Perşembe, Nisan 23, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Maskelenmiş Otizm ve Tanı Almaya Etkisi

15 yaşındaki otizm spektrum bozukluğuna sahip olan Merve, sosyal ortamlara girdiğinde arkadaşlarının şakalarına gülmeyi ihmal etmezdi, sohbet etmeden önce soracağı soruları ya da vereceği karşılıkları önceden prova eder ve mimiklerini gördüğü insanlardan kopyalamaya çalışırdı. Merve’nin arkadaş çevresinde görünürde kimi zaman bir sorun yokmuş gibi gözükse bile aslında Merve’nin sosyal ortamlarda var olmak için ne kadar çabaladığını kimse bilemiyordu. Küçük yaşlarından itibaren otizm spektrum bozukluğuna sahip olduğu fark edilememiş olan Merve, bu tanıyı almış olan yaşıtlarına göre duygularını daha çok gösteriyor ve sosyal ortamlara daha kolay uyum sağlıyordu.

Fakat 15 yaşına geldiğinde yaşadığı zorbalık ve dışlanmadan sonra sosyal uyumunu ve yüzüne takmış olduğu maskeyi daha fazla olduğu gibi tutamadı. Ailesi gitgide bir sorun olduğunu daha çok fark etmeye başlamıştı. Merve, içine kapanınca durumun ciddiyetini fark ettiler ve bir uzman yardımı almaya karar verdiler. 15 yıl sonra Merve’ye otizm spektrum bozukluğu tanısı konulmuştu.

Peki, bugüne kadar nasıl oldu da bu fark edilmemişti? Araştırmalar kız çocuklarının erkek çocuklara göre çok daha geç tanı aldığını gösteriyor. Toplumsal cinsiyet beklentileri, otizm spektrum bozukluğuna sahip bireyler için tanı almayı bile zorlaştırır hale geldi. Merve de onlardan biriydi. Ama bu nasıl olurdu? İşte burada maskelenmiş otizm devreye giriyor.

Otizm spektrum bozukluğu tanısı erkek çocuklarına, kız çocuklarına nazaran dört kat daha fazla konuluyor. (Fombonne, 2009) Fakat bu farkın bir kısmı kız çocuklarının belirtilerinin fark edilmemesinden kaynaklanıyor. (Hull vd., 2017) Küçük yaşlardan itibaren daha sessiz ve sosyal açıdan uyumlu davranışlar göstererek belirtilerini maskeleyen bu kız çocukları ya daha geç tanı alıyor ya da depresyon, anksiyete ve DEHB gibi yanlış tanılar alabiliyor. (Begeer vd., 2013; Giarelli vd., 2010)

Peki, maskeleme dediğimiz şey tam olarak nedir? Maskeleme, otizm spektrum bozukluğuna sahip bireylerde belirtilerini, topluma uyum sağlama ve kabul görme amacıyla bilerek ya da bilmeyerek gizlemesidir. Maskeleme yapan birey; ses tonunu, mimiklerini, göz temasını ve duygularını başkalarının beklentilerini karşılamak ve uyum sağlamak için değiştirir ya da bastırır. Genellikle bu davranış, çevredeki insanları taklit ederek öğrenilir. (Hull vd., 2017)

Toplumsal cinsiyet rolleri nerede devreye giriyor? Otizm spektrum bozukluğu tanısının geç alınmasında kız çocuklarının maskelemeyi kullanması aslında bize hiç uzak gelmemeli. Araştırmalar, herhangi bir tanısı olmayan çocuklarda da kız çocuklarının erkek çocuklarına nazaran daha fazla uyumlu ve toplumsal beklentileri karşılamaya yönelik büyütüldüğünü gösteriyor. Daha şefkatli, daha anlayışlı ve daha duygusal olmaları aslında toplum tarafından büyürken onlara aşılanıyor. (Bandura ve Bussey 2004; Dill ve Thill 2007)

Yani kız çocuklarına yüklenen toplumsal cinsiyet rolleri, otizm spektrum bozukluğuna sahip bireylerde de geçerliliğini koruyor ve korumakla kalmıyor; aynı zamanda onların geç tanı almasına sebep oluyor.

Geç tanı almak ne anlama geliyor? Erken tanı alamayan çocuklar, sosyal beceri müdahalelerini kaçırıyor, akran ilişkilerinde zorlanıyor ve özgüven sorunları yaşıyor. Ayrıca sosyal ipuçlarını kaçırmaları, onları zorbalık ve istismar riskine açık hale getiriyor. Bu size Merve’nin hikayesinden tanıdık gelecektir. O da ne kadar uyum sağlamaya çalışsa da bir süre sonra zorbalığa maruz kalmış ve elindeki sosyal ipuçlarını kaybederek içine kapanmıştı.

Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, birkaç önemli nokta ortaya çıkıyor. Bunlardan biri, otizm spektrum bozukluğu tanısı koyulurken kız çocuklarının daha farklı belirtiler gösterebileceğini ve belirtilerini maskeleyebileceklerini bilerek tanı koymak. Bir diğer önemli nokta ise, ailelerin bu konuda daha dikkatli olması gerektiği ve geç kalmadan mutlaka uzman görüşüne başvurmaları gerektiği.

Bunların yanında öne çıkan önemli bir nokta da; toplumsal cinsiyet rollerinin aslında kız çocuklarını, otizm spektrum bozukluğuna sahip olsun ya da olmasın, toplumun beklentilerini karşılamak için “uyumlu” olmaya zorlamış olması.

Peki, bu ‘uyumlu olma’ beklentisi hangi bedelleri getiriyor? Kendi gibi olamayan, hislerini özgürce ifade edemeyen, öfkelendiğinde aşırılıkla suçlanan, duygularını dışa vurduğunda ‘fazla duygusal’ olmakla eleştirilen kız çocukları, toplumsal baskılarla büyüyor.

Bağırdıklarında veya öfkelendiklerinde eleştirilip susturuluyor, sakin olmaları bekleniyor; oyunlarda agresif davranmaları hoş karşılanmıyor, risk almaları veya liderlik göstermeleri istenmiyor. Kendi ilgi alanlarını keşfetmeleri çoğu zaman ‘uygun değil’ ya da ‘kız işi değil’ denilerek sınırlandırılıyor. Konuşkan ya da sessiz olmaları, hareketli ya da sakin olmaları sürekli değerlendirilip yargılanıyor. Böylece toplumun dayattığı rollerle kendilerini uyarlamaya çalışırken, özgün kişiliklerini bastırmak zorunda kalıyorlar. Bu süreç, onların kendi benliklerinden uzaklaşmasına, sürekli bir iç baskı ve yorgunluk hissetmelerine, hatta sosyal yalnızlık yaşamalarına yol açıyor.

Toplumsal cinsiyet rollerinin yarattığı sonuçları fark etmek ve bunun çocuklarımıza olan etkisini azaltmak bizlerin elinde. Çocuklarımıza yüklediğimiz bu rolleri azaltarak kendi benliklerinin oluşmasına destek olmayı unutmayalım.

Kaynakça

  • Fombonne, E. (2009). Epidemiology of pervasive developmental disorders. Pediatric Research, 65(6), 591–598.

  • Hull, L., Petrides, K. V., Allison, C., Smith, P., Baron-Cohen, S., & Lai, M. C. (2017). “Putting on my best normal”: Social camouflaging in adults with autism spectrum conditions. Journal of Autism and Developmental Disorders, 47(8), 2519–2534.

  • Begeer, S., et al. (2013). Sex differences in the timing of identification among children and adults with autism spectrum disorders. Journal of Autism and Developmental Disorders, 43, 1151–1156.

  • Giarelli, E., et al. (2010). Sex differences in the evaluation and diagnosis of autism spectrum disorders among children. Disability and Health Journal, 3(2), 107–116.

  • Bandura, A., & Bussey, K. (2004). On broadening the cognitive, motivational, and sociostructural scope of theorizing about gender development and functioning. Child Development, 75, 469–489.

  • Dill, B. T., & Thill, J. (2007). Gender roles and development: A developmental perspective. Journal of Social Issues, 63(2), 239–257.

Eda Cansu Sarıoğlu
Eda Cansu Sarıoğlu
Psikolog Eda Cansu Sarıoğlu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde %100 İngilizce Psikoloji eğitimini yüksek onur derecesiyle tamamlamıştır. TÜBİTAK çalışmasında nöropsikolojik test uygulayıcısı olarak yer almış; Sarı Psikoloji, Sedef Sürme Psikolojik Danışmanlık Merkezi ve Rehber Klinik’te staj yapmıştır. Gazi Mucize Hayatlar Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’nde çocuk, ergen ve yetişkinlerle çalışmakta, dijital platformlarda özel eğitim alanında yazılar yazmaktadır. EKPSS platformunda psikolog olarak görev almaktadır. BDT ve mindfulness alanında uzmanlaşmış olup oyun terapisi eğitimine devam etmektedir. Özellikle çocuklar, aileler ve ilişkiler üzerine yazdığı içeriklerle psikolojik farkındalık oluşturmayı ve daha geniş kitlelere ulaşmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar