Perşembe, Nisan 16, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Takıntılarım Var.” : Obsesif Kompulsif Bozukluğun İç Yüzü

Bugünkü içeriğimizin konusu takıntı hastalığı olarak bilinen ve DSM’de obsesif kompulsif bozukluk olarak geçen bir psikiyatrik hastalık. OKB olarak kısaltılmış bu bozukluk, bireyin tüm hayatını kapsayan şekillerde deneyimlenen, ilerleyici ve her yaşta görülen bir bozukluktur. Çocuk, ergen ve yetişkinlerde benzer patternlerle ama ufak tefek farklılıklarla görülmektedir.

Hastalığın Doğası ve İşleyişi

Bunları detaylandırmadan önce bu hastalığın doğasından biraz bahsetmek istiyorum. OKB, en temelinde bir algısal ve duygusal bir sorundur. Başlangıcında kişi normalde rahatsız olmadığı bir uyarlamdan rahatsızlık duymaya başlar. Çoğunlukla mantıklı bir sebebi yoktur ve çoğunlukla kişi bunun farkındadır. Zamanla rahatsız edici uyarlanan kaçınmaları ve maruz kaldıkları durumda kendilerini duygusal olarak rahatlattıkları ritüeller geliştirirler. Ritüellerin herhangi bir mantıksal altyapısı yoktur. Tamamıyla hissiyata bağlı olarak gelişebilirler. Bu, hastalığın duygusal ve davranışsal boyutudur. Kaçınmalar ve önlemler arttıkça olumsuz pekiştireç etkisi yaratarak ilerlerler. Bu sebeple, kaçırılan uyananlar, hastalık tedavi edilmedikçe artma eğilimindedir. Bu da zamanla mevcut uyarana ilişkin algıda ve beynin kimyasında değişim yaratır.

Obsesyon ve Kompulsiyon Örnekleri

En sık görülen obsesyon bilindiği gibi kirlilik obsesyonudur. Kir bir uyarandır. Kirlilikten korunmak için dışarı çıkmamak ise bir kompulsiyondur. Kirlilik algısı yaratan şeylerden kaçınan kişinin kirliliğe yönelik seçici dikkati artacaktır. Önceden dışarı çıkamayan kişi, belki 1 yıl sonra odasından çıkamayabilir. Buna davranışsal bakış açısında uyaran genellemesi de denir. Bu kişinin kirliliğe dair algısının bozulduğunu net biçimde söyleyebiliriz.

Yaş Gruplarına Göre Farklılıklar

Yetişkinlerde obsesyon ve kompulsiyon birlikte net bir şekilde ayırt edilebilirken çocuklar düşüncelerini ifade edebilecekleri kadar net bir dil gelişimine henüz sahip olmadıklarından, obsesyonlar görünür değildir. Kompulsiyonlar daha belirgindir. Çocuklarda görülen OKB’nin tedavi edilmemesi psikotik seviyeye ilerlemesine neden olabilmektedir. Aynı süreç yetişkinlerde içgörünün kaybolması ile gerçekleşir.

Etiyolojik Temeller ve Kontrol İhtiyacı

OKB, etiyolojik olarak ise aslında yetersizlik, kontrol ihtiyacı ve artmış sorumluluk algısıyla da ilgilidir. Kişi aslında kontrol edemeyeceği sebeplerle olumsuz sonuçların doğmasından ve bundan sorumlu olmaktan korunmaya çalışmaktadır. Bunun oluşturduğu duygusal yükü bir nesneye (obsesyona) atfederek baş edemediği yükü baş edebilir hale getirir (kompulsiyonlar). Terapi sürecinin bu temelde ilerlemesi, hastalığın tekrar etmemesi ya da kayma yaşanmaması için kritik önem arz etmektedir. Ayrıca OKB’nin kişinin kontrolü kaybettiği ve suçluluk duygusunun yoğun olduğu taciz gibi olaylar sonrasında da gelişebildiği de öne sürülmektedir.

Okb Tedavisi

OKB’nin kanıtlanmış en etkili tedavisi Bilişsel Davranışçı Terapidir. Özellikle tepki önleme ve maruz bırakma uygulamaları tedavinin kilit noktasını oluşturur. Diğer yandan danışanın obsesyonları üzerinde bilişsel olarak da çalışılmalıdır. Bu sayede davranışsal ödevlere uyumu arttırılabilir. Son olarak her ruhsal tedavide olduğu gibi self efficacy denilen kendine inanma düzeyinin yüksek olması, terapiye fayda göreceğine inanılması da önem arz etmektedir.

Bu yazımızda OKB’nin etiyolojisi, doğası, yaşa göre klinik tablodaki değişimi ve tedavisini konuştuk. Psikiyatrik hastalıkları tanımak, bu kişilerin topluma ve kendi hayatlarına adapte olmalarını sağlamak açısından ruh sağlığı uzmanlarına katkı sağlar. Ayrıca toplumsal damgalanmayı kırmak, empatiyi güçlendirmek açısından da hastalıkları anlamak önem arz etmektedir. Sağlıkla kalınız.

Öznur Demirci
Öznur Demirci
Öznur Demirci, 2024 yılında Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nden mezun olmuş olup şu anda Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans yapmaktadır. Lisans eğitimi boyunca hem klinik stajlar hem de çeşitli terapi eğitimleri ile mesleki gelişimini güçlendirmiş; mezuniyetinin ardından Kas Hastalıkları Derneğinde gönüllü psikoterapi hizmeti vermiştir. Akademik olarak hem klinik psikoloji hem de bilişsel psikoloji alanlarında yayımlanmış çalışmaları bulunmaktadır. Öğrenmeyi ve öğrendiklerini paylaşmayı en büyük tutkusu olarak gören Demirci, okumayı ve yazmayı çok seven bir profesyoneldir. Mesleki bilgisini ve deneyimini samimi, gerçekçi ve estetik bir dille sunarak bireylerin iyi oluş hâllerine katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar