Bir birey, ruhsal sağlık sorunuyla ilgili psikolojik yardım almaya karar verdiğinde karşısına pek çok engel çıkabilir. Bunlar arasında sosyal damgalanma algısı (Deane ve Chamberlain, 1994; Komiya ve ark., 2000), bir ruh sağlığı uzmanına kendini açma (Vogel ve Wester, 2003) ve tedavi korkusu (Kushner ve Sher, 1989) yer almaktadır. Bu yazı kapsamında ise yalnızca psikolojik yardım almaya ilişkin sosyal damgalanma konusu açıklanacaktır. Ancak konunun yardım arama davranışı üzerindeki etkisini kavrayabilmek için öncelikle kavramsal bir çerçeve çizmek gerekir.
Sosyal Damgalanma Nedir?
Sosyal damgalanma, bireyin psikolojik yardım aramaya başlama kararı vermesinden itibaren toplum tarafından sorunlu, kusurlu, sosyal açıdan kabul edilmez ve istenmedik olarak algılanması olarak tanımlanmaktadır (Corrigan, 2004). Bu kaygının temelinde bireyin sosyal olarak kabul edilmeyeceği, dışlanacağı ya da sosyal kabulünün azalacağı inancı yatmaktadır. Bu durum profesyonel psikolojik yardım alma davranışı önündeki en önemli sorunlardan biri olarak görülmektedir. Alan yazında bu olgu, toplumun bireye yönelik sergilediği tutumların niteliğine göre çeşitlilik göstermektedir.
Ruhsal bağlamda sosyal damgalanma dört grup şeklinde ortaya çıkmaktadır:
-
Yardım Etmemek: Ruh sağlığı sorunu yaşayan bireyin hayatından kendisinin sorumlu olduğuna inanılmasıdır.
-
Kaçınma: Bu bireylere iş vermemek ve evini kiraya vermemek örnek olarak gösterilebilir.
-
Tecrit Etmek: Bireyleri daha iyi tedavi alabileceklerine inandıkları ancak uzak, tenha ve ıssız yerlere göndermektir.
-
Zor Kullanmak: Bireylerin doğru karar veremeyeceklerine inanıldığından zorunlu tedavi seçenekleri ve adli işlemler uygulanması durumudur (Corrigan ve ark., 2002; Corrigan ve Watson, 2002).
Bütün bunlara ek olarak yapılan çalışmalar bireyin sosyal damgalanma algısı arttıkça psikolojik yardım alma ve arama davranışının azaldığını, olumsuz tutumların arttığını bulmuşlardır (Komiya ve ark., 2000). Sosyal damgalanmanın bu engelleyici duvarlarını yıkmak ve bireylerin ruh sağlığı hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak ise kolektif bir çabayı gerektirir.
Sosyal Damgalanma ile Baş Etmek için Neler Yapılabilir?
Sosyal damgalanma ile mücadele etmek için ruh sağlığı okuryazarlığı oranı arttırılmalıdır. Ruh sağlığı okuryazarlığı; bireyin ruhsal bozuklukları tanıması, bunlardan korunma yollarını bilmesi ve bu konuda doğru inançlara sahip olması olarak tanımlanmaktadır (Aslan ve Sezgin, 2023). Türkiye’de bu oran orta-düşük seviyede yer aldığı için sosyal damgalanmanın sürdürülmesindeki en önemli faktörlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır (Aslan ve Sezgin, 2023). Ayrıca toplumda ruh sağlığı sorunu olan bireylere karşı kullanılan dil, bu okuryazarlığın ne kadar düşük olduğunu da gözler önüne sermektedir. “Manyak”, “deli”, “sapık”, “akıl hastası” ve “tımarhanelik” gibi kelimeler kullanmak küçümseyici ve hakaret edici bir noktada durmakta ve bu amaçla kullanılmaktadır (Malas, 2019).
Sosyal damgalanma ile baş edebilmek için atılması gereken bir diğer adım ise, bu bireylerle temas etmek ve diğer insanların da bu konuda teşvik edilmesini sağlamaktır. Temasın en başarılı olduğu durum, ruh sağlığı sorunu olan bireyler ile toplumdaki diğer bireylerin eşit konumda olduğu durumlar olarak belirlenmiştir (Corrigan ve ark., 2002).
Sonuç
Sonuç olarak sosyal damgalanma, psikolojik yardım arama sürecinde bireyin önüne çıkan en büyük engellerden biridir. Bu engeli aşmak yalnızca bireysel farkındalıkla değil, aynı zamanda toplumdaki ruh sağlığı okuryazarlığının arttırılması ve her bireyin birleştirici bir dil benimsemesiyle mümkündür. Özellikle teknoloji kullanımının arttığı dünyada, yardım arama davranışını normalleştiren yeni yaklaşımlara ve temas olanaklarına yer verilmesi, sosyal kabul düzeyinin artmasında önemli bir rol oynayacaktır. Unutulmamalıdır ki, sosyal damgalanma toplumsal bir inşa olsa da bu inşa hakkındaki önyargıları yıkmak, bireyin kendisi hakkındaki algısını değiştirip dönüştürmek ve toplumun empati temelli değişimle şekillenmesini sağlamakla mümkündür.
Kaynakça
Aslan, S. ve Sezgin, D. (2023). “Depresyonda mısın? Hiç dert değil!”: Reklamlarda depresyon temsilleri ve damgalama. Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, (43), 161-186.
Corrigan, P. (2004). How stigma interferes with mental health care. American Psychologist, 59(7), 614–625. https://doi.org/10.1037/0003-066X.59.7.614
Corrigan, P. W., River, L. P., Lundin, R. K., Penn, D. L., Uphoff-Wasowski, K., Campion, J., Mathisen, J., Gagnon, C., Bergman, M., Goldstein, H. ve Kubiak, M. A. (2002). Three strategies for changing attributions about severe mental illness. Schizophrenia Bulletin, 27(2), 187-195.
Corrigan, P. W. ve Watson, A. C. (2002). The paradox of self-stigma and mental illness. Clinical Psychology: Science and Practice, 9(1), 35- 53. https://doi.org/10.1093/clipsy.9.1.35
Deane, F. P. ve Chamberlain, K. (1994). Treatment fearfulness and distress as predictors of professional psychological helpseeking. British Journal of Guidance and Counseling, 22, 207–217. https://psycnet.apa.org/doi/10.1080/03069889400760211
Komiya, N., Good, G. E. ve Sherrod, N. B. (2000). Emotional openness as a predictor of college students’ attitudes toward seeking psychological help. Journal of Counseling Psychology, 47(1), 138–143. https://doi.org/10.1037/0022-0167.47.1.138
Kushner, M. G. ve Sher, K. J. (1989). Fears of psychological treatment and its relation to mental health service avoidance. Professional Psychology: Research and Practice, 20, 251– 257. https://psycnet.apa.org/doi/10.1037/0735-7028.20.4.251
Malas, E. M. (2019). Ruhsal bozukluklara karşı stigma-derleme. MANAS Sosyal Araştırmalar Dergisi, 8(1), 1170-1188. https://doi.org/10.33206/mjss.470932
Vogel, D. L. ve Wester, S. R. (2003). To seek help or not to seek help: The risks of self disclosure. Journal of Counseling Psychology, 50, 351–361.


