Evlilik ve İlişkiler
Evlilik kavramı insanlığın dayandığı en eski zamanlardan bu yana varlığını sürdüren bir kavramdır. Bu kavramı güçlü kılan ve sürdürülebilir bir durum haline getiren tek neden kültürel normlar, romantizm ya da çiftler arasında etkili bir iletişime sahip olmak değildir. Ruhsal gereksinimler, içsel motivasyonlar, bilinçdışı etkenler, karşılanmamış ihtiyaçlar gibi birçok faktör kişileri evliliğe adım atmaya ve istekli olmaya yönlendirebilmektedir. Elbette bir evlilik gerçekleştirme safhasını konuşurken romantik ilişkileri, iletişimi, birliktelik ve ortak hedefleri bir kenara atmaktan bahsetmiyorum. Bu satırları sizlere aktarırken zihnimde şu soru canlandı: “Acaba her birimizin bildiği bu temel konular haricinde başka neler bireyleri bu karara yöneltir”? Size de sormak istiyorum. Gerçekten insanlar neden evlenir? Sadece birisini çok sevdiği ve onunla daha fazla zaman geçirmek için mi? Eğer öyle ise neden özellikle o kişi? Evlilikten ne beklerler? Gelin birlikte bu sorulara biraz daha detaylı yanıtlar arayalım.
Toplumsal Beklentiler ve Güvenlik Arayışı
Yüzeyde görünen en temel motivasyonlardan başlayacak olursak bence ilk olarak toplumsal normları ve öğrenilen beklentileri ele alabiliriz. Erken yaşam olayları, içinde büyüdüğünüz çevre, gözlem yolu ile edinilen aile ve ilişki yapıları bir araya gelerek bireylerin zihnindeki “normal yaşantı” ya da “ideal yaşam” senaryosuna şekil verir. Bu senaryoya baktığımızda belki de fark etmeden her şey bir tür kronolojik sıraya sahiptir. Okul, meslek, evlilik… Bu tabloda öne çıkan etmen kişinin beklentileri ya da ihtiyaçlarından ziyade toplumun kendisinden bekledikleri dahilindeki sıralama ile hareket etmesine neden olur.
Biraz da içsel motivasyon kaynaklarına bakalım. Bu noktada en temel belirteçlerden birisi güvenlik ihtiyacından doğan arayıştır diyebiliriz. Aslında şu an kast ettiğim güvenlik arayışı finansal güvenlik ya da can güvenliği gibi bir arayış değildir. Bu daha çok duygusal bağlamda bir güvende olma arzusudur. Yanımda hep birisi olacak, zor zamanlarımda birisi benimle ilgilenecek gibi bir düşünce kişide var olan kaygılarına karşı bir tür rahatlama imkânı sunar. Tabi ki bunun kronikleşerek bir tür savunma mekanizması halini alıp almaması da önem arz eder.
Sırada aidiyet gereksinimi var. Bireylerin sahip olduğu ihtiyaçlara hiyerarşik bir bakışla yaklaşan perspektiflerin tamamında sevgi ve aidiyet olguları, fiziksel ihtiyaçlardan hemen sonra yer almaktadır. Çünkü insan, doğal olarak yalnız olmayı istemeyen, biz olma arzusunda olan ve aidiyete doğuştan gelen bir arzu ile bağlı bir yapıya sahiptir. Evli olmaya bakıldığında bu durum, bahsi geçen ihtiyaca yönelik doyum sağlayan toplumsal bir kaynak görevi görür.
Mutluluk Algısı ve Tamamlanma Yanılgısı
Peki insanlık evlenirken ne olmasını bekliyor? Ya da evlendikten sonra neye kavuşacağına inanıyor? Tabi ki mutlu olmak. “Hiç kimse mutsuz olmak için evlenmez ki” dediğinizi duyar gibiyim. Elbette kimse mutsuz olmak gibi bir motivasyon ile bu kuruma adım atmaz. Ancak bazen (belki sizler de çevrenizde şahit olmuşsunuzdur) insanlar mutlu olabilmek için evlenmek isterler. Ya da evlendikten sonra bir şeylerin yoluna gireceğini, evlilik ile birlikte içerisinde olduklarını hissettikleri mutsuz yaşam biçimini sonlandırıp otomatik olarak ekstra hiçbir şey yapmadan mutluluğa erişeceklerini düşünürler. Evliliğin mutlu olmanıza katkı sağlaması başka bir şeydir. Ama evlenince mutsuzluktan kurtulacağına inanmak bambaşka bir şeydir. Yani evlilik ile daha fazla mutlu olabilirsiniz. Ancak evliliği mutsuzluktan, yalnızlıktan ya da var olan problemlerden bir tür kaçış olarak gördüğünüz takdirde bu bakış açısı ile adım attığınız süreç size daha fazla mutsuzluk ve hayal kırıklığından başka bir şey sunamayacaktır.
Evliliğe motive eden bir diğer kavrama bakıldığında kişilerin anlaşılma arzusu da bir o kadar öne çıkan konular arasında yer almaktadır. Ancak burada durum göründüğü kadar sade olamayabiliyor. Anlaşılmak kıymetlidir. Ancak siz hiç konuşmadan, direkt olarak iç dünyanızda olanları anlayacak bir robot arayışında olursanız bu beklenti çok da gerçekçi olmayacaktır. Anlaşılmayı arzuladığımız kadar anlatabilme ve etkili iletişim becerilerini kullanabilmenin de yollarını arıyor olmalıyız diye düşünüyorum.
Evlilik konusu kapsamında bireylerin en çok tamamlanmışlık duygusu odaklı ilerlediği de öne çıkabiliyor. Herkesin bildiği “biz bir elmanın iki yarısıyız” cümlesi sandığınız kadar sağlıklı ve doğru değildir. Siz “bir elmanın iki yarısı” değilsiniz. “Aynı dalda yan yana duran iki bütün” elmasınız. Evliliğiniz, terapi seansları için gittiğiniz bir merkez değildir. Duygusal tamamlanma, değersizlik, yetersizlik gibi zorlantıya sebep olan duyguların onarıldığı bir kurum da değildir. Evliliğe adım atarken sağlıklı beklentiler ve uygun motivasyonlarla yola çıkmak sizleri ilerleyen aşamalarda hayal kırıklığı ve yoğun bir öfkeden koruyacaktır.


