Çoğu insan istediği gibi değil; kendisinden beklenildiği gibi yaşar bu davranış belli bir yerden sonra istemsiz olarak da gerçekleşebilir. Anne, baba, çocuk, eş gibi rollerimiz toplum tarafından şekillenir bu rollerde neyin yapılması gerektiği ve nelerden kaçınmamız gerektiği bir kalıp yargılarla belirlenir. Bu rollerin gerektirdiği sorumluluklar bazen çok keskin ve uyulmadığı takdirde toplum tarafından cezalandırıcı yönüyle bilinmektedir. Aynı zamanda birey bu rollere uyduğu zaman kabul görme ve ait hissetmeyle beraber kendini olduğundan daha iyi hissettiği bir ruh haline bürünebilir.
Toplumsal roller adeta bireye şunu söyler: “Bu sınırların dışına çıkarsan sorun sensin.” Çoğu zaman bunlar bize sorulmaz; öğretilir ve içselleştirilir. Bu düşüncenin yer edinmesiyle birlikte payımıza düşen rolleri yapmadığımızda iç dünyamızda yetersizlik, yorgunluk, kaygı gibi duygularla baş başa kalırız. Oluşan bu olumsuz düşünceler sonucu birey ne kendine ne de topluma fayda sağlayamaz. Bu duyguların bastırılması durumunda çok farklı şekilde karşımıza çıkar.
Aile içindeki Roller
Aile içi roller, sorumlulukların ve görevlerin aile içinde nasıl bölüşüldüğünü yansıtır. Bu roller, kimin belirli görevlerden sorumlu olduğu, örneğin aile maliyesini kimin yönettiği, ev içi ve dış mekân ev/bahçe bakımında kimin yardım ettiği, randevuları kimin ayarladığı ve hatta aile toplantılarına genellikle kimin ev sahibi olduğu gibi sorularla ortaya çıkar.
-
İyi evlat: Söz dinleyen, hata yapmayan, ebeveyn beklentilerini karşılayan
-
Fedakâr anne: Sosyal hayatından ihtiyaçlarından vazgeçen, hep yeten
-
Güçlü baba: Duygularını göstermeyen, sorun çözen ve kontrolü elinde tutan
Bu roller erken yaşta öğretilir ve çoğu zaman sorgulanmaz yetişkinliğe taşınır.
Cinsiyet Rolleri
Cinsiyet rolleri de diğer toplumsal roller gibi doğuştan gelmezler öğretilir, pekiştirilir ve normalleştirilirler. İnsanların kadın gibi ya da erkek gibi davranılması beklendiği için bu roller ortaya çıkar.
Toplum, kadınlardan genellikle şefkatli, merhametli, uyumlu ve fedakâr olmalarını bekler. Kadınlara verilen temel mesaj şudur: “Sevilmek için sakin ve uyumlu olmalısın.” Bu beklentilerin dışına çıkan kadınlar, sevgi konusunda kendilerini yetersiz hissedebilir. Bu yetersizlik duygusu ise hayatın pek çok alanına olumsuz şekilde yansıyabilir.
Erkeklerde ise durum şöyledir güçlü, duygularını dışa vurmayan, ekonomik olarak sorumluluğun onun üstünde olduğu, çözüm üretmesi yıkılmaması, kontrolünü elinde tutması beklenir erkekler üzerinden verilen mesaj şudur: “Güçsüzlük gösterirsen kaybedersin.” Bu beklenti, duyguların bastırılmasına ve yalnızlaşmaya yol açabilir.
Bastırılan Duygular Nereye Gider
Toplum bazı duyguları uygunsuz ve olmaması gerektiğini iddia eder kişi toplumdaki bu düşünceye uyma çabasından ötürü bastırma gibi bir davranışa bürünebilir fakat bu duygular kaybolmaz dönüşür. Öfkeyi ayıp olarak üzüntüyü zayıflık olarak ve kararsızlığı yetersizlik hissi olarak adlandırırlar şekil değiştiren bu duygular kaygı, depresyon, ya da psikosomatik ağrılar gibi daha karmaşık ve baş edilmesi güç sorunlara dönüşebilir.
Rol ve Gerçek Benlik
Rol, bireyin toplumun beklentilerine uyum sağlamak için benimsediği davranışlar, tutumlar ve kimlikler bütünüdür. Birey, farklı sosyal bağlamlarda farklı roller üstlenir. Gerçek benlik, bireyin içsel olarak kendini nasıl deneyimlediğini ifade eder; duygu, ihtiyaç, değer ve eğilimlerin özgün bütünüdür. Rol ile gerçek benlik arasındaki uyumsuzluk arttıkça yabancılaşma, kaygı ve tükenmişlik ve kimlik karmaşası ortaya çıkmasıyla çatışma yaşanır.
Toplumsal Roller Karşısında Ruh Sağlığı
Toplumun bizden beklediği davranış kalıpları ve roller vardır çoğu zaman toplumun bu beklentilerine göre kendimizi yargılarız ya da bu kalıplara uyma zorunluluğu hissederiz bunlara uyamadığımızda ise yetersizlik hissiyle karşı karşıya kalırız kişi bu yetersizlik duygusundan kurtulmak için çabalar ancak başarısız olduğunda bu durum saldırganlıkla sonuçlanır.
Toplumsal roller tarafından birey bunu istemiyorum ama yapmalıyım şeklindeki düşünceyi zaman içerisinde benimsemeye başlamasıyla birlikte duygularını bastırma, kendi ihtiyaçlarını değersizleştirme, kendisine atfedilen rolü benimseme eğilimine girer. Sağlıklı psikolojik iyi oluş bireyin rolünü tanıması ancak rolü ile kendi benliği arasındaki bilinçli mesafeyi kurabilmesi ile mümkün hale gelir.
Sonuç
Bu çalışma toplumsal rollerin bireyin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini psikolojik açıdan ele almıştır. Toplumsal rollerin bireyin kimlik gelişimi, duygularını aktarma süreçleri ve kişinin benlik algısı üzerinde önemli bir etkisi vardır. Özellikle toplumdaki rol beklentilerinin katı ve değişmez bir şekilde dayatılması bireyin gerçek benliği ile toplumun bireyden beklediği benlik algısı arasında çatışma yaşamasına neden olmaktadır. Bu durum uzun vadede anksiyete, depresyon, tükenmişlik ve yetersizlik hissi, kişinin olduğu benliğe yabancılaşması gibi psikolojik problemlere zemin hazırlamaktadır. Bulgular toplumsal rollerin tek başına patolojik bir unsur olmadığını ancak bireyin bu rolleri içselleştirme biçiminin ruh sağlığı açısından kritik bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Toplumsal roller ile bireysel benlik arasındaki ilişkinin dengeli bir şekilde kurulması hem bireysel hem de toplumsal düzeyde psikolojik iyi oluşun devamlılığı açısından temel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.


