Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yoksulluğun Psikolojisi: Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Üzerinden Yoksulluğu Anlama

Fizyolojik ihtiyaçlarımızı, hedeflerimizi, beklentilerimizi, sosyal çevremizi, özgürlüğümüzü etkileyen ve aynı zamanda toplumsal ve bireysel bir olgu olan yoksulluk kavramı bizim için önemlidir. Yoksulluk kelime anlamı olarak kişinin yaşamını idame edebilmesi için gerekli olan maddi ve sosyal kaynaklardan yoksun olma durumudur. Yoksulluk psikolojik ve sosyolojik açıdan incelendiğinde maddi eksikliklerle beraber kişinin güven ve toplumsal yapıya karşı aidiyet duygusunu etkilemektedir.

Yoksulluğun Birey Üzerindeki Psikolojik ve Fizyolojik Etkileri

Yoksulluk fizyolojik etkileri olan bir durum gibi algılansa da kişi yaşadığı yoksullukla beraber fizyolojik ihtiyaçlarını gidermekte zorlandığında psikolojik etkileri de ortaya çıkabilir. Fizyolojik olarak ihtiyaçlar sağlanmadığında ortaya çıkabilecek psikolojik etkilerden bir tanesi de strestir. Stres, bireyin fiziksel ve sosyal çevresinden gelen uyumsuz koşullar nedeniyle, bedensel ve psikolojik sınırlarının ötesinde çaba harcamasıdır (Cüceloğlu, 2002). Stres, bireyin bedensel ve ruhsal sınırlarının tehdit edilmesi ve zorlanmasıyla ortaya çıkar (Baltaş ve Baltaş, 1990). Stres yaşamımız için önemli bir olgu olmasıyla beraber, stres seviyesi çok önemlidir. Yoğun stresle beraber bedende bazı belirtiler ortaya çıkar. Stres sırasında sempatik sinir sistemi aktiftir. Bu durumda, vücutta adrenalin ve kortizol salgılanır. Tansiyon yükselir, sindirim azalır, artmış yağlanma biçiminde daha düzensiz metabolik aktivite ve daha fazla inflamasyon görülür (Evans ve Kim, 2013). Yoksulluğun etkileriyle beraber ortaya çıkan stresin fiziksel etkilerinin yanı sıra psikolojik etkileri de vardır. Kişi yoğun strese maruz kaldığında yaşadığı problemlerle baş etmede güçlük çeker.

Sosyal Bir Varlık Olarak İnsanın Yoksullukla İmtihanı

Yapılan araştırmalara göre yoksulluk ve ortaya çıkan psikolojik bozukluklar arasında %87 düzeyinde bir ilişki olduğu görülmüştür. Bu bozuklukları; şiddet, kaygı bozukluğu, OKB, madde bağımlılığı, depresyon ve duygu durum bozukluğu olarak söyleyebiliriz. Yoksullukla beraber ortaya çaresizlik, ümitsizlik, utanç ve karamsarlık duygularıyla beraber yetersiz olduğuna dair inancı ortaya çıkabilir. Varoluşsal olarak insan sosyal bir varlıktır. Sosyal bir varlık olmasıyla beraber kişi; toplumun bir parçası olma ya da aidiyet duygusu ile yaşamak ister. Kişi, toplumun bir parçası olmaya çalıştığı noktada bunu olumsuz etkileyen faktörlerden bir tanesi de yoksulluktur. Yoksullukla beraber kişinin öz saygısı sarsılabilir ve zorunlu olarak toplumdan izole olmaya ya da dışlandığını hissedebilir. Yoksulluğun kişinin toplumla olan ilişkilerinin etkilerinin yanı sıra temelde hissedildiği alanlardan bir tanesi de aile ortamıdır. Kişi yoksulluğun getirdiği zorluklarla baş edemediğinde aile ilişkilerinde huzursuzluklar, iletişim problemleri ya da çatışmalara neden olabilir. Yazımızın bir noktasında değindiğimiz gibi yoksulluk sadece fizyolojik etkileriyle ele almak kısıtlayıcı olabilir. Yoksulluk, psikolojik etkileriyle beraber sosyolojik bir kavram olarak da ele alınmalı çünkü aynı zamanda kişinin kendisini toplum nezdinde konumlandırmasına neden olur.

Maslow Hiyerarşisinde Güvenlik ve Kendini Gerçekleştirme

Genel çerçevede ele aldığımız yoksulluk kavramını Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine yer vermemiz, bu kavramın yaşamımız için önemli olduğunu anlamamıza yardımcı olabilir. İhtiyaçlar hiyerarşisi piramidi 5 basamaktan oluşmaktadır. Maslow’un ihtiyaçlar piramidinin ilk iki basamağı daha çok fizyolojik ihtiyaçlara yöneliktir. Sonraki basamaklar ise daha çok psikolojik ve sosyolojik basamaklardır. İhtiyaçlar piramidine göre temel ihtiyaçlar karşılanmadığında diğer basamaklara yönelmek çok mümkün değildir. Bir üst basamağa geçebilen kişinin, önceki basamaklarda bulunan ihtiyaçlarının karşılanması beklenir. Maslow’un hiyerarşisine göre bireyin ihtiyaçları en temelden başlayarak daha karmaşık bir sürece doğru ilerler. Fizyolojik ihtiyaçlar; yemek, su, uyku, barınma gibi giderildikten sonra bir üst basamak olan güvenlik ihtiyacına geçer. Güvenlik ihtiyacı sadece kişinin fiziksel olarak korunma durumu değil, ekonomik istikrar, sosyal desteği ya da güvenceyi de içerir.

Bu doğrultuda baktığımızda aslında güvende hissetme durumu sadece yaşamda kalmanın ötesinde yaşamda kalan kişinin kendisini tetikte ya da sürekli mücadele etme durumunda görmesidir. Birey ya da toplum karmaşık bir yapı içerisinde olmaktan ziyade daha öngörülebilir bir yapıda olmaya ihtiyaç duyar. Bu koşullar yaşanmadığında kişi yoğun olarak belirsizlik yaşayabilir. Bu belirsizliğin olmasıyla beraber öngörü ortadan kalkar. Belirsizlik yaşamda fizyolojik ve ruhsal olarak zorlayıcı olduğunda kişi bununla baş edemeyebilir. Baş edemediği durumda, kendisini çaresiz ve aynı zamanda belirsizlikle beraber kontrol duygusunun kaybolduğunu düşünerek kendini güvende hissetmez. Kişi ilk iki basamakta yoğun tehdit algısıyla kaldığında (fiziksel, güvenlik) kendisi için gerekli olan diğer basamaklara odaklanmaz. Maslow’un sevgi, saygı ve en üst basamağı olan kendini gerçekleştirme basamakları kişi için anlamlı olmaktan çıkar.

Psikolojik olarak bakıldığında bireyin kendini gerçekleştirme basamağı kıymetli olmasıyla beraber kişi bu basamağa kendini çok uzak hisseder. Yoksulluk kavramı sadece yeme, içme ve barınmanın ötesinde kişinin yaşamında ekonomik istikrar, sosyal güvence, sağlık hizmetlerine ulaşılabilirliği de çok kıymetlidir. Kişi bu ihtiyaçları karşılanmadığında belirsizlikle beraber yoğun bir stres ve kaygı yaşayabilir. Kişinin üst seviyede yaşadığı olumsuz duygu, düşünce ve fizyolojik tepkiler kişi için zorlayıcı olduğunda birçok psikolojik ve aynı zamanda sosyolojik olarak problemler ortaya çıkabilir. Yoksulluk, yalnızca bireysel bir deneyim olmasından ziyade toplumsal bir bağlamdır. Yoksulluk kavramının, bireyin yaşamına olan etkilerini görmezden geldiğimiz noktada bireyin içsel dünyasını anlamak zorlaşabilir. Yoksulluk kavramını bireyin içsel dünyasından soyutlaştırmaktan ziyade, bir parçası olabileceği düşüncesi daha faydalı olacaktır.

Sibel Kırdağ
Sibel Kırdağ
Klinik psikolog Sibel Kırdağ, lisans eğitimini psikoloji alanında tamamlamış, ardından klinik psikoloji yüksek lisansını bitirerek akademik uzmanlığını kazanmıştır. Akademik kariyerinde insanın iç dünyasını, duygusal süreçleri ve travmanın psikolojik etkilerini araştırmıştır. Yazarlığı, insan ruhunu anlamanın ve ifade etmenin yaratıcı bir yolu olarak görür. Psikoloji ile edebiyatı buluşturarak, içsel farkındalık ve iyileşmeyi yazıları aracılığıyla aktarmayı amaçlar. Onun için yazmak, anlamak ve iyileşmek arasındaki en güçlü bağdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar