Pazartesi, Temmuz 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yarınların Kalabalığı

“İnsanın eylemsizliğinin altında çoğu zaman işe bağımlı duygudan kaçış vardır.” Erteleme davranışı, gündelik yaşamın en sıradan alışkanlıklarından biri gibi görünür. Çoğu zaman bunu tembellik, motivasyon eksikliği ya da plansızlık olarak tanımlarız. Hatta üzerine hiç düşünmemiş bile olabilirsiniz. Belki de hayatınızın olağan akışı içinde öylesine sıradanlaşmıştır ki varlığını ancak sonuçlarıyla fark ediyorsunuz. Oysa psikoloji bize bambaşka bir şey söyler: Erteleme, zamansal bir kavram olmakla sınırlı değildir; yani zamanı değil, duyguları yönetme biçimidir.

Peki ya yarına bıraktığımız işler konuşabilseydi? Bize gerçekten ne söylerlerdi? Belki de yıllardır sustuğunu sandığımız o ses, tam da şimdi size ulaşmak istiyor…

Bugün başlayamadığın her işten sana kısa bir not var; yüzleşmek ister misin?

Zihninin bir köşesinde ne zamandan beri varım bilmiyorum. Buraya geldiğim ilk zamanlarda her gün zikrindeydim. Nasıl başlayacağına ve devam ettireceğine dair onlarca, belki binlerce fikrin vardı. Değişiyordu yerim zihninde; sanki ben gün yüzüne çıkmak için bir hazırlık aşaması sanarken yorumların, üstüme düşünüşlerin azalmaya başladı. Artık benden bahsederken sadece sonuçtan, beklentilerinden bahsetmeye başladın. Benim yapım değişirken ne olduysa artık bilmiyorum; zihninin bu hareketsizleşen köşesinde yanımda yeni eylemler de birikmeye başladı. Eylem diyorum ama yanlış anlama, hareket kazanamamış olanlardanız biz. Her gün yaptıkların arasında yerimizi almak ve madden dış dünya ile tanışabilmek için heyecanlanıyoruz. Bizi istiflediğin yerdeki akış adeta ağır çekim. Senin bahsettiğin bir güne, bir haftaya sığmamız için kendi içimizde hareket kazanıyoruz, sıkışıyoruz. Hatta sen bizim bu ahraz hareketimize bile zamanla “Stres oluyorum, ya kafamda onlarca şey dolanıyor, nereden başlayacağımı bilemiyorum!” diyorsun. Merak etme, zihnini okumadım; zaten zihninden konuşuyorum.

Seni sıkıştıran biz değiliz; bizi sıkıştıran sensin.

Biraz sonraya, saatin yelkovanına, yarına, takvim yapraklarına bıraktığın her neysem seni orada yapılmış ve hazır beklemeyeceğim; sen de bunun farkındasın. Erteledikçe aklının derinliklerinde ben gibi bekleyen nice eylem buralarda harekete dönüşmek üzere beklemeye devam ediyoruz. İnan, kalabalıklaştıkça da yerimizde duramıyoruz. Hatta buraya kadar hem fikir olduysak bir haberim daha var; alanımız daraldıkça senin de alanın/zamanın daralıyor. Farkındalığın devreye girerse yine beni stres kaynağı olarak görmenden çekiniyorum ama şu an konuşma sırası bende; kaydırdığın ekranın içinde saniyelerle akıp gideceğim. Sorunu kendimde aramaya başladım ama en azından ben bir yerden başladım. Ya ben sana ait değilim, özdeşemiyoruz ya da sen başlayamıyorsun. Mesele sürdürmek mi, bilemiyorum; maalesef çünkü sadece fikrinde yapılandım. O yüzden başlamak ile ilgili düşünmeni istiyorum. Niye başlayamıyorsun? Önceliklerinden mi değilim? Motivasyonun mu az? Sahiden zamanın mı yok? Mükemmeli istediğin için tüm şartların elvermesini mi bekliyorsun? Zaten halledeceğine dair güvenin olduğu için son dakikaya kadar burada sıkışmak üzere atılmış bir kader kurbanı mıyım?

Tüm bunları cevaplamanı çok istiyorum ama önce, hatta belki de son kez beni dinle lütfen… Belki de hiçbirimiz senin sandığın kadar çözülmez değiliz. Bizi zorlaştıran, bizi ifade etmeye çalıştığın diğer kalıplar. Bir işe başlamayı; başarını, yeterliliğini hatta bazen değerini kanıtlayacağın bir sınava dönüştürdüğünde, ben sıradan bir yapı olmaktan çıkıyorum. Üzerime “Ya yapamazsam?”, “Ya istediğim gibi olmazsa?”, “Ya benden bekleneni karşılayamazsam?” sorularını ekliyorsun. Sonra da beni ağır bulup taşıyamadığına inanıyorsun. Beni değil, bana atfettiklerini düşünmeye dalıyorsun.

İşin ilginç yanı şu; sen bizi erteledikçe aslında bizden değil, hissetmek istemediğin duygulardan uzaklaşıyorsun. Kaygıyı, belirsizliği, başarısız olma ihtimalini birkaç saatliğine susturuyorsun. Bunu bir kazanç olarak görüyorsun. Ama ben kaybolmuyorum. Sadece yanıma yenileri geliyor. Biz çoğaldıkça da sen bununla bu sefer zaman yönetimi problemi olarak baş etmeye çalışıyorsun. Oysa çoğu zaman mesele zamanı yönetememek değil; zihninde dolaşan duyguları yönetememek. Diyorum ya, belki gerçekten ben sana ait değilimdir. Mantığın, çevrenden öğrendiklerin, imkanların beni sende eksik olan o boşluğa yakıştırmaya çalışıyor olabilir. Diyelim ki gerçekten bana aitsin. Diyelim ki hayalini kurduğun şey tam da benim. Yine de biliyorum; sen çoğu zaman ‘Doğru zamanı bekliyorum.’ diyorsun. Oysa doğru zaman diye bir şey yok; sadece başlanmış zaman var. Çünkü hareket, motivasyonun ödülü değil, çoğu zaman sebebidir. Sen ilk adımı attığında motivasyon peşinden gelir. Ama sen motivasyonu beklersen, o da seni beklemeyi seçer.

Mükemmel bir iş çıkarmak istiyorsan eğer ve ben bunun için burada bekliyorsam, benim kusursuz olmama gerek yoktu. Sen öyle olmasını istedin. Oysa eksik başlayan işler, hiç başlamayan kusursuz fikirlerden daha fazla yol alır. Ben tamamlanmak isterdim, mükemmel olmak değil.

Şimdi karar senin. Beni yine yarına bırakabilirsin. Ama şunu unutma; yarın beni bugünkü hâlimle bulmayacaksın. Ben, bana eklediğin her erteleyişle biraz daha büyüyecek, biraz daha ağırlaşacağım. Ve bir gün bana “Neden bu kadar gözümde büyüdün?” diye sorduğunda, cevabım aynı olacak: “Ben büyümedim. Sen bana beklediğin her günü ekledin.”

Belki de bu satırları okurken zihninizde bekleyen bir iş, tamamına erememiş bir hayal ya da uzun zamandır ilk adımı atmayı düşündüğünüz bir karar size göz kırptı. Eğer öyleyse, kendinize yalnızca hepimize eşit verilmiş bir günü yapılandıramamak üzerinden yüklenmeyin; “Neden erteliyorum?” diye sormayın. Bir adım daha ileri gidin ve “Neyi hissetmemek için erteliyorum?” sorusunun da getirdiklerini kazıyın.

Çünkü bazen ertelenen şey bir çalışma planı, bir özel gün ya da bir telefon görüşmesi değildir; başarısız olma ihtimali, belirsizlik, yetersizlik hissi ya da mükemmel olma zorunluluğudur. Unutmayın; başlamak çoğu zaman motivasyonun sonucu değil, onun davetidir. Hareket ettikçe kaygı tamamen kaybolmayabilir, ancak kaygıya rağmen atılan küçük adımlar zihnin yükünü hafifletir. Ertelemenin panzehiri kusursuz bir plan değil, kusurlu da olsa atılmış ilk adımdır. Belki de yarın sizi değiştirecek olan şey, uzun zamandır beklediğiniz “doğru zaman” değil; bugün attığınız küçük ama cesur bir adımdır. Çünkü hayat, yarını bağışlanmış olanların değil, nefesinin hatrına başlayabilenlerin hikâyesini yazar.

Yazar: Buse Nur Kelment

Buse Nur Kelment
Buse Nur Kelment
Buse Nur Kelment, psikoloji lisansını yüksek onur öğrencisi olarak tamamlamıştır. Lisans öğreniminde ruh sağlığı kapsamında çeşitli terapi eğitimleri alıp gönüllü/zorunlu olan saha çalışmalarında eğitimlerden edindiği bilgileri pratiğe dökme fırsatı bulmuştur. Süreçte insanı anlamak adına gerek projektif testler aracılığıyla kimlik/yapılanmaları okuyarak, gerekse insan doğasında var olanı merkeze alan faydacı yolda, psikoterapi akışında duyguya teması sanatla harmanlayarak çalışmalarını özgünleştirmiştir. Kelment, aynı zamanda bahsedilen saha çalışmalarında, dahil olduğu uzman nöroloji ekipleriyle fizyolojik yapıya olan merakını keşfetmiştir. Keşfiyle beraber insan mekanizmasındaki karmaşayı muazzam işleyen bir çark olarak anlamlandırabilmeyi ve yazar olarak ürettiği içeriklerde aktarabilmeyi kendine misyon edinmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar