Bu kadar göz önünde olduğumuz bir çağda, kaygılarımızın artması bir tesadüf değildir. Günümüzde sosyal medya, kendimizi ve gündelik hayatımızı paylaştığımız, başkalarının da hayatını görebildiğimiz bir yer haline dönüştü. Bu görünürlük çoğu zaman bize kendimizi iyi hissettirse de altta yatan bir kaygıyı da beraberinde getiriyor. Diğer insanların yaşamlarına seyirci olmak, bizde kıyasa ve bir sürü başka duyguya yol açar. Sosyal medyada vakit geçirip paylaşım yaparken genellikle kendimizi iyi hissederiz fakat sosyal medya her zaman ruhsal bir rahatlama sağlamayabilir.
Sosyal Medyada Görünür Olma Hissi
Sosyal medya sayesinde kendimizi ve hayatlarımızı paylaşarak, diğer insanlar tarafından görünür bir hale geliriz. Ayrıca kendimiz gibi başka bir sürü insanın da hayatlarını görebiliriz. Peki bu görünürlük ihtiyacı bize nereden gelir? Aslında bu ihtiyaç insan olmanın bir parçasıdır ve zayıflık değildir. Aksine, oldukça normaldir ve kişinin temel psikolojik ihtiyaçlarıyla yakından ilişkilidir.
Bu dijital alanlarda var oldukça ve paylaşım yaptıkça kendimizi değerli hissederiz çünkü başkaları tarafından görülmek ve onaylanmak bizi tatmin eder. Örneğin beğeniler ve yorumlar. Bunlar sayesinde kendimizi yalnız hissetmeyiz. Biri paylaştığımız gönderiyi beğendiğinde, o kişi tarafından kabul görmüş ve anlaşılmış hissederiz. Fakat bu kişisel ihtiyaçlarımız, sosyal medya üzerinden karşılandığı için kalıcı bir tatmin yaratmaz. Beğenildikçe ve anlaşıldığımızı hissettikçe, daha fazla paylaşım yapmak isteriz ve sosyal medyada sürekli görülür bir hale geliriz. Bu, her zaman paylaşım yapmakla da sınırlı değildir. Sosyal medya üzerinde var olmak ve diğer insanların hesaplarını takip edip onlara etkileşim vermek de bizi görünür yapar. Yani görünürlük, aynı zamanda geride kalmamanın da bir göstergesidir. Bu yüzden paylaşım yapmadığımızda ve etkileşim almadığımızda, kendimizi dışlanmış ve yalnız hissederiz. Bize kendimizi iyi ve özgüvenli hissettiren sosyal medya, ellerimizi üzerinden çektiğimizde bize bu sefer de kendimizi soyutlanmış hissettirebilir. Bir süre sonra olay kısır döngü haline gelir ve sosyal medyada var olmadıkça kendimizi eksik hissederiz. Bu da bizi sosyal medya ile sürekli etkileşim halinde tutar. Kısacası, ilk başlarda görünür olmak bir tercih iken zamanla bir zorunluluğa dönüşebilir.
Beğeni, Kıyas ve Sessiz Kaygı
Beğeniler ve paylaşımlar çoğu zaman keyifli görülse de, bu etkileşimlerin ardında sessizce büyüyen bir kaygı yer alabilir. Sosyal medya öyle bir platformdur ki, herkes hep en iyi haliyle gözükür. Güzel mekanlardan fotoğraflar, arkadaşlar ile kutlamalar, filtreli pürüzsüz ciltler… Her şey hep kusursuzdur. Fakat gerçek hayat ne yazık ki böyle değil. Dışarıdan mükemmelmiş gibi gözüken hayatlar aslında hiç de görüldüğü gibi çıkmayabilir. Ancak biz bu hayatların perde arkasını, kimin kameraların ardında nelerle mücadele ettiğini asla bilemeyiz. Çünkü bizimle sadece kişilerin kendilerini en mutlu hissettiği anlar paylaşılır. Böyle bir yanılgı olunca da herkesin hayatını kusursuz, kendi hayatımızı da yetersiz görmeye başlarız. Başkalarının seçilmiş ve idealize edilmiş hayatlarına tanıklık etmek, bizde kıyasa yol açar. ‘Herkes bu kadar iyi, ben neden böyle hissediyorum?’ gibi sorular ile problemi kendimizde aramaya başlarız. Bu kıyas süreci, zamanla kendimize dair olan algımızı zedeler ve yoğun bir kaygının zeminini oluşturur.
Görünürlük Arttıkça Kontrol İhtiyacı
Başka insanlarla kendimizi sürekli karşılaştırma hali, zamanla ciddi bir kontrol etme çabasına evrilir. Sosyal medyada neyi, ne zaman ve nasıl paylaşacağımızın üzerine düşünmeye başlarız. Fakat bunu sadece kendimiz için yapmayız. Başka insanların bizim üzerimizdeki algılarını da kontrol etmek isteriz. Diğer insanların düşünceleri bazen bizim için çok önemli olabiliyor ve sosyal medya sayesinde kendi çapımızda bunu yönetebilme fırsatı buluyoruz. Paylaşılacak gönderiyi defalarca kez kontrol etmek ve gönderileri silip silip yeniden yüklemek çoğu zaman basit bir dikkat gibi görünür. Oysa bu davranışların arkasında genellikle ‘Yanlış anlaşılmamalıyım’ hissi yatar. Bu tarzda davranışlar sonuca ulaştığında kısa süreli rahatlama yaratsa da uzun vadede kaygıyı besleyebilir. Çünkü belirsizliği kontrol etmeye çalışmak, bizi sürekli tetikte tutar ve zihinsel yorgunluğumuzu arttırır.
Neden Bazı İnsanlar Daha Fazla Kaygılanıyor?
Sosyal medya hepimizin üzerinde farklı derecede bir kaygıya sebep olur. Bazılarımız için orası bir rahatlama yeridir. Sosyal medyaya gireriz, video izleyip paylaşım yaparız ve sonra oradan çıkıp hayatımıza devam ederiz. Fakat maalesef ki herkes için aynı durum geçerli değil. Bu tür dijital platformlarda yaşadığımız kaygı, bireysel bir zayıflıktan çok kişisel farklılıklarımızla ilişkilidir. Çünkü hepimizin kendini değerlendirme şekilleri farklıdır. Bazı insanlar eleştiriye açık değildir ve kaldıramayabilir. Bu sebepten dolayı, kötü yorum aldıklarında veya istedikleri etkileşimleri elde edemediklerinde kaygılı bir hale bürünürler. Kimisi ise kendi değerini dış onayla ilişkilendirir ve mükemmelliyetçi bir tutum sergiler. Genellerinde akıllarından ‘Yeterince iyi görünüyor muyum acaba?’ gibi başka insanlar tarafından onay gerektiren sorular geçer. Bu özelliklere sahip insanlar da sosyal medya üzerinde daha temkinli ilerlerler ve diğer insanların fikirlerine önem verdikleri için stres altındadırlar. Yaşanan bu kaygıları fark etmek, kendimizle kurduğumuz ilişkiyi de anlamamıza yardımcı olur.
Görünür Olmak mı? Kendin Olmak mı?
Sosyal medyada yaşadığımız kaygıyla baş etmek, hepimizi farklı şekillerde etkileyen bir süreçtir. Peki bu sürece nasıl karşı koyabiliriz? Sosyal medyayla olan ilişkimizi tamamen koparırsak kaygılarımız geçer mi? Bu noktada bize stres veren bir şeyden kaçmak yerine, onunla olan bağımızı yeniden düşünmemiz gerekir. Bizi kaygılandıran şeyin tam olarak ne olduğunu bilirsek, onunla nasıl baş edeceğimizi de öğrenebiliriz.
Sosyal medyada paylaşım yaparken kendimizden ödün vermemeye dikkat etmeliyiz. Çünkü görünürlüğün artması, kişinin kendinden uzaklaşmasına da sebep olabilir. Böylelikle zamanla kendi ihtiyaçlarımızdan çok başkalarının bizi nasıl algıladığına odaklanmaya başlarız. Belki de görünürlük çağında asıl mesele ne kadar görünür olduğumuz değil, görünürken ne kadar kendimiz kalabildiğimizdir.



Kaleminize sağlık🍀