“Sevgi, iki insanın birbirine hissettikleri değil; birbirine nasıl davrandıklarıdır.” — Bell Hooks
Hiçbir ilişkide sevginin varlığına rağmen kendini derin bir yalnızlığın içinde bulduğun oldu mu?
Yanında biri varken bile anlaşılmadığını, duyulmadığını, hatta zaman zaman görünmezleştiğini hissettiğin anlar…
Birbirinizi sevdiğinizden eminsinizdir.
Hatta belki de ilişkinin en güçlü yanı budur.
Ancak buna rağmen aynı tartışmaların tekrar ettiğini, aynı kırılmaların onarılmadan biriktiğini ve her geçen gün biraz daha yorulduğunu fark edersin.
Ve bir noktada, çoğu zaman yüksek sesle dile getirilmeyen ama içeride giderek büyüyen o soru belirir:
“Sevgi varsa, neden bu kadar zor?”
Çünkü bazı ilişkilerde sevgi, eksik olan şeyleri tamamlayan bir güç değil; aksine eksikliklerin üzerini örten bir yanılsamaya dönüşür.
Romantizm, gerçek problemlerin konuşulmasını geciktiren bir alana kayar.
“Beni seviyor” düşüncesi, “beni anlamıyor”, “beni incitiyor” ya da “benimle gerçekten ilgilenmiyor” gibi gerçeklerin önüne geçer.
Oysa bir ilişkiyi sürdürülebilir kılan şey yalnızca sevgi değildir.
Bazen sevgi, tek başına kaldığında, ilişkiyi ayakta tutmak yerine onu romantize ederek gerçeklikle bağını zayıflatır.
Romantizmin Ötesi: İlişkinin Yapısal Temelleri
Günümüzde aşk ve sevgi kavramları çoğu zaman idealize edilerek sunulur.
Popüler kültür, iki insan birbirini seviyorsa geri kalan her şeyin kendiliğinden çözüleceği fikrini besler.
Ancak psikolojik kuramlar, ilişkilerin bu kadar basit işlemediğini açıkça ortaya koymaktadır.
Sternberg’in Üçgen Aşk Kuramı’na (1986) göre sağlıklı ve sürdürülebilir bir ilişki yalnızca tutku ve duygusal yakınlık üzerine değil, aynı zamanda bağlılık üzerine inşa edilir.
Bu bağlılık, bir duygu değil; bilinçli bir sorumluluk alma hâlidir.
Yani birini sevmek, onunla bir ilişkiyi sürdürebilmek için yeterli değildir.
İlişkiyi sürdüren şey, o sevginin davranışlara nasıl yansıdığıdır.
Bu noktada ilişki, yalnızca hissedilen bir bağ olmaktan çıkar; emek, farkındalık ve sorumluluk gerektiren bir yapıya dönüşür.
Sevgi Varken Neden Yetmez?
Sevgi, doğası gereği öznel ve değişken bir duygudur.
Ancak bir ilişki, yalnızca duygular üzerine kurulu bir alan değildir; aynı zamanda bir etkileşim sistemidir.
Bu sistemin sağlıklı işleyebilmesi için belirli yapı taşlarına ihtiyaç vardır: açık iletişim, duygusal sorumluluk, karşılıklı saygı ve sınır bilinci.
John Gottman’ın (1999) uzun yıllara dayanan ilişki araştırmaları, çiftlerin ayrılmasına neden olan temel faktörlerin sevginin azalması değil; iletişimde kopukluk, sorumluluk almaktan kaçınma ve duygusal ihtiyaçların göz ardı edilmesi olduğunu göstermektedir.
Bu da bize şunu açıkça gösterir: Birini sevmek, o kişiye iyi davranmayı garanti etmez.
Sevgi hissedilebilir, ancak ilişki yalnızca hissedilerek sürdürülemez.
“Beni Seviyor Ama…” Çelişkisi
İlişkilerde sıkça karşılaşılan bir durum vardır:
“Beni seviyor ama beni dinlemiyor.”
“Beni seviyor ama aynı hataları tekrar ediyor.”
“Beni seviyor ama sorumluluk almıyor.”
Bu cümlede yer alan “ama” bağlacı, ilişkinin gerçek yükünü taşır.
Psikolojide bu durum, bilişsel çelişki (Festinger, 1957) kavramıyla açıklanır.
Birey, “seviliyorum” inancı ile “inciniyorum” gerçeği arasında sıkışır ve çoğu zaman bu çelişkiyi çözmek yerine tolere etmeyi seçer.
Ancak zamanla bu tolere etme hâli, duygusal yıpranmaya dönüşür.
Çünkü sevgi, davranışla desteklenmediğinde, karşı taraf için güven verici bir anlam taşımaz.
Sorumluluk: İlişkinin Görünmeyen Omurgası
İlişkide sorumluluk almak, çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kavramdır.
Bu, karşı tarafı sürekli mutlu etmek ya da kendi ihtiyaçlarını yok saymak anlamına gelmez.
Aksine, sorumluluk almak; kişinin kendi davranışlarının ilişki üzerindeki etkisini fark edebilmesi, hata yaptığında bunu kabul edebilmesi ve ilişkiyi birlikte taşımaya istekli olmasıdır.
Sorumluluk almayan bir ilişkide, sorunlar konuşulmaz; ertelenir.
Hatalar onarılmaz; tekrar eder.
İletişim kurulmaz; kaçınılır.
Ve tüm bunlara rağmen sevgi hâlâ var olabilir.
Ancak bu sevgi, ilişkiyi beslemek yerine giderek daha fazla yoran bir unsura dönüşür.
Çünkü sevgi, tek başına bir ilişkiyi onaramaz.
Onarımı mümkün kılan şey, sorumluluktur.
Sınırlar ve Saygı: Sevginin Sınandığı Alan
Sağlıklı bir ilişki yalnızca yakınlık üzerine değil, aynı zamanda sınırlar üzerine kurulur.
Sınırlar, bireyin kendini koruma ve ifade etme biçimidir.
“Bu davranış beni incitiyor.”
“Buna maruz kalmak istemiyorum.”
Bu tür ifadeler, ilişkinin zayıflığını değil; sağlıklı işleyişini gösterir.
Sınırların olmadığı bir ilişkide ise sevgi zamanla tükenir.
Çünkü sürekli ihlal edilen bir alanda güven gelişmez.
Saygı, romantik duyguların yoğunluğundan değil; sınırların tanınmasından doğar.
Sürekli Şans Vermek: Sevgi mi, Öğrenilmiş Döngü mü?
Birçok insan, sevdiği için ilişkide kalmaya devam eder.
Affeder, yeniden dener, bir şans daha verir.
Ancak her şans, aynı zamanda bir öğrenme yaratır.
Eğer karşı taraf davranışını değiştirmiyorsa, şu mesajı alır: “Bu yaptığımın bir sonucu yok.”
Davranış psikolojisine göre, sonuç doğurmayan davranışlar devam etme eğilimindedir.
Yani sınır konulmayan ve yaptırımı olmayan her durum, zamanla kalıcı hâle gelir.
Bu nedenle sürekli şans vermek, her zaman sevginin bir göstergesi değildir.
Bazen bu, kişinin kendi sınırlarını koruyamamasının bir sonucudur.
Ve bir noktada, şanslar tükenir.
Bu tükeniş, çoğu zaman sevginin bitmesinden değil; dayanacak gücün kalmamasından kaynaklanır.
Sevgi Yetmez, İlişki Emek İster
“Sevgi, bir duygudur; ama bir ilişki, o duygunun sorumluluğunu üstlenebilmektir.”
Belki bu yazıyı okuyan biri, bir zamanlar çok sevdiği bir ilişkide neden bu kadar yıprandığını anlamaya çalışıyordur.
Belki biri, sevildiğini bilmesine rağmen neden güvende hissetmediğini sorguluyordur.
Ve belki biri, “çok sevdik ama olmadı” cümlesinin ardındaki gerçeği yeni yeni fark ediyordur.
Gerçek şu ki; sevgi bir ilişkiyi başlatabilir, romantizm onu anlamlı hissettirebilir.
Ancak bir ilişkiyi sürdüren şey; iletişim kurabilmek, sorumluluk alabilmek, sınırları tanıyabilmek ve birlikte emek verebilmektir.
Bazen en zor ama en sağlıklı karar, birini sevmeye devam ederken o ilişkiyi geride bırakabilmektir.
Çünkü bazı ilişkiler sevgi eksikliğinden değil; sorumluluk hiç alınmadığı için sona erer.
“Sevgi kalbi ısıtır, ama bir ilişkiyi ayakta tutan şey sorumluluktur.”
Kaynakça
Sternberg, R. J. (1986). A triangular theory of love. Psychological Review, 93(2), 119–135.
Gottman, J. M. (1999). The seven principles for making marriage work. New York: Crown Publishers.
Festinger, L. (1957). A theory of cognitive dissonance. Stanford, CA: Stanford University Press.


