Pazartesi, Haziran 8, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kaygı Bir Rakip mi Yoksa Rehber mi?

Bir gün üç arkadaş yolda giderken dere görürler. Arkadaşlardan biri der ki “Eyvah, dere! Ben dereden geçemem, ıslanırım, düşerim, yaralanırım. Geri döneceğim.” Ve arkasına bakmadan oradan uzaklaşır. Derenin diğer tarafını sonsuza kadar göremeyecektir. Diğer arkadaş gidene bakarak “Aman ne var bunda, neden yapamayacakmışım? Hiçbir şey olmaz” diyerek pat küt dalar dereye. Üstü başı ıslanmış, paçaları çamur, yaralı bir şekilde derenin karşısına geçer fakat nerede olduğunu anlayamaz çünkü kendini onarmak ve temizlemekle meşgul olur. Kalan arkadaş da der ki “ Nereden çıktı bu dere? Ne güzel yolumuzda gidiyorduk.” Der. Yine de eğilip bakar derenin boyuna, taşları kontrol eder, paçasını katlar, taşları hesaplar ve hiç ıslanmadan yolun karşısına geçer. Ve derenin karşısındaki yolda etrafına bakarak yürümeye devam eder. Hiç ıslanmadan, yaralanmadan…

Bu 3 tür kaygının örneğidir. Birinci arkadaş: Çok kaygı. Kaygı; yapabilme ihtimalinin gölgeleyip harekete geçmesini engellediği için onun derenin karşı tarafını görmesini de hayatın da güzelliklerini tatmasını da engeller. İkinci arkadaş: Hiç kaygı. Kaygısızlık; tehlikeyi fark edemeyip önlem almasını engelleyerek yaralanmasına, zarar görmesine sebep olur. Cesaretle girdiği olaylardan toparlaması gereken ikinci durumlarla çıkabilir. Üçüncü arkadaş: Orta kaygı. Kontrollü kaygı; kendinin olağandışı bir durum içinde olduğunu fark ettirir, çözüm ürettirir, plan yaptırır ve zarar görmeden derenin karşısının da, hayatın da keyfini çıkarır.

Hedef Kaygıyı Tamamen Yok Etmek mi Olmalıdır?

Kaygı, korku merkezi olan “Amigdala”nın aşırı uyarılması ve mantık merkezi olan “Prefrontal Korteks”in bu uyarılmaları yeterince bastıramamasıyla bir “ağ bozukluğu” ortaya çıkar. Beynin mantıklı düşünme merkezi olan prefrontal korteks, amigdalanın elde ettiği bu duyguyu kontrol edemediğinde kaygı daha yoğun yaşanır. Alında bu, hayatta kalma mekanizmasıdır.

Sınava çalışan bir öğrenci potansiyelini gerçekleştirmek için, ameliyatı yapan bir doktor doğru yere doğru zamanda müdahale etmek için, yarışmadaki sporcu kaslarını ve zamanını iyi yönetmek için, topluluğa hitap eden bir konuşmacının doğru kelimeleri doğru telaffuz edebilmesi için ihtiyacı olan duygu yönetilebilen bir kaygıdır. Yönetilebilen kaygı, dikkati ve performansı arttırır. Bilim insanları bu dengeyi “Optimal Kaygı Düzeyi” olarak tanımlar.

Kaygıyı Yönetme Yöntemleri ve Belirtiler

İnsanların yaklaşık %30’u hayatının bir döneminde yoğun kaygı yaşar. Ve dünya genelinde en yaygın olan psikolojik rahatsızlık “Anksiyete (kaygı) bozukluklarıdır.” Ancak çoğu insan bunu yönetmeyi öğrenir. Kaygının kontrol edilemez hale geldiğinde bildirimler verir. Sürekli düşünme, kaçınma davranışı, bedensel gerginlik, eyleme geçememe… Tüm bu ve benzeri kaygı yoğunluğunu işaret eden belirtiler en ilk olarak kaygının adı konulduğunda etkisini azaltmaya başlar. Başa gelen kaygı verici olaylar sonrasında kişi, “Şu an kaygılıyım” dediğinde, beynin kontrol merkezi tekrar devreye girer. Kaygı kontrol etmenin birçok yöntem ve teknikleri de vardır. Nefes ve Gevşeme Egzersizleri (4-7-8, ilerleme kas gevşetme…), Zihinsel ve Farkındalık Teknikleri (5-4-3-2-1, düşünceleri kâğıda dökme, endişe saati…), Yaşam Tarzı Değişiklikleri (aktivite, beslenme ve uyku, doğada vakit geçirme…), Profesyonel Destek.

Kaygıyla Kurulan İlişki ve Farkındalık

Kaygıyı hayatımızdan tamamen çıkarmaya çalışmak, aslında kendimizin önemli bir parçasını susturmaya çalışmak gibidir. Çünkü kaygı, çoğu zaman bize neyin değerli olduğunu gösterir. Bastırılması gereken bir duygudan ziyade ihtiyaçlarımızla yeniden bağ kurmamızı işaret eden bir bildirimdir. Bir öğrenci sınavdan önce kaygılanır, çünkü geleceği onun için önemlidir. Bir doktor ameliyattan önce kaygı hisseder, çünkü karşısındaki hayat değerlidir. Kaygı; ilgisizliğin değil, aksine derin bir sorumluluk duygusunun işaretidir. Sorun kaygının varlığı değil, onunla kurulan ilişkidir. Kaygıyı bastırılmaya çalışıldığında büyür, yok sayıldığında daha yüksek sesle geri döner. Kaldı ki bastırma bir savunma mekanizmasıdır. Ve savunma mekanizmaları bizim gerçek ile aramızdaki bağı zayıflatır. Neredeyse bu gerçeklik algısını yok eder. Oysa fark edildiğinde, adını konulduğunda ve anlamaya çalışıldığında, tehdit olmaktan çıkar ve bir rehbere dönüşür. Bize nerede durmamız, nerede hazırlanmamız ve nerede kendimize güvenmemiz gerektiğini hatırlatır. Belki de kaygı, sanıldığı gibi zayıflığın değil, insan oluşumunun bir parçasıdır. Ondan kaçmak yerine onu dinlemeyi öğrendiğimizde, kaygı bizi durduran değil, daha bilinçli ilerlememizi sağlayan bir pusulaya dönüşür. Çünkü kaygıdan kurtulmak değil, onu anlamak insanı gerçekten özgürleştirir. Kaygı bir rakip değil, hayatımıza eşlik eden bir rehberdir.

İlayda Sakmaz
İlayda Sakmaz
Psikolog İlayda Sakmaz, psikoloji eğitimini tamamladıktan sonra mesleki çalışmalarını psikoterapi alanında sürdürmektedir. Oyun terapisi, çocuk ve ergenlerle bireysel terapi ile yetişkinlere yönelik bireysel terapi alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir. Kaygı, stres, özgüven, iletişim becerileri ve somatizasyon alanlarında uzmanlaşmıştır. Psikolojinin gündelik yaşamda karşılık bulan yönlerini görünür kılmayı amaçlayan Sakmaz; insan ilişkileri, benlik güçlendirme ve ruhsal farkındalık üzerine yazılar kaleme almakta, aynı zamanda sosyal medyada psikoloji odaklı içerikler üretmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar