Cuma, Mayıs 8, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yasın Yolculuğu: Normal mi, Patolojik mi?

Yaşanılan kayıptan sonra hayat her zamanki gibi devam eder; ama kayıp yaşayan kişi için hayat bazen durur. Bir fotoğraf görür, kayıp yaşadığı kişinin bir eşyasını bulur ve kaybın ağırlığını hisseder. İnsanı aynı noktada hapseder. Günler geçer, yıllar geçer, çevre normale döner… Fakat insanın zihninin içindeki boşluk yerini koruyorsa yasın görünmeyen tarafı kendini gösterir. Bu süreç normal midir yoksa patolojik bir döngüye mi dönüşür? Bu yazımda bundan bahsedeceğim.

Normal Yas ve Patolojik Yas Nedir?

Yas, ölüm sebebiyle kaybı deneyimleyen kişilerde kayba yönelik verilen uyum sağlama davranışlarını ifade etmektedir (Malkinson, 2019). Yas, sadece duygusal olarak değildir; kişinin hayatını yeniden düzene koyması, acısıyla başa çıkması ve kayıp sonrası hayatındaki değişikliklere uyum sağlamasıdır.

Normal yas ise kayıp sonrası yaşanan doğal bir süreç olup bireylerde görülen zihinsel, fiziksel, duygusal ve davranışsal tepkileri içermektedir (Worden, 2001). Zihinsel olarak odaklanma güçlüğü ve inkâr, fiziksel açıdan iştah azalması ve uyku problemleri; davranışsal olarak eve kapanma; duygusal yönden ise üzüntü ve özlem gibi farklı tepkileri kapsamaktadır.

Diğer yandan patolojik yas, kayıp sonrasında en az 6 ay geçmesine karşın kaybı deneyimlemekte olan kişide; kişisel, çevresel ve iş hayatındaki işlevselliğin yavaş yavaş kötüleşmesi olarak ifade edilebilir (Zhang & El-Jawahri, 2006). Kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiler ve kronikleşir. Bu süreçte kişinin yasa yönelik tepkileri uzun bir sürece yayılmıştır. Kayıp ardından çok hissedilen üzüntü giderek artmaktadır (Bonanno & Kaltman, 2001).

Normal ve Patolojik Yas Tepkileri

Normal yas tepkileri; fiziksel, zihinsel, duygusal ve davranışsal tepkileri içermektedir. Fiziksel tepkiler arasında midede boşluk hissi, nefes alamama, iştah azalması veya artması ve boğulacakmış hissi yer almaktadır. Zihinsel tepkilerde ise kayba inanamama ve inkâr, işitsel ve görsel halüsinasyonlar, zihin bulanıklığı ve kaybın hâlâ yaşadığı hissi görülebilir. Diğer yandan duygusal tepkilerde şaşkınlık, üzüntü, öfke, umutsuzluk ve yalnızlık gibi duygular ortaya çıkabilir. Bununla birlikte davranışsal tepkiler arasında ağlama, dalgınlık, sosyal izolasyon, uyku problemleri ve kaybı hatırlatan durumlardan kaçınma yer almaktadır.

Patolojik yas deneyimleyen kişiler, kayba ait olan eşyalar ile duygusal bir bağ kurmaktadır. Bu durum “bağlantı nesneleri” olarak ifade edilir. Bağlantı nesneleri, kaybın kıyafetleri, saati veya takıları olabilir. Bu nesnelere aşırı düzeyde anlam yüklenmesi, sürekli yanında taşıması ve görmeden yapamaması kişinin yas sürecini kabullenmekte zorlandığını göstermektedir. Patolojik yas yaşayan kişi, kaybın getirdiği şok ve şaşkınlığı duyguları ile ifade etmekte zorlanır. İyiymiş gibi davranabilir; bu durum yas sürecinin sağlıklı işlemesini zorlaştırır. Kaçınma davranışları gösterebilir. Kaybı hatırlatan durumlardan ve kişilerden uzak durabilir; kayıp hakkında konuşmayabilir. Kişi, gerçeği kabullenmekte zorlanır.

