Pazartesi, Mart 16, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bize Zarar Veren İlişkilerin İçinden Neden Çıkamıyoruz?

Bazı ilişkiler bireyi duygusal olarak yıpratır, değersizlik hislerini tetikler ve psikolojik iyi oluşu zedeler; buna rağmen bu tür ilişkileri sonlandırmak çoğu zaman dışarıdan göründüğü kadar kolay değildir. Dışarıdan bakıldığında “Neden hâlâ bu ilişkidesin?” sorusu sıkça yöneltilse de, zararlı ilişkilerde kalma davranışı basit bir irade meselesiyle açıklanamaz. Literatür, bu eğilimin bağlanma stilleri, bilişsel çarpıtmalar ve öğrenilmiş çaresizlik gibi kavramlarla ilişkili olduğunu; sürecin duygusal, bilişsel ve biyolojik temellere dayandığını göstermektedir.

Zarar verici bir ilişki içinde birey çoğu zaman yoğun bir içsel çelişki yaşar. Bilişsel düzeyde “Bu ilişki bana iyi gelmiyor” değerlendirmesi yapılırken, duygusal bağın sürmesi ayrılığı zorlaştırabilir. Bu bilişsel-duygusal çatışma, ilişkide kalma davranışının merkezinde yer almaktadır. Dolayısıyla bu durumun “bağımlılık” ya da “zayıflık” etiketiyle açıklanması indirgemeci bir yaklaşım olur. Bu durumda etkiletmeler aksine, çok katmanlı psikolojik süreçlerin etkileşimi söz konusudur.

Bağlanma: İlişkide Kalma İhtiyacı

Bağlanma, doğumdan ölüme kadar insan davranışlarının bütünleyici bir parçasıdır. Bağlanma, insan yaşamı boyunca etkisini sürdüren temel bir psikolojik ihtiyaçtır. John Bowlby’nin bağlanma kuramına göre erken dönemde, bakım verenle kurulan ilişki, bireyin sonraki yakın ilişkilerinde güven, yakınlık ve ayrılık deneyimini belirgin biçimde etkiler (Bowlby, 2012). Güvenli bağlanma, çocuğun psikolojik gelişiminde koruyucu bir faktör olarak değerlendirilirken; güvensiz bağlanma örüntüleri yetişkinlikte kurulan romantik ilişkilerin niteliğini etkileyebilmektedir (Savi Çakar, 2020).

Kılıç ve Kümbetlioğlu’nun (2016) çalışmasında da bağlanma stillerinin yetişkin ilişkilerindeki iletişim biçimleriyle ilişkili olduğu belirtilmektedir. Güvenli bağlanma geliştiren bireylerin daha sağlıklı ve doyum sağlayıcı ilişkiler kurabildikleri; kaçınan, kaygılı ya da dağınık bağlanma örüntülerine sahip bireylerin ise yakınlık, güven ve iletişim alanında daha fazla güçlük yaşadıkları ifade edilmektedir. Bu bağlamda, zararlı bir ilişkide kalma davranışı, bireyin bağlanma sisteminin ayrılığı tehdit olarak algılamasıyla ilişkili olabilir. Bağlanma stilleri, bireylerlerin hayatları boyunca oluşturacakları romantik, arkadaş vb. yakın ilişkilerinin doğasını ve yapısını dolayısıyla yaşam kalitesini aynı zamanda kendisi ve başkaları ile ilgili algısını da şekillendirmektedir.

Travmatik Bağ: Acı İle Umudun İç İçe Geçmesi

Bazı ilişkilerde kötü anlarla güzel anlar iç içe geçer. Bir gün kırılırız, ertesi gün özür ve ilgi görürüz. Bu iniş çıkışlı yapı, kişiyi ilişkiye daha sıkı bağlayabilir. Bu bağın temelinde aralıklı pekiştirme mekanizması vardır. Davranış psikolojisinde iyi bilinen bu ilkeye göre, ödülün düzensiz ve öngörülemez şekilde verilmesi, bağı daha da güçlendirir. Yani kişi her zaman ilgi görmez ama tam kopacakken gelen bir özür, bir çiçek, bir “sensiz yapamam” cümlesi umut sistemini yeniden aktive eder. Beyin, özellikle dopamin salınımı üzerinden bu dalgalı yapıya duyarlı hale gelir. Bu durum, biyolojik düzeyde de bağı pekiştirir.

Travmatik bağın tipik döngüsü şöyledir:

  1. Gerilim artışı: Eleştiri, mesafe, değersiz hissettirme.

  2. İncinme/kriz: Tartışma, kırılma, bazen psikolojik ya da fiziksel zarar.

  3. Telafi dönemi (balayı evresi): Özür, yoğun ilgi, vaatler.

  4. Geçici sakinlik: Her şey düzelmiş gibi hissettirme.

  5. Yeniden gerilim.

Bu döngü tekrar ettikçe kişi şunu düşünmeye başlar:

  • “Demek ki aslında seviyor ama öfkesini kontrol edemiyor.”

  • “Bu sefer gerçekten değişecek.”

Özellikle balayı dönemi, “Belki değişir” umudunu canlı tutar. Umut, çoğu zaman gerçeğin önüne geçer ve acıyı tolere etmeyi kolaylaştırır. Dolayısıyla bu inişli çıkışlı yapı, bireyin ilişkiye daha güçlü biçimde bağlanmasına neden olabilir. Burada bağlanan şey çoğu zaman ilişki değil, değişme ihtimalidir. Kişi, iyi anların kalıcı ve gerçek; kötü anların ise “geçici” olduğuna inanmak ister.

“Ya Bir Daha Kimse Olmazsa?”: Düşünce Tuzakları

Aaron T. Beck’in bilişsel kuramına göre, insanlar olaylardan çok, o olaylara yükledikleri anlamlardan etkilenirler. Zararlı ilişkilerde kişi sıkça şu düşüncelere kapılabilir:

  • “Bu kadar da kötü değil.”

  • “Ya bir daha kimse olmazsa?”

  • “Beni en iyi o tanıyor”

  • “Ben onu iyileştirebilirim.”

  • “Onsuz yapamam.”

  • “Ben de hatalıyım.”

  • “Ben mi fazla hassasım?”

  • “Biraz daha sabretmeliyim.”

Bu düşünceler, ilişkide kalmayı kolaylaştıran, korkuyu bastıran zihinsel savunmalardır. Kısa vadede kaygıyı azaltırlar ancak uzun vadede kişinin öz-değerini ve sınırlarını aşındırırlar. Ayrıca Martin Seligman’ın öğrenilmiş çaresizlik kavramı, kişinin tekrar eden olumsuz deneyimler sonucunda mücadele etmeyi bırakabileceğini açıklar. Defalarca denemiş ama sonuç alamamış biri, zamanla “Zaten değişmeyecek, ilişkiler hep böyle” diye düşünmeye başlayabilir ve ilişkiyi sürdürmeye devam edebilir.

Neden Bu Kadar Zor?

Çünkü mesele sadece mantık değildir. İnsan bağlanmak ister. Anlaşılmak, sevilmek, yalnız kalmamak ister. Zarar veren kişi aynı zamanda sevgi kaynağıysa, ayrılmak sadece bir ilişkiden değil, bir hayalden de vazgeçmek anlamına gelir. Üstelik inişli çıkışlı ilişkiler beynin ödül sistemini etkileyebilir. Arada gelen güzel anlar, kişiyi tekrar umutlandırır ve döngü devam eder.

Ve En Önemlisi: Ayrılığın Psikolojik Maliyeti

Ayrılık sadece bir kişiden değil, bir alışkanlıktan, bir kimlikten, gelecek tasavvurundan ve harcanan emekten de ayrılmaktır. Davranışsal ekonomi literatüründe batık maliyet yanılgısı olarak adlandırılan eğilim, bireyin maddi ve manevi geçmiş yatırımlarını gerekçe göstererek ilişkiyi sürdürmesine yol açabilir. Ayrıca belirsizlik kaygısı, mevcut acıyı öngörülemeyen bir geleceğe tercih etmeye neden olabilir.

Kısaca, zarar veren bir ilişkiden çıkamamak, güçsüzlük değil; çoğu zaman bağlanma ihtiyacının, umut duygusunun ve geçmiş deneyimlerin bir sonucu olabilir. Bu döngüyü kırabilmek için önce kendimizi yargılamadan anlamamız, istek ve beklentilerimizi değerlendirmemiz, duygularımızı küçümsemeden, gerçeğe objektif bir şekilde bakabilmemiz gerekir çünkü değişim çoğu zaman ayrılıkla değil, farkındalıkla başlar. Psikolojik destek, kişinin hem bağlanma örüntülerini fark etmesine hem de sağlıklı sınırlar geliştirmesine yardımcı olabilir.

Bazen gitmek zor gelir ama unutmayın ki kalmanın bedeli daha ağır olabilir.

Kaynakça

Bowlby, J. (2012). Bağlanma (T. V. Soylu, Çev.). Pinhan Yayıncılık. Festinger, L. (2016). Bilişsel çelişki kuramı (N. Yılmaz, Çev.). İmge Kitabevi. Kılıç, T. & Kümbetlioğlu, M. (2016). Bağlanma stillerinin iletişim becerilerine etkisini araştırma. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 25(3), 381–396. Savi Çakar, F. (2020). Yaşam dönemleri ve uyum sorunları. Pegem Akademi. Seligman, M. E. P. (2015). Öğrenilmiş çaresizlik (E. D. Çetin, Çev.). Okuyan Us Yayın.

şevval çelik yıldırım
şevval çelik yıldırım
Ufuk Üniversitesi, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Lisans mezunu olan Şevval Çelik Yıldırım, psikolojik danışman ve aile danışmanı olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Lisans eğitimi süresince ve sonrasında farklı kurumlarda edindiği saha deneyimleriyle bireylerin, çiftlerin ve ailelerin psikolojik iyi oluşunu desteklemeye yönelik çalışmalar yürütmektedir. Mesleki gelişimini uygulama temelli eğitimlerle güçlendiren yazar; kısa süreli çözüm odaklı terapi, kişilik değerlendirme envanterleri, dikkat ve gelişim değerlendirmeleri, mahremiyet ve cinsel eğitim alanlarında uygulayıcı yetkinliklere sahiptir. Danışanlarıyla çalışırken gelişimsel ihtiyaçları merkeze alan, bütüncül ve etik bir yaklaşımı benimsemektedir. Psikoloji üzerine ürettiği içeriklerinde ve yazılarında günlük yaşamdan besleniyor olup, farkındalık artırmayı hedefleyip, bilimsel temelli bilgiyi sade ve anlaşılır bir dille herkese aktarmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar