Ölüm.
Ö-l-ü-m. 4 sıradan harfin oluşturduğu ama kaçındığımız, korktuğumuz ve gerçekliğini algılamak istemediğimiz hiç sıradan olmayan o kelime. Ama var. Hem de hepimizin hayatının tam ortasında, görünmez bir şekilde. Benim için ölüm, teorik bir kavramdan önce kişisel bir kırılma noktasıydı. Annemin kaybı, zihnimde birçok duvarı aynı anda yıktı. Onun gidişiyle birlikte sadece birini değil, birçok şeyi aynı anda yitirdim: güveni, kontrolü, çocukluğun huzurlu gölgelerini. Teorik olarak “yas süreçlerini” ezbere anlatabiliyordum belki, ama bir sabah annemin artık olmadığını duyduğumda bildiğim tüm teori gerçekliğini yitirdi. Yas ve depresyon arasındaki farkı psikolojik danışmanlık lisans sürecimde hocalarımdan ve kitaplardan öğrenmiş olsam da, pratikte bunu yaşamak benim için dengeleri şaşırtmıştı. Bu süreçleri hem psikolojik perspektifte hem de kendi deneyimlerim ile açıklamaya çalışacağım.
Yas ve depresyonun farkları
Yas ve depresyonun benzerliğine değinen ilk kişi Freud’dur. Tabii ki aralarında olan önemli farklar, yıllar içerisinde birçok bilim insanı tarafından bahsedilmiştir. Kısaca yas süreci ve depresyonu açıklamak gerekirse;
Yas Süreci:
Sevilen birinin kaybına verilen doğal ve evrensel bir tepkidir. Kişiden kişiye değişiklik gösterir ve biriciktir. Kardeşlerin bile aynı annenin kaybına gösterdiği yas süreci, birbirinden farklılık gösterebilir. Kaybın ardından gelen duyguların –üzüntü, öfke, inkâr, kabullenme– hepsi insan oluşumuzun bir parçasıdır. Freud (1917), yas sürecini, kişinin kaybettiği nesneye olan bağlılığını çözümleyip bu bağlılığı yeniden düzenlediği bir süreç olarak tanımlar. Bu süreçte kişi, zamanla kaybı ile birlikte yaşamayı öğrenir. Belki o yara kapanmaz ama o yarayı iyileştirmek için kişi yollar ve çözümler bulabilir. Aylar, yıllar geçebilir ve kişi bir yerde yası ile el ele tutuşup yürümeyi öğrenebilir. Yas bir hastalık değildir, yas yaşam oldukça ortaya çıkabilecek doğal bir süreçtir.
Depresyon:
Sadece birine ya da bir şeye üzülmek değildir. Amerikan Psikiyatri Birliği’nin (APA) tanımına göre, depresyon en az iki hafta süren, neredeyse her gün görülen, çökkün ruh hali, ilgi kaybı, enerji eksikliği, suçluluk duyguları, uyku ve iştahta değişiklikler gibi belirtilerle kendini gösteren klinik bir bozukluktur. Depresyonda kişi sadece bir kayba üzülmez, kendine olan ilgisini, geleceğe dair umutlarını, hatta bazen yaşama arzusunu da yitirir. Mary Frances O’Connor (2019), depresyonu “hayatın her alanına işgal etme eğilimi gösterir” şeklinde tanımlamaktadır (O’Connor, 2019, s.94).
Yas ve depresyonun kesiştiği noktalar
Yas ve depresyon, ortak kümelere sahiptir. Yas döneminin ilk haftaları hatta ilk ayları oluşan iştahsızlık, uykusuzluk, yoğun üzüntü ve hayatın anlamını sorgulamak depresyonla örtüşür. Ama yas süreci, bir kayıp üzerinedir. “Annem burada olsaydı…”, “Kardeşim de görebilseydi….”, “Babam da çok severdi…” gibi cümlelerle özlem içerir. Ama depresyon sürecinde olan bir kişi yoğun bir umutsuzluk içerir ve cümleleri kişiseldir. Örneğin, “Geleceğe dair umudum yok”, “Ben değersizim”, “Hayat bu şekilde devam etmemeli”…
Kendi yaşantımdan örnek verecek olursam, yas sürecimin en başlarında kurduğum cümleleri düşündüğümde; iştahsızlığım, uykusuzluğum, hayatın anlamını sorgulayışım ve yaşadığım diğer olumsuz duygular, kendimden ziyade annem üzerineydi. Onsuz nasıl yemek yerdim, onsuz nasıl gülerdim, onsuz gelecekte ne yapardım…
Bu noktada, yas sürecinde destekleyici sosyal çevre ve ifade edebilme imkânı çok önemlidir. İnsanların “Üzülme artık” ya da “Hadi toparlan”, “Bak bir sene geçti” gibi niyetinde iyi ama etkisi olumsuz cümleleri, yas sürecini bastırmamıza neden olabilir. Oysa yas, bastırıldığında içimize gömülür ve bazen gerçekten depresyona dönüşebilir.
Bu yüzden, duyguların yaşanmasına izin verilmesi, konuşulması ve paylaşılması kritik önemdedir. Zaman, yas ve depresyon arasındaki farkı anlamada kilit bir noktadır. Pek çok kişi zamanın her şeyi iyileştireceğine inanır; ancak ben bu görüşe katılmıyorum. Zamanın kendisi değil, bizim zamanla birlikte geliştirdiğimiz baş etme becerileri iyileşmeyi getirir.
Yas süreci ve baş etme
Acı, kaybıyla birlikte hayatımıza yerleşir. İlk zamanlarda sert ve yabancıdır; zaman geçtikçe tanıdık bir hâl alır. Özlem azalmaz, aksine derinleşebilir. Ama biz bu özlemle yaşamayı öğreniriz. Yas süreci, kişinin yaşama uyum sağlama çabasıdır. Oysa depresyon farklıdır. Zamanla geçmesi nadirdir; çoğu durumda, zaman ilerledikçe belirtiler daha da ağırlaşabilir. Bu yüzden depresyon, kendi haline bırakılmamalı ve mutlaka profesyonel destekle ele alınmalıdır.
Benim için de bu yazıyı yazabilmek yas sürecimin bir parçası. Kaybettiğim annemin, teorik olarak öğrendiğim bilgilerin birleşimi. Belki de bu yazı, yasla depresyon arasındaki en önemli farkı gösteriyor: Yas, kaybı kabul etmeyi ve onunla birlikte yaşamayı mümkün kılabilir. Ama bazı durumlarda yas, depresyonu tetikleyebileceğini unutmamamız gerekir.
Sonuç
Sonuç olarak, yas ve depresyon, birbirleriyle benzerlik gösteren ama kaynakları, süreci ve ihtiyaç duydukları destek bakımından birbirinden farklı olan iki gerçektir. İkisi de süreç içerisinde doğru destek ve kaynağa ihtiyaç duyar. Bizim ve çevremizdekilerin bu süreçleri anlayabilmesi, uygun adımları atmamızın önünü açar.
KAYNAKÇA
Freud, S. (1992). Endişe (L. Özcengiz, Çev.). Dergâh Yayınları.
O’Connor, M. F. (2019). Yas Tutan Beyin. Okuyan Us Yayınları.
American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.; E. Köroğlu, Çev.). Hekimler Yayın Birliği.


