Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Modern Plaza Olimpos’u: Cebinizdeki Tanrılar ve Masanızdaki Canavarlar

Sabah alarmı çaldığında eliniz telefona gidiyor; bildirimlere bakarken yüzünüzdeki o ifadeyi bir düşünün. Tebrikler, güne resmi olarak bir antik drama figürü olarak başladınız! Modern hayatın cam binaları, yüksek çözünürlüklü ekranları ve steril ofisleri sizi kandırmasın. Binlerce yıl önce mermer sütunların arasında yaşanan o devasa psikolojik karmaşa, bugün Starbucks kuyruğunda veya Zoom toplantılarında aynen devam ediyor.

Carl Jung buna “Kolektif Bilinçdışı” demişti; ben buna kısaca “Zihnimizin Kadim Yazılımı” diyorum. Kıyafetlerimiz değişti, evet. Artık kimse toga giyip ortalıkta dolaşmıyor (neyse ki!). Ama o taranın altındaki dürtüler, korkular ve hırslar? Onlar hala M.Ö. 500 yılındaki kadar taze ve inatçı.

Plaza Katındaki Mitoloji: Sen Hangisisin?

Çevrenize bir bakın, aslında dev bir mitolojik tiyatronun içindesiniz. Mesela o, her şeyi Excel tablolarına döken, duygularını bir zırh gibi kuşanan ve strateji kurmadan nefes bile almayan yöneticiniz? Tanıştırayım: Athena. Savaşın değil, “stratejik aklın” tanrıçası. Onun için hayat bir satranç tahtasıdır ve duygular sadece hamleleri bozan gereksiz gürültülerdir. Peki ya o, her Cuma akşamı “hadi bir yerlere gidelim” diye tutturan, kurallara alerjisi olan, ofisin neşesi ama kaosun merkezi arkadaşınız? O, şarap ve esrime tanrısı Dionysos’un modern bir avatarı. Kurumsal hiyerarşi onun için sadece yıkılması gereken bir duvardır.

Evet doğru! Dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü bu isimler sadece tozlu kitaplarda değil, tam karşınızdaki masada oturuyor. Hatta belki de aynaya baktığınızda gördüğünüz kişi bizzat onlar!

Canavarlarla Selfie Çekmek: Gölge Yanımız

Mitolojide kahramanlar ejderhalarla savaşır, Medusa’nın kafasını keser. Modern dünyada ise bizim “canavarlarımız” biraz daha sinsi. Bastırılmış öfkemiz, kimseye itiraf edemediğimiz kıskançlıklarımız, “yetersiz miyim?” diyen o bitmek bilmeyen fısıltı… Psikolojide biz buna “Gölge” diyoruz.

İşin trajikomik yanı şu: Biz bu canavarları öldürmeye çalışmıyoruz, onları filtrelerle saklıyoruz. Instagram’da en mutlu anımızı paylaşırken, içimizdeki o huzursuz “Minotor” labirentte açlıktan kükrüyor. Mitoloji bize şunu fısıldıyor: O canavarı öldüremezsin, çünkü o sensin. Kurtuluş, ejderhayı kesmekte değil; onun sırtına binip beraber uçmayı öğrenmekte. Karanlık yanınla el sıkışmadığın sürece, ışığın sadece bir sahne ışığından ibaret kalır.

Ariadne’nin İpi mi, Şarj Kablosu mu?

Labirentte yolunu kaybeden Theseus’a bir yumak ip verilmişti ki geri dönebilsin. Bugün biz, labirentte yolumuzu bulmak için Google Maps’e veya şarj kablomuza güveniyoruz. Ama ruhsal bir karmaşanın ortasında kaldığımızda hangi teknoloji bizi kurtarabilir?

İşte can alıcı nokta burası: Ariadne’nin İpi aslında senin öz değerlerin. Dışarıdaki başarı baskısı, “mükemmel ol” çığlıkları ve bitmek bilmeyen onaylanma ihtiyacı arasında seni “sen” yapan o ince bağ. Eğer o ipi bırakırsan, istediğin kadar yüksek maaş al, istediğin kadar “like” topla; o labirentin içinde ruhsal bir hayalet olarak dolaşmaya mahkûmsun.

Final: Labirentin Çıkışı “Öteki”nde Saklı

Asıl trajedi ne biliyor musunuz? Modern dünyanın gürültüsünde birbirimize sadece maskelerimizle çarparak yaşıyoruz. Bir Athena’nın zırhı, bir Ares’in öfkesine çarpıyor; ama arkadaki o kırılgan insanı kimse görmüyor. Mitoloji bize devasa savaşlar anlatsa da, aslında tek bir şeyi fısıldar: Bağ Kurmak.

Narsis (Narkissos) neden öldü? Sadece kendine baktığı, dünyayı kendi yansımasından ibaret sandığı için. Bugün biz de dijital aynalarımızın önünde kendi yankımızla büyülenirken, yanımızdaki insanın içindeki tanrıyı ya da canavarı ıskalıyoruz. Oysa psikoloji der ki; iyileşmek için bir “öteki”ne ihtiyacınız var. Gerçek bir bağ, iki maskenin değil, iki çıplak ruhun karşılaşmasıdır.

Labirentten çıkmak için teknolojiye değil, Ariadne’nin o ince ipine, yani şefkate ve sahici bir sohbete ihtiyacınız var. Belki de kurtuluş, yan masadaki o “canavara” bir kahve uzatıp, maskesinin altındaki yorgunluğu fark etmekte saklıdır. Çünkü Olimpos ne kadar yüksek olursa olsun, biz ancak yerdeki o tozlu yolda birbirimizin elini tuttuğumuzda gerçekten “insan” oluyoruz.

Şimdi ekranı kapatın ve yanınızdakine bakın. Gördüğünüz bir profil mi, yoksa binlerce yıllık bir hikayenin yaşayan parçası mı? Unutmayın; tanrılar kurban ister, insanlar ise sadece anlaşılmak.

Buse Naz Çalışkan
Buse Naz Çalışkan
Buse Naz Çalışkan, psikoloji son sınıf öğrencisidir. Akademik olarak adli psikoloji ve klinik psikoloji alanlarına ilgi duymaktadır. Lisans eğitiminin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Spor Psikolojisi, Sanat Terapisi ve Mindfulness alanlarında eğitimler alarak kendini geliştirmiştir. Adli psikoloji alanında gerçekleştirdiği staj kapsamında bireysel görüşmeler ve grup terapilerine katılarak uygulamalı deneyim kazanmış, alanın pratik yönlerini öğrenme fırsatı bulmuştur. Ayrıca yazarlığa olan ilgisini geliştirerek psikoloji bilgisini daha geniş bir kitleye ulaştırmayı ve toplumsal farkındalık yaratmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar