Cuma, Haziran 12, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Otoritenin Çöküşü: Anne-Babaya Yönelik Şiddetin Psikolojik Arka Planı

Son günlerde Türkiye’nin gündemine düşen bir gerçek var: Çocukların anne ve babaya yönelttiği şiddet, artık münferit bir olay değil; genişleyen bir toplumsal yara hâline geliyor. Üstelik bu şiddet yalnızca fiziksel değil… Sözlü saldırganlık, tehdit, evi terk etme, psikolojik baskı, hatta ekonomik manipülasyon bile bu sürecin bir parçası hâline geldi.

Ne oldu da çocuklar, en çok sevmesi beklenen kişilere karşı öfkesini kontrol edemez hâle geldi? Peki bunun arka planında hangi psikolojik ve çevresel faktörler var?

Bu sorular, göründüğünden çok daha derin bir psikolojik arka plana işaret ediyor.

Neden Böyle Bir Davranış Gelişiyor?

Uluslararası çalışmalar, ebeveynlere yönelik ağır şiddetin tek bir nedenle açıklanamayacağını ortaya koyuyor. Kathleen M. Heide’nin (2013) kapsamlı çalışması, Liem’in (2010) travma temelli değerlendirmeleri ve Hillbrand & Cipriano’nun (2017) klinik analizleri üç ana psikolojik odağın öne çıktığını gösteriyor.

Psikotik Bozukluklar: Gerçekliğin Kırıldığı Yer

Heide (2013) ve Hillbrand & Cipriano (2017), ebeveyne yönelik ölümcül şiddet örüntülerinin yaklaşık %25–30’unun psikotik bozukluklar ile ilişkili olduğunu bildiriyor.

Bu bireylerde: paranoid sanrılar, işitsel halüsinasyonlar, tehdit algısının çarpıtılması, gerçeklikten kopma gibi belirtiler görülebiliyor. Psikiyatride bu durum “sanrı temelli saldırganlık” olarak açıklanır. Yani davranışı tetikleyen şey genellikle nefret değil; bozulmuş gerçeklik algısıdır.

Travma, İhmal ve Çatışmalı Aile Dinamikleri

Liem’in (2010) araştırması, ebeveyn–çocuk şiddeti vakalarının önemli bir kısmının travma temelli olduğunu ortaya koyuyor. Bu travmalar arasında:

• fiziksel şiddet
• duygusal istismar
• yoğun baskı
• ihmal
• cezalandırıcı ebeveynlik
• kaotik aile ortamı

gibi faktörler bulunuyor.

Bu koşullarda büyüyen çocuk, yetişkinlikte:

• bastırılmış öfke
• yoğun kaygı
• değersizlik hissi
• kronik stres
• bağlanma sorunları

taşıyabiliyor.

Travma psikolojisi, bu durumun kriz anlarında “duygusal taşma” olarak dışa vurulduğunu belirtir (van der Kolk, 2015).

Yani ağır şiddet davranışı çoğu zaman yılların birikmiş acısının, korkusunun ve çözümlenmemiş duygusal yükünün sonucudur.

Dürtü Kontrol Bozuklukları ve Kişilik Yapılanmaları

Heide (2013), ebeveyne yönelik ağır şiddet davranışlarının bir bölümünün kişilik bozuklukları ve dürtü kontrol sorunlarıyla ilişkili olduğunu vurgular. Bu bireylerde görülebilen özellikler: borderline kişilik yapılanması, antisosyal eğilimler, yoğun öfke birikimi, siyah–beyaz düşünme, aşırı hassasiyet ve terk edilme korkusu.

Bu dinamikler, bağlanma sorunlarıyla birleştiğinde çatışmalar daha kolay alevlenir. Kriz anlarında ise davranışı kontrol etmek zorlaşır. Bowlby’nin bağlanma araştırmaları bu tabloyu “yakınlık ve öfke arasındaki patolojik döngü” olarak açıklar.

Şiddeti Doğuran Sessiz Çatlakları Görmek

Görmek İstemediğimiz Gerçek: Aile Sistemi Çöktüğünde Şiddet Sessizce Yükselir

Ebeveynine şiddet uygulayan bir yetişkinin hikâyesi çoğu zaman olay anında başlamaz; yıllar önce atılan bir psikolojik düğümde başlar. O düğüm zamanla büyür, sıkışır ve sonunda kopar.

Bugün Türkiye’de aile içinde artan şiddet vakalarını yalnızca hukuki başlıklarla açıklamaya çalışmak eksik kalır.

Bu olayların arka planında:

• çözümlenmemiş travmalar
• duyulmayan çocuklar
• baskıcı aile yapıları
• psikiyatrik sorunlar
• ekonomik krizlerin yarattığı duygusal çöküş
• sağlıksız bağlanma örüntüleri

yer alıyor.

Sonuç olarak şunu bilmeliyiz:
Bir aile sessizce çöküyorsa, bireyin ruh sağlığı da onunla birlikte çöker. Ve bu çöküşe kimse müdahale etmezse, sonunda şiddet kendine bir çıkış yolu bulur.

Türkiye’nin ihtiyacı, yalnızca olay olduktan sonra konuşmak değil; olaylardan önce ailelerin ruhsal çöküşünü fark edebilmektir. Aileyi güçlendirmek demek toplumu güçlendirmek demektir. Görmezden geldiğimiz her kırılma, yarın karşımıza daha ağır bir kriz olarak çıkıyor.

Kaynakça

Heide, K. M. (2013). Understanding parricide: When sons and daughters kill parents. Oxford University Press.

Hillbrand, M., & Cipriano, T. M. (2017). Parricide: Incidence, offenders, and mental illness. Behavioral Sciences & the Law, 35(3), 161–173.

Liem, M. (2010). Homicide followed by suicide: A review. Aggression and Violent Behavior, 15(3), 153–161.
(Not: Liem’in ebeveyn–çocuk şiddeti analizleri aynı araştırma serisinin ilgili alt bölümlerindendir.)

van der Kolk, B. A. (2015). The body keeps the score: Brain, mind, and body in the healing of trauma. Penguin Books.

Bowlby, J. (1982). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment (2nd ed.). Basic Books.

Sena Aydoğan
Sena Aydoğan
Sena Aydoğan, Atılım Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden %100 İngilizce eğitimle mezun olduktan sonra çocukların iç dünyasına duyduğu ilgiyle mesleki yolculuğunu bu alanda şekillendirdi. Özellikle çocuklarla kurduğu bağ, onu Oyun Terapisi’ne yönlendirdi. Beck Yönelimli Bilişsel Terapi ve Aile Danışmanlığı alanlarında aldığı eğitimlerle hem bireylerin iç dünyasına hem de aile dinamiklerine dokunmayı sürdürüyor. Çocukların duygularını ifade edebilmeleri ve sağlıklı bağlar kurabilmeleri için onlara ve ailelerine eşlik ediyor. Çocukların dünyasına dair gözlemlerini, terapist kimliğinin yanında yazarlık diliyle de aktarmayı toplum için anlamlı bir katkı olarak görüyor. Kaleme aldığı yazılarında çocuk gelişimi, ebeveyn tutumları ve toplumsal farkındalık konularına samimi ve anlaşılır bir dille yer veriyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar