İki insan karşı karşıya geldiğinde, çoğu zaman fark edilmeden üçüncü bir şey doğar. Ne tamamen birine aittir ne de diğerine. Sözcüklerin arasından sızar, sessizlikte yoğunlaşır; bazen bir bakışta, bazen söylenemeyen bir cümlede kendini belli eder. Psikanalist Thomas Ogden, bu görünmez ama etkili alanı analitik üçüncü (analytic third) olarak adlandırır. Bu üçüncü alan, iki kişinin yan yana gelişinden değil, birbirlerine temas ediş biçimlerinden doğar.
Terapi odasında bu alan, terapist ile danışan (analist ve analizan) arasında yavaş yavaş şekillenir. Biri anlatırken diğeri dinler; ama olan biten yalnızca anlatmak ve dinlemek değildir. Terapist, danışanın hikâyesini dışarıdan seyreden biri olmaktan çıkar. Danışanın deneyimi terapistin içinde yankı bulur; terapistin varlığı danışanın yaşantısına sızar. Böylece her ikisi de, fark etmeden, kendilerinden biraz uzaklaşır. Üçüncü alan, tam da bu uzaklaşmanın içinde belirir.
Geçmişin Ortak İnşası
Bu alanda geçmiş, hatırlanan bir şey olmaktan çıkar. Danışan, geçmişini olduğu gibi yeniden yaşamaz; terapist de onu öğrenmez. Geçmiş, aralarında ilk kez kurulur. Sanki daha önce yaşanmış ama hiçbir zaman gerçekten tutulamamış bir deneyim, şimdi iki kişi arasında biçim bulur. Bu yüzden üçüncü alanda ortaya çıkan geçmiş, sabit değildir; canlıdır, değişkendir ve o ilişkiye özgüdür. Başka bir terapötik karşılaşmada aynı biçimde var olamaz.
Üçüncü alanın en çarpıcı yanı, insanın burada hiçbir zaman yalnız olmamasıdır. Duygular tek başına taşınmaz; korku, utanç, özlem ya da öfke, bir başkasının varlığında anlam kazanır. Daha önce bölünmüş, yarım kalmış, dile gelmemiş olan ne varsa, bu ortak alanda bir süreliğine tutulabilir hâle gelir. Terapi, bu anlamda, yalnızca konuşulan bir yer değil; birlikte dayanılan bir mekândır.
Potansiyel Alan ve Yaratıcılık
Ogden’in üçüncü alanı, Winnicott’ın tanımladığı anne ile bebek arasında tanımlanan potansiyel alan (potential space) hatırlatır. Bebek, dünyaya geldiğinde ne bütünüyle içindedir ne de dışındadır. Anneyle kurduğu ilişkide, oyunla, ritimle, dokunuşla açılan bir ara alan vardır. Bu alan ne bebeğe ne anneye aittir; ikisinin arasında doğar. Oyun burada mümkündür, yaratıcılık burada filizlenir, gerçeklik burada yumuşar.
Terapi odasında oluşan üçüncü alan da benzer bir nitelik taşır. Ne tamamen danışanın iç dünyasıdır ne de terapistin bilgisi. Burası, anlamların askıda kaldığı, belirsizliğin tehdit değil imkân olduğu bir yerdir. Terapist ve danışan bu alanda birbirlerini yalnızca yansıtmaz; birlikte yeni bir deneyim üretirler. Bu üretim önceden tasarlanamaz, bütünüyle kontrol edilemez. Ama tam da bu yüzden dönüştürücüdür.
Sarsıntı ve Dönüşümün Riski
Üçüncü alan aynı zamanda risklidir. Çünkü burada roller sabit değildir. Terapist mutlak bilen değildir; danışan da yalnızca anlatan. İki özne de bu alanda hem yaratan hem yaratılan olur. Bazen anlam çözülür, bazen yapı sarsılır, bazen sessizlik ağırlaşır. Ama bu sarsıntı, yıkıcı olduğu kadar yaratıcıdır da. Yeni bir ses, bu kırılganlıktan doğar.
Sonunda geriye kalan şey net bir cevap değildir. Üçüncü alan, çözülen bir bilmeceye benzemez. Daha çok, insanın kendisiyle ve bir başkasıyla kurduğu ilişkinin yer değiştirdiği bir eşik gibidir. Terapi, bu bakışla, sorunların çözüldüğü değil; deneyimin yeniden şekillendiği bir yer olur.
Kaynakça
Ogden, T.H. (2023). Analizin Özneleri. (Çev. Faruk Gütmen). İstanbul: Sfenks Kitap.


