Bir bebeğin dünyaya geldiği o ilk anı düşünün. Uzun yıllar boyunca psikoloji ve tıp dünyası, yeni doğan bebekleri tamamen çaresiz, pasif ve yalnızca dışarıdan gelen yardımlara muhtaç varlıklar olarak değerlendirdi. Ancak modern psikolojik araştırmalar ve klinik değerlendirme yöntemleri, bebeklerin aslında doğdukları andan itibaren dünyayla etkileşime girmeye inanılmaz derecede hazır, donanımlı ve aktif birer organizma olduğunu kanıtlıyor. Bu yazımızda, yenidoğan, refleksler ve anne sesi ekseninde yenidoğanların hayata tutunma serüvenini, ilk fiziksel değerlendirmelerini, hayatta kalmalarını sağlayan doğuştan gelen şaşırtıcı reflekslerini ve annenin sesini ayırt etme gibi erken bilişsel becerilerini Psychology Times okurları için mercek altına alıyoruz.
Hayata İlk Merhaba: Yenidoğan Değerlendirmesi
Bir anne, doktoruna “Bebeğim sağlıklı mı?” diye sorduğunda, uzmanların başvurduğu ilk ve en hızlı değerlendirme aracı Apgar skorudur (Apgar, 1953). Apgar skoru; bebeğin kas aktivitesi, nabzı, uyarılara karşı yüz buruşturma gibi verdiği tepkiler, cilt rengi görünümü ve solunum durumu olmak üzere beş temel kriterin toplanmasıyla hesaplanır.
Bu hızlı ön değerlendirme sonucunda 7’nin üzerindeki bir skor, bebeğin fiziksel durumunun genel olarak iyi olduğunu gösterir. Eğer sonuç 4 ile 6 arasında çıkarsa bebeğin özel ilgi ve bakıma ihtiyacı olduğu anlaşılırken, 3’ün altındaki bir skor ise hayati tehlike taşıyan ve acil müdahale gerektiren bir durumu işaret eder.
Fakat bir yenidoğanın potansiyeli ve durumu yalnızca yaşamsal fonksiyonlarıyla sınırlı tutulamaz. Bebeklerin davranışsal kapasitesini çok daha geniş bir yelpazede incelemek için Brazelton ve Nugent (1995) tarafından geliştirilen Yenidoğan Davranışsal Değerlendirme Ölçeği (NBAS) kullanılır.
Doğumdan itibaren 2 aylık olana kadar uygulanabilen bu kapsamlı test, bebeğin davranışsal repertuvarını detaylıca değerlendiren 28 davranışsal ve 18 reflekse bağlı maddeden oluşur. NBAS ile bebeğin nefes alma veya vücut ısısını kontrol etme gibi otonomik yetenekleri, vücut hareketleri ve aktivite düzeyini kapsayan motor becerileri, uyku veya uyanıklık hâlini koruma kapasitesi ve insanlarla etkileşime girme yönündeki sosyal sistemleri test edilir.
Bu gelişmiş değerlendirme, psikologlara bebeğin gelecekteki gelişimini öngörebilmek için paha biçilmez veriler sunar.
Doğuştan Gelen Hayatta Kalma Mekanizmaları: Yenidoğan Refleksleri
Bebekler dış dünyayla başa çıkabilmek için çeşitli motor refleksler ve temel duyusal süreçlerle donatılmış bir şekilde doğarlar. Belirli uyaranlara karşı gösterilen ve öğrenilmemiş doğal tepkiler olarak tanımlanan refleksler, sinir sisteminin düzgün çalışıp çalışmadığını anlamamızı sağlayan çok büyük bir hayatta kalma değeri taşır.
Örneğin, bebeğin yanağına hafifçe dokunduğunuzda başını hemen o yöne çevirip ağzını açmasını sağlayan “arama” (rooting) refleksi ile ağzına konan nesneyi emmesini sağlayan “emme” (sucking) refleksi, bebeğin beslenmesini ve dolayısıyla hayatta kalmasını garanti altına alır. Arama refleksi, doğumdan itibaren yaklaşık 3 haftalık olana kadar devam eder ve sonrasında kaybolur.
Bebeklerin ayak tabanına sertçe dokunulduğunda başparmağın ayağın üst kısmına doğru hareket etmesi ve diğer parmakların yelpaze gibi açılmasıyla gözlemlenen Babinski refleksi ise sağlıklı bir nörolojik altyapının işaretidir ve bebeğin 12 aylık olmasıyla 2 yaşına gelmesi arasındaki süreçte kaybolur.
Bunların yanı sıra, bebekler inanılmaz bir kavrama gücüne sahiptir. Ayak tabanına dokunulduğunda parmakların içe doğru kıvrıldığı “plantar kavrama” ve avuç içine bir parmakla bastırıldığında sıkıca yakaladığı “palmar kavrama” refleksleri, bebeğin çevreyle fiziksel bağ kurmasını sağlar.
Gözleri yüksek sese veya parlak ışığa karşı koruyan “göz kırpma” (eye blink) refleksi bir diğer önemli savunma hattıdır. Belki de en şaşırtıcı olanlar ise adımlama ve yüzme refleksleridir.
Bir bebek koltuk altlarından tutulup ayakları sert bir zemine değdirilerek öne doğru hareket ettirildiğinde anında adımlama hareketi gösterir. Yüzü suya dönük olarak yerleştirildiğinde, kollar ve bacaklarla otomatik olarak suyu çırpma ve yüzme hareketleri (paddling) yapmaya başlar. Son olarak, bebek sırtüstü yatırılıp başının hafifçe geriye düşmesine izin verildiğinde sırtını kavisleştirir, bacaklarını uzatır ve kollarını önce dışarı doğru fırlatıp sonra kapatır; bu hayatta kalma refleksine ise Moro refleksi adı verilir.
Pasif Bir Bedenden Aktif Bir Zihne
Bütün bu fiziksel ve nörolojik refleksler, bebeğin biyolojik donanımının yalnızca görünen yüzüdür. Daha önce tartıştığımız ve DeCasper ile Fifer’in (1980) gerçekleştirdiği o ünlü çalışmayı hatırlayalım.
Bilim insanları, henüz üç günlük bile olmayan yenidoğanların emzik emme sürelerini, yani başlangıçta yalnızca bir refleks gibi görünen davranışı, bilinçli bir şekilde ayarlayarak anne sesini diğer kadınların sesine tercih ettiklerini ve o sesi duymak için ekstra bir çaba sarf ettiklerini ortaya koymuştur.
Bu bulgu, bir bebeğin dünyaya yalnızca biyolojik bir organizma olarak değil, aynı zamanda ilişki kurmaya hazır bir varlık olarak geldiğini göstermesi bakımından son derece önemlidir. Anne sesi, yenidoğanın erken dönem bilişsel ve duygusal dünyasında düşündüğümüzden çok daha derin bir yer tutar.
Hayata Aktif Bir Başlangıç
Tıbbi değerlendirmeler (Apgar ve NBAS), otonomik sistem testleri ve sayısız ilkel refleks bize aynı gerçeği fısıldıyor: Yenidoğanlar, hayata karşı hiçbir zaman çaresiz ve hazırlıksız değildir. Onlar, muazzam bir biyolojik, motor ve algısal donanımla dünyamıza katılan, kendi gelişimlerinde daha en başından beri “aktif” rol alan şaşırtıcı varlıklardır.
Gelişim psikolojisi bu ilk haftaların gizemini çözmeye devam ettikçe, insan yavrusunun adaptasyon gücüne olan hayranlığımız da katlanarak artmaya devam edecektir.
Kaynakça
Apgar, V. (1953). A proposal for a new method of evaluation of the newborn infant. Current Researches in Anesthesia & Analgesia, 32(4), 260-267.
Brazelton, T. B., & Nugent, J. K. (1995). Neonatal behavioral assessment scale (3rd ed.). Mac Keith Press.
DeCasper, A. J., & Fifer, W. P. (1980). Of human bonding: Newborns prefer their mothers’ voices. Science, 208(4448), 1174-1176.


