Pazar, Haziran 14, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sessizlikten Kaçarken

Bazı insanlar çok yoğundur, fark etmişsinizdir. Sürekli çevrelerinde dönen bir şeyler olur; ilgilenmeleri gereken insanlar, yetişmeleri gereken işler, hiç susmayan telefonlar… Evde yalnız olduklarında bile tam anlamıyla yalnız kalamazlar. Mesajlar ardı ardına gelir, bildirimler peş peşe çalar; kalabalıklar şekil değiştirerek varlığını sürdürür. Hayatın içinde olmak elbette güzel, ama bu kadar kesintisiz bir meşguliyet bazen insanı içten içe tüketir.

Belki de bu yüzden, zaman zaman o insanların ağzından şu cümle dökülür: “Bir türlü yalnız kalamıyorum.” Kimi zaman buna bir iç çekiş eşlik eder: “Kafamı dinleyemiyorum, sürekli bir şeylerle uğraşıyorum.” Ama tam orada, cümle kırılır, yön değiştirir, alttan alta bir savunmaya dönüşür: “Ama ben olmasam bu işler böyle güzel hallolmaz.” Bu yazıda, hallolmayan şeylerin aslında neyle ilgili olduğuna biraz daha yakından bakalım istiyorum. Gerçekten hallolması gereken işler mi, yoksa adı konmamış bambaşka şeyler mi?

Yalnızlık ve Sessizlikle Yüzleşmek

Evet, insan biraz durmak, susmak ve kendi kendine kalmak isteyebiliyor. Konuşmadan, bir şey yetiştirmeye çalışmadan, kimseye yanıt vermeden… Ama ne tuhaf, o sessizlik bazen insanın içini hafifçe ürpertiyor. Sanki aslında yalnız kalmayı arzularken, bir yandan da o yalnızlıktan kaçınıyor ve istemiyoruz onu. Yalnız kalmak istiyoruz çünkü yorgunuz artık, ama yalnızlıkla karşılaştığımızda da hemen bir gürültü arıyoruz.

Oysa tam da o anlarda aslında hiçbir şey yapmamız gerekmiyor. Kimseyi idare etmemize, bir işe yetişmemize ya da bir duyguyu bastırmamıza gerek yok. İşte tam bu noktada, belki de tam bu yüzden, daha yorucu bir şeyle baş başa kalıyoruz. Dış dünyanın karmaşasından arındığımızda, geriye yalnızca kendi düşüncelerimiz kalıyor.

Üstelik, o düşüncelerimiz ne kadar uzun süredir bastırılmışlarsa, o kadar gürültülü çıkıyorlar ortaya. Kimi zaman yarıda kesilmiş bir konuşmanın ardından kalan burukluk, kimi zaman yıllardır yüzleşilmeyen bir hayal kırıklığı… Hepsi sırayla kapıda beliriyor. İnsan, yalnız kalmayı isterken bile aslında neyle baş başa kalacağını tam olarak bilemediği için geri adım atıyor.

Kendini Bulma Cesareti ve Kişisel Gelişim

Bu durumu en açık şekilde dile getirenlerden biri de varoluşçu psikoterapist Rollo May. May (1953), bunu “Many people suffer from the fear of finding oneself alone, and so they don’t find themselves at all” şeklinde ifade eder (s. 17). Yani şöyle söyler: “Pek çok insan, kendini yalnız bulma korkusundan mustariptir ve bu yüzden kendini hiçbir zaman gerçekten bulamaz.”

Belki de mesele yalnız kalmak ya da kalamamak değil; hatta kendiyle baş başa kalmakta değil, kendini bulmaya hazır olmamak. Çünkü kendini bulmak, romantik ve anlamlı bir keşif olamayabiliyor her zaman; bazen görmezden geldiklerimizi önümüze koyabiliyor. Bu noktada farkındalık, kişinin içsel yolculuğunda en kritik eşiklerden biri hâline geliyor.

İçsel Yolculukta Dönüşümü Yakalamak

Kalabalıktan sıyrılıp kendi kendimize dönmekten korktuğumuzda, dönemediğimizde, her şey hızlı yaşanıyor ve hızlı bitiyor, hızlı unutuluyor. Ne yaptığımızı, neden yaptığımızı düşünmeden, bir şeyleri sürdürmenin içinde kaybolup gidiyoruz.

Oysa bu korkuların, kendimizle baş başa kalmaktan, yüzleşmekten kaçtığımız anların arkasında belki de unuttuğumuz bir şey var. Fark etmediğimiz, ama değişen bir yanımız… Tıpkı özümüz gibi, biz geliştikçe değişen devingen bir yapı. Zaman zaman farklılaşan, dönüşen, bazen tanıdık gelen ama bazen de yabancılaşan bir şey.

Kendimiz büyürken ve ilerlerken adeta kendi büyüyüşümüze şahit olmayı, kendimizle gurur duymayı ve kendimizi desteklemeyi kaçırıyoruz. Kişisel gelişim sadece büyük hedefler değil, bu küçük fark edişlerle de mümkün oluyor.

Sonuç: Sessizlikten Kaçmak mı, Onu Kucaklamak mı?

Kendimize bakmak, her şeyi çözmek ya da tamamlamak değil; yalnızca olup biteni kaçırmadan görebilmekle başlar. Belki de mesele, kendimizi baştan sona anlamak değil; sadece, olduğumuz yerde kim olduğumuzu duymaya cesaret edebilmektir. Sessizlik, bir korku değil; bazen en derin aynadır.

Selen Erçelik
Selen Erçelik
Selen Erçelik, 2024 yılında Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünden mezun olmuş; çift anadal programı kapsamında sürdürdüğü Psikoloji lisans eğitimini ise 2025 yılında aynı üniversitede tamamlamıştır. Akademik çalışmalarını uluslararası düzeyde sürdürmekte olan Erçelik, İngiltere’de bulunan University of Derby’de Psikoloji alanında yüksek lisans eğitimine devam etmekte; eş zamanlı olarak İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisans programının son döneminde eğitimini sürdürmektedir. Mesleki gelişim sürecinde psikodinamik ve psikanalitik kuram ekseninde çeşitli eğitim programları, seminerler ve ileri düzey klinik çalışmalara katılmıştır. Bunun yanı sıra bağımlılık psikolojisi, yaratıcı sanat terapileri, klinik görüşme teknikleri ve psikoterapi uygulamaları alanlarında eğitimler alarak kuramsal bilgisini multidisipliner bir perspektifle geliştirmeyi hedeflemiştir. Özellikle travma ve erken dönem yaşantıların etkileri alanına ilgi duymakta; bu alandaki ileri düzey eğitimini sürdürmektedir. Farklı kurumlarda gerçekleştirdiği staj çalışmaları aracılığıyla klinik deneyim kazanmış; süpervizyon sürecinde edindiği uygulama pratiği sayesinde teorik bilgisini klinik gözlem ve deneyimle bütünleştirme fırsatı elde etmiştir. Çalışmalarını psikodinamik psikoterapi yaklaşımı doğrultusunda sürdürmekte; erken dönem yaşantıların benlik gelişimi üzerindeki etkileri, kişilerarası ilişkiler, bağlanma örüntüleri ve duygusal düzenleme süreçleri üzerine yoğunlaşmaktadır. Hâlen aktif olarak süpervizyon eşliğinde klinik çalışmalarını ve seans süreçlerini sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar