileri benim en büyük merakım. Bu merakım doğrultusunda sürekli araştırmalar yapıyor, teorik birikimimi saha deneyimlerimle bütünleştiriyorum. 2023 deprem felaketi sonrasında çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla sahada aktif rol aldım; afetzedelere yönelik psiko-sosyal destek programlarında önemli katkılar sağladım. Bu zorlu süreç, birey-aile-toplum üçgenindeki kırılganlıkları daha yakından incelememe vesile oldu. “İnsan nedir?” sorusuyla başladığım entelektüel yolculuğumu, insanlar ve aileler arasındaki ilişkileri anlamak, incelemek ve iyileştirmek üzerine sürdürüyorum. Araştırmalarım, hem akademik hem de uygulamalı boyutta, bireylerin daha sağlıklı ilişkiler kurabilmesine ışık tutmayı hedefliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar