Bazı insanlar vardır; sessizce hayatını sürdüren fakat kriz anlarında insanların yüzünü ona çevirdiği, ortamı toparlayan, dağılan kişilerin duygularını düzenleyen kısacası yükü sırtlanan… Bu kişiler güçlüdür, dayanıklıdırlar ve etrafındaki hemen herkes onları ‘’nasıl olsa o halleder’’ diye tanımlar. Fakat tam da bu yüzden belki de en çok desteğe ihtiyaç duyan ama ihtiyaç duyduğu anda en geç fark edilenler de yine onlardır. Sessiz tükenmişlik; bağırmaz, kırıp dökmez, en tehlikeli yanı da budur belki dışarıdan her şey yolunda ‘’iyi gibi’’ görünen bir hayatın içinde derin yorgunluk ve ruhsal çöküş yaşayan birinin ağırlığını tanımlar. Sessiz tükenmişliği görünmez yapan şey kişinin dışardan bakıldığında işlevselliğini sürdüren, sorumluluklarını yerine getiren hayatı olağan şekilde akıyor gibi gözüküyor oluşudur. Çünkü bu kişiler başkalarının ihtiyaçlarına, duygularına, beklentilerine duyarlı olmayı; kendi ihtiyaçlarının sesini duymaktan daha erken öğrenmişlerdir.
Psikodinamik açıdan bu durumu ele aldığımızda sessiz tükenmişliğin kökeninde erken çocukluk döneminde üstlenilen roller ve öğrenilmiş kalıplar yatar. Çocukluğunda duygusal olgunluğa erişememiş ebeveyne sahip olan çocuklar, anne ve babalarının duygusal dünyasını düzenlemek, yetişkin rolünü erken deneyimlemek durumda kalan bireyler aklı başında, kimseye yük olmamaya çalışarak var olmayan güvensiz ortamda güvenli hissetmeyi deneyimlemeyi çalışırlar. Çoğu zaman sevgi, takdir ve kabul görmek ‘’faydalı’’ olunduğunda deneyimlenmiştir. Her işini kendisi halleden birey zamanla yardım istemekte zorlanan kişilere dönüşür. Çünkü yardım istemek, kişinin yıllar boyu içselleştirdiği güçlü olmak algısı ile çelişir. Kişi yorulmuştur ama durmaz, yardıma ihtiyacı vardır ama istemezler, ‘’gerçekten nasılsın’’ diye sorsalar anlatacak çok şeyleri vardır; ama kelimeler dökülmez ağızlarından ve susarlar. Ama o sessizlikte çok şey saklarlar.
Sessiz Tükenmişliğin Bedensel ve Ruhsal İzleri
Sessiz tükenmişlik çoğu zaman kelimelerle değil, bedenle konuşur. Kişinin bedensel yorgunlukları artar, kendi duygusal iç dünyasına erişimi güçleşir, keyifsizlik, sık sık baş ağrıları, uyuşma ve titremeler, sık sık hastalanma, her şey yolundayken bile hissedilen bir boşluk hissi, dinlenirken bile geçmeyen yorgunluk, nedensiz gerginlik… tüm bunlar bedenin taşımakta zorlandığı yükün yansıması ve ruhsal yoksunluktur. Tüm bunlara rağmen bu bireyler kendi yorgunluklarını küçümseme ve normalleştirme eğilimindedirler. ‘’Benden daha kötü durumda olanlar var’’, ‘’ben bunu da hallederim’’ iç seslerinin onları daha dayanıklı yaptığına kendilerini inandırarak dayanıklılık maskesi altında yavaş yavaş kendilerini tüketirler.
Neden En Güçlü Görünen Kişiler Fark Edilmez ve Sessizce Tükenir?
Sessiz tükenmişlik gürültüyle gelmez. Fark ettirmeden azalan, sönmeye başlayan bir mum ışığı gibidir. Karanlık aniden değil fakat derinden çöker. Kişi hala ayaktadır. İşine gider, sorumluluklarını yerine getirir. Hatta takdir edilir. Kişi kendisini değil, işlevini önemser. İçinden bir şeyler çekilir, önce hayatından heyecan eksilir sonra mutlu anlar kısalır. Gün gelir kendisini mutlu eden şeyleri bile hatırlamakta zorlanır. ‘’Sahi bana iyi gelen şey neydi’’… İyi olduğu için değil iyiymiş rolü yaptığından kendisinin bile zihni bulanır zaman zaman. Bundandır ya bu kişiler terapiye geldiklerinde şikayetini dile getirirken ‘’pek bir şeyim yok aslında ama iyi de hissetmiyorum’’ ile başlayan cümleleri olur. Bu kişiler ‘’idare eden’’ kişilerdir; herkesin güvendiği, sırtını yasladığı ama kimsenin sen kime yaslanıyorsun diye sormadığı…
Bu kişiler küçük yaşlardan beri güçlü olursa sevileceğine, sorun çıkarmazsa kabul göreceğine, duygularını saklarsa güçlü olacağını düşünen kişilerdir. Bu kişiler için yardım istemek zamanla içselleştirdikleri çarpıtılmış güçlü olma algısından zayıflık ile eşleşmiştir. Yardım istemek yıllarca sürdürülen ve inanılmış ‘’güçlü benlik’’ algısını sarsan bir tehdittir. Bu yüzden susmaya ve sessizce tükenmeye devam ederler. Kişi çoğu zaman bunu kendine bile itiraf etmekte zorlanır. Çünkü hala işlevsel, dışarıdan bakıldığında güçlü hatta insanların yerinde olmak istediği kişidir. Kalabalıklar dağıldığında insan kendisiyle baş başa kaldığında şaşalı güç yerini derin bir yalnızlık ve içsel çöküşe bırakır.
En Acı Ama Tüketici Nokta; Anlatamamak
Sessiz tükenmişliğin en acı verici ve en ağır yükü anlatacak çok şeyi olmasına rağmen hiç konuşamamaktır. Birileri kendilerine gerçekten ‘’nasılsın’’ sorusunu sorduğunda kelimeler boğazlarında düğümlenir, nereden başlanacağı bilinemeyen o uzun hikayenin tüm parçaları içimizde bir yerlerde saklı kalmaya devam eder. Gerçekten hangi cevap tanımlar içindeki acıyı? ‘’Her şeyi tek başıma yapabilecek güce sahibim ama iyi hissetmiyorum’’ mu? ‘’Güçlü görünmekten çok yoruldum’’ mu? ‘’Güçlü gibi davranmak canımı artık çok acıtıyor ama incinmekten korkuyorum ben konuşmadan içimi gör, beni anla’’ mı? Hepsi çok derin ama hangi cevabı verirse versin eksik, yarım sanki o yüzden yine susar; yüzünde her zamanki gülümsemesi ve dilinden eksik olmayan kendisiyle adeta bütünleşmiş ‘’ben iyiyim’’, ‘’ben hallederim’’ cümlesi çıkar. Ağızdan dökülen her iyiyim biraz daha can yakar. Asıl acı nerede peki hiç anlatamamakta mı, anlaşılmamaktan korkmakta mı?
Gücü Yeniden Tanımlamak İyileşmenin Gizli Anahtarı
Eğer bu satırlarda kendini gördüysen bil ki bu zayıflık değil. Sadece çok uzun süre yalnız başına güçlü kalmak zorunda olmanın bedeli. Herkes için var olan sen, kendin için neden yoksun. Düşmemek için o kadar uğraştın ki hiç duramadın, hep tetikte olmak zorunda kaldın. Güç, her şeyi taşımak değildir. Güç bazen bırakabilmek, bazen yoruldum diyebilmektir. Yardıma ihtiyacım var deyip sırtındaki yükleri, duyguları paylaşmaktır. İyileşmek daha güçlü olmakla değil; artık güçlü olmak zorunda olmadığını ve bu haliyle de kabul edilebildiğini kabul etmektir. Süreçte gösterilen duygusal emek, kişinin kendi sınırlarını çizmesiyle dengelenmelidir.
İyileşmek için atacağın ilk adım kendini duymaya cesaret etmektir. Bu noktada öz-duyarlılık geliştirmek, yıllardır ihmal edilen içsel sesi fark etmenizi sağlar. Unutmayın ki gerçek psikolojik dayanıklılık, her sarsıntıda ayakta kalmak değil, kırıldığında parçalarını şefkatle birleştirebilme becerisidir. İyileşme her zaman ayağa kalkmakta değil; ilk kez gerçekten durabilmektedir. En büyük güç ise güçlü olmak zorunda olmadığın anlar olabileceğini de kabul etmektir.


