Bazen duyguları o kadar yoğun hissedilir ki, böyle anlardan sonra hissizliği deneyimler insan ve bunu anlamlandırmak oldukça güç olur.
Hissizleşme hissi insana yabancı gelir; sanki bir boşluktaymış gibi…
Aslında bu durum, akım fazla ve beklenmedik olduğunda sigortanın atması ve elektriği kesmesi gibidir. Sigorta bu sayede evi korur. Duyguların üretildiği ana merkez olan beyniniz ise “evini”, yani sizi korumak adına bir şok ya da donma tepkisi vermek durumunda kalır.
Duygusal olarak kapanma olarak da isimlendirebileceğimiz bu durum, doğal olan duygusal tepkilerin zayıflaması ve yoğun duygulara karşı donukluk hâlidir.
Farklı Bir Yerden Bakmayı Denemek
Peki ya bu hissizleşmenin bir hayatta kalma yöntemi olduğunu söylesem ne düşünürdünüz?
Evet, oldukça sarsıcı bir gerçek olarak karşımıza çıkan bu refleks, adeta bir koruma dürtüsünün varlığına işaret eder. Belki bakış açımızı bu yöne çevirdiğimizde bedenimizin her zaman bizim yanımızda olduğunu görebiliriz. Bedenimiz yalnızca bildiği şekilde bizi korumaya alıyordur.
Buna evrimsel psikoloji açısından ilkel beynin eski bir işlevi diyebiliriz. Atalarımız doğadaki gerçek tehditlerle karşılaştığında, beyin gelişimi bu yönde şekillenmiş ve tehdit algısı önemli bir alarm sistemi olarak insan için vazgeçilmez bir yeti hâline gelmiştir.
Günümüzde ise yaşadığımız sorunlar yırtıcı bir hayvanın saldırısı değil; daha çok stres ve duygusal tehditlerdir. Ancak beynimizin çalışma stili, eski tehlikelerde olduğu gibi işlemeye devam eder ve bu durum bizi zorlayabilir.
Beynimiz tehdit algıladığında savaş ya da kaç tepkisi verir. Bazen ise bu tepki donakalma şeklinde ortaya çıkar. Beynin duygu mekanizması olan amigdala, alarm sistemini devreye sokar. Tehdit algısı uzun sürdüğünde, vücudun son tepkisi çoğu zaman hissizleşme olarak deneyimlediğimiz duygulara kapanma olur.
Özellikle bu hissizlik hâli kendinize yabancılaşma ya da kendinizi suçlamaya ittiğinde, lütfen bu mekanizmayı hatırlayın.
Gündelik Hayatta Bu Mekanizma Nasıl Görülür?
Bazen yapılması gereken işler bilinmesine rağmen kişi eyleme geçemez. Eyleme geçilse bile başlanan işler yarım kalabilir. Bu döngü içinde sıkışmış hissedersiniz; suçluluk ve utanç duyguları artar. İletişim yorucu gelir. Bağ kurmak zorlaşır.
Bedensel ihtiyaçları karşılamak bile zahmetli hâle gelir. Karar verme yetinizi yitirmiş gibi hissedersiniz; gündelik basit seçimler bile güçleşir. Vücutta enerji yokmuş gibi hissedilir, motivasyon kaybolur. Kişi kendisini “tembel” ya da “uyuşuk” olarak değerlendirir. Oysa gerçek şu ki sinir sistemi aşırı yük altındadır.
Fizyolojik Açıdan Hissizleşme
Vücudumuz, “hissizleşme” olarak deneyimlediğimiz donma tepkisini tehdit algıladığında verir. Tehlikeden korunmak için üç temel strateji vardır: savaş, kaç ya da don.
Amaç, tehdit anında kişinin en fonksiyonel şekilde hayatta kalmasını sağlamaktır. Sinir sistemi, hareketsiz kalmanın çözüm olduğuna karar verdiğinde fizyolojik ve psikolojik semptomlar ortaya çıkar.
Donma tepkisi sırasında, vücudu rahatlatan parasempatik sinir sistemi ile savaş/kaç tepkisinden sorumlu sempatik sinir sistemi arasında bir kilitlenme yaşanır. Vagus sinirinin uyarılmasıyla kan basıncı düşer, hareketler yavaşlar.
Zihinsel Açıdan Hissizleşme
Bu tepkinin zihinsel yükü ağırdır. Tehdit algısı arttıkça çevredeki uyaranlara ilgi azalır. Duygular hissedilemez hâle gelir. Zihin bulanıklaşır, karar verme yetisi zayıflar, odaklanma güçleşir ve zaman algısı bozulur.
Psikolojik Arka Plan
Travmalar
Travma her zaman büyük ve dramatik olaylarla sınırlı değildir. Travma, kişinin yaşadığı olayı nasıl deneyimlediğiyle ilişkilidir. Alınan duygusal yara ile doğru orantılıdır. Bu nedenle travma tepkisi kişiye özeldir.
Yoğun Ve Kronik Stres
Uzun süreli zorlayıcı yaşam olayları sinir sistemini yorar. Aşırı yük altında kalan sistem kendini kapatabilir ve hissizleşme ortaya çıkar.
Duyguları Bastırma Alışkanlığı
Duygularını ifade etmekten kaçınan ya da onları yok sayan kişiler zamanla hislerini adlandıramaz ve gerçekten hissedemez hâle gelir. Kısa vadede koruyucu gibi görünen bu alışkanlık, uzun vadede duyguların daha da sıkışmasına yol açar.
Depresyon Ve Anksiyete
Depresyonun bazı evrelerinde hissizleşme sık görülür. Başlangıçta duygular aşırı yoğun yaşanabilir; bu yoğunluk yorucu hâle geldiğinde beyin savunma mekanizması olarak duygusal uyuşmayı devreye sokar.
Anksiyetede ise amigdala öylesine yoğun çalışır ki sistem kendini korumak adına hissizleşmeye geçebilir. Beynin amacı acıyı azaltmak ve hayatta kalmayı sürdürmektir.
Asıl Mesaj
Hissetmiyor olmak, duyguların yok olduğu anlamına gelmez. Bu, beynin stratejik bir hayatta kalma çözümüdür.
“Boşlukta hissediyorum”
“Her şeyden kopuk hissediyorum”
“Hiçbir şey hissedemiyorum”
Bu cümleler aslında iyileşmenin ilk adımı olan farkındalığın işaretleridir. Sinir sisteminin yeniden regülasyona ihtiyacı vardır.
Regülasyona Yardımcı Olabilecek Kaynaklar
• Nefes ve gevşeme egzersizleri
• Bedensel hareketlilik ve egzersiz
• Doğayla temas
• Kendini yargılamadan gözlemleme
• Yazmak (duygularla yeniden temas kurmayı kolaylaştırır)
Son Bir Bakış
Her duygu bir mesaj taşır. Bedende bir ağrı olduğunda nasıl ki bunun nedenini anlamaya çalışıyorsak, duygular da aynı şekilde rehberlik eder. Duygular, bize bir şey anlatmaya çalışır.
Mühim olan, onların ilettiği mesajları almaya gönüllü olmaktır.