Ayrıca uygunsuz davranışlar da görülebilir. Duygularından kaçınmak için alkol kullanabilir. Öfke ve saldırgan davranışlar gösterebilir. Patolojik yas yaşayan kişinin bağlantı nesneleri ile duygusal bağ kurması, kaybı kabullenmekte ve gerçeklerle yüzleşmekte zorlanması, duygularını açığa vuramaması kişinin normal yas süreci yaşamasını engellemektedir.

Kübler-Ross Yas Evreleri

Kübler-Ross, bir kayıp sonrasında kişinin yaşayabileceği tepkileri beş alt başlık altında açıklamaktadır. Bunlar inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenmedir.

İnkâr evresinde kişi kayba inanmakta zorlanır. Kaybın yarattığı acı ve üzüntü hissinden kaçınmaktadır. Kişi, “Bu nasıl benim başıma geldi, neden ben?” şeklindeki ifadelerle bu durumu kabullenmekte zorlandığını dile getirebilir (Kübler-Ross & Kessler, 2014).

Öfke evresinde ise gerçeklik kabul edilmeye başladıkça kişide yoğun bir öfke ortaya çıkmaktadır. Kişi bu evrede başkalarını suçlayabilir, kendine ve kaybettiği kişiye kızabilir.

Pazarlık evresinde kişi, kaybın acısını azaltmak için pazarlıklar yapabilir. Bu durumu kabullenmek için şartlar öne sürerek bir talepte bulunur. “Eğer geri dönerse bir daha aynı hataları yapmam” gibi düşünceler bu pazarlık evresine örnektir.

Depresyon evresinde ise kişi, kaybın geri dönmeyeceğini fark eder ve kişide yoğun bir üzüntü duyulduğu gözlenmektedir. Farkındalık seviyelerinde artış oldukça, yasta iyileşme gözlenir (Kübler-Ross & Kessler, 2014).

Kabullenme aşaması, kişinin kayıp gerçeği ile yüzleştiği evredir. Gerçekle olan inatlaşmanın ve kaybın acısının sakinleşmeye başladığı evredir. Kişinin gerçeği kabul ettiği, yas sürecini içselleştirdiği ve yeni yaşama alışma sürecine başladığı evredir (Kübler-Ross & Kessler, 2014).

Kaynakça

Worden, J. W. (2001). A handbook for the mental health practitioner. Brunner-Routledge.

Zhang, B., El-Jawahri, A., & Prigerson, H. G. (2006). Update on bereavement research: Evidence-based guidelines for the diagnosis and treatment of complicated bereavement. Journal of Palliative Medicine, 9(5), 1188–1203. https://doi.org/10.1089/jpm.2006.9.1188

Bonanno, G. A., & Kaltman, S. (2001). The varieties of grief experience. Clinical Psychology Review, 21(5), 705–734. https://doi.org/10.1016/s0272-7358(00)00062-3

Malkinson, R. (2009). Bilişsel yas terapisi: Bir yakınını kaybettikten sonra yaşamın anlamını yeniden yapılandırma (S. N. Akbaş, Çev.). Boylam Psikiyatri Enstitüsü / HYB Basım Yayın.

Kübler-Ross, E., & Kessler, D. (2014). Finding the Meaning of Grief through the Five Stages of Loss. London: Simon & Schuster.

Büşra Çolak
Büşra Çolak
Büşra Çolak, 2025 yılında Psikoloji Bölümü’nden mezun olmuştur. Lisans eğitimi süresince çeşitli özel kliniklerde ve derneklerde staj yaparak klinik gözlem ve uygulama deneyimi kazanmıştır. Bilişsel Davranışçı Terapi eğitimlerine katılmış ve bu eğitimleri başarıyla tamamlamıştır. Klinik ilgi alanları ergen ve yetişkin psikolojisi üzerine yoğunlaşmakta; özellikle bireysel farkındalık, ilişkisel dinamikler ve duygu düzenleme konularına odaklanmaktadır. Ayrıca somatizasyon, hipokondriyazis ve narsisizm gibi psikodinamik temelli konulara ilgi duymaktadır. Psikolojiyi yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda topluma katkı sunma yolu olarak görmekte; bilimsel temelli ve etik ilkelere bağlı bir yaklaşımla üretim yapmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar