Cuma, Şubat 6, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kedimi Ben Doğurdum!: Evcil Hayvanlar, İnsanlarla Olan İlişkilerimizin Yerini Mi Almakta?

Gündelik hayatınızda tanıştığınız insanlardan, arkadaşlardan hatta aile üyelerinizden şu söylemi duymuş olabilirsiniz: “Evet, kedimi/köpeğimi ben doğurdum.” Bu yazıda bu durumu bireysel ve toplumsal olarak ele almaya çalışacağım.

Tarihsel süreç boyunca insanlar ve hayvanlar hep iç içe bulunmuştur. Yerleşik hayata geçmemiz ve onları evcilleştirmemizle beraber gündelik hayatımızdaki konumları değişmiş ve çeşitli gündelik işlerde yer almışlardır. Hayvanlarla ilişkilerimiz bu süreçte mesafeli, duygusallıktan uzak ve işlev odaklıydı. Güvenlik, ulaşım ve üretim faaliyetlerimizin bir parçası haline gelen hayvanlara insani roller atfedilmiştir (Antropomorfizm). Köpeklere sadık, tilkilere kurnaz, atlara asil ve kedilere masum gibi örnekler verebiliriz.

Modernleşme ve Kentleşmenin Etkisi

Modernleşme ve kentleşmenin getirileriyle beraber hayvanlarla olan ilişkilerimiz farklı boyutlara evrildi. Evcil hayvan kavramı modern bir olgudur. Bu durum kentleşme, modern dünyanın yalnızlığı, ailenin şekil değiştirmesinin bir sonucu olarak yorumlanabilir. Modern dünya bireye hızlı olması gerektiğini dayatır ancak güven ve bağ kurmak, emek ve süreç gerektiren bir yapıyı içinde barındırır. Bu çelişki modern insanın ilişkilere daha mesafeli yaklaşması ile sonuçlanabilir.

Bağlanma İhtiyacı ve Evcil Hayvanlar

İnsan bağlanmaya ihtiyaç duyar. Modern dünyadaki hız ve değişken zemin bağlanmayı olumsuz yönde etkilemektedir. Bowlby’ye göre bağlanmada güven önemli bir faktördür. Ancak insanın yaşadığı bu güvensiz ortam onu güven duyabileceği farklı bir yapıya yöneltir. İnsan, hayvanlarla artık sadece işlev yönüyle değil duygusal anlamda da bağlar kurmaktadır. Evcil hayvanlar insanların yoldaşları, dostları; insanlar ise sahip yerine bakıcı hatta ebeveyn konumuna gelmiştir. Hayvanlar insanların gündelik rutinlerine girerek bir problem çözücü ya da karar verici olarak konumlanmasalar bile bir bağlanma figürüne dönüşmektedir. Bu durumu Winnicott’un geçiş nesnesine benzetebiliriz. Çocuklardaki geçiş nesneleri yetişkinlerde evcil hayvanlar olarak karşımıza çıkabilir. Modern dünyanın bir çıktısı olarak bağlanmada şekil değiştirebilmektedir.

Duygusal Boşluk ve Değişen Aile Yapısı

Ailenin şekil değiştirmesi, geniş ailelerin çekirdek ailelere hatta tek kişilik hanelere dönüşmesi evcil hayvanları oluşan duygusal boşluğa bir çözüm olma yolunda önemli bir noktaya taşımaktadır. Evcil hayvan ve sahip arasındaki ilişki tek taraflı olarak düşünülmemelidir. Ev içerisindeki konum ve temas, duygusal sürekliliğin devamını sağlamaktadır. Evcil hayvanlara isimler verilmekte, gündelik işler ve tatil planları evcil hayvanlara göre tasarlanmaktadır.

Ebeveynlik Deneyiminin Yeni Biçimi

Evcil hayvanların çocuk rolüne kabulü bir yanılsama ya da duygusal eksiklikten kaynaklanmaz. Bu durum modern dünyada ebeveynlik deneyiminin daha az kırılgan şekilde yaşanma biçimidir. Biyolojik ebeveynliğin yerini almaktan ziyade modern dünyada ebeveynliğin şekil değiştirmesi şeklinde yorumlanabilmektedir. Sembolik bir çocuk rolü karşımıza çıkar ve daha yapılandırılmıştır.

Saf Sevgi ve İdealize Edilen İlişkiler

Bazı evcil hayvan sahipleri hayvanları insanlardan daha çok sevdiğini ve hayvan sevgisinin daha saf olduğunu dile getirmektedir. Sevgi çok boyutlu ve karmaşık bir yapıdır. Grup dinamikleri, karşılıklı beklenti ve çıkarlardan oluşabilir. Sevgi toplumsal bir inşanın sonucudur. Hayvanlara, insani özellikler atfedilse bile bu özellikleri taşımamaktadırlar bu durum onlarla olan sevgi bağımızı daha saf olarak algılamamıza neden olabilir. Hayvanlar size hesap soramaz, ihanet edemez, sizi eleştiremez ve sizleri hayal kırıklığına uğratamazlar. Bu durum onlarla olan ilişkilerimizi daha idealize ettiğimiz bir yere konumlandırır. Yine de kesin olarak hayvanlara duyulan sevgi ve insanlar arasındaki sevgi arasında bir hiyerarşiden bahsedemeyiz.

Gündelik Ritüeller ve Yas Süreci

Evcil hayvanlar ve insanlar arasındaki bağ, yakınlık ve duygusal yapıyı gündelik pratikler ile inceleyebiliriz. Evcil hayvanların doğum günlerini kutlamak ve kayıplarında çeşitli anma ritüellerinin yapılması evcil hayvana sahip olmayan insanlar tarafından “abartılı” olarak görülebilir ancak bu insanların diğer insanlarla kurduğu bağların bir çeşit uzantılarıdır ve evcil hayvanlar ile kurulan bağların devamlılığını sağlar. Evcil hayvanların doğum günlerini kutlamak pek çok evcil hayvan sahibi için geçirilen zamanın önemini göstermektedir ve takvimdeki sıradan bir günden farklıdır. Aradaki bağın somut bir göstergesi olarak görülebilir. Evcil hayvanların kayıpları ve sonrasında ortaya çıkan yas evcil hayvana sahip olmayan bireyler tarafından “basit bir kayıp” olarak düşünülebilir ancak bu yas evcil hayvan sahipleri için bağ, sevgi ve güven kaybı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç: Sevginin Yön Değiştirmesi

Hayvanlara karşı duyulan sevgi, evcil hayvan sahipleri için özelidir ve nesnel yargılarda bulunulamaz. İnsanlarla ilişkilerin yetersizliği tarzında yorumlardan kaçınılmalıdır. Modern dünyada sevginin şekil değiştirmesi ve yön değiştirmesi olarak yorumlanabilir. İnsan için sevgi ve bağlanma vazgeçilmez bir unsurdur. Modern dünya insanı bağ, güven ve sevgi açısından incitebilir ve insan bu ihtiyaçlarını daha az yara alabileceği yeni kanallara taşıyabilir.

fırat kara
fırat kara
Fırat Kara, Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde sosyoloji ve psikoloji alanlarında lisans eğitimine devam etmektedir. Akademik ilgisi, birey ve toplum arasındaki etkileşimi psikolojik ve sosyolojik perspektiflerden anlamaya yöneliktir. Öğrenme ve deneyim kazanma sürecinde olan Kara; özellikle insan davranışları, toplumsal yapı ve ruh sağlığı konularında kendini geliştirmeyi hedeflemektedir. Yazılarında kuramsal bilgileri sade ve anlaşılır bir dille ele alarak, düşünmeye ve sorgulamaya alan açan içerikler üretmeyi amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar