Aydınlanma çağından bu yana süregelen “mutluluğun bir hak ve sorumluluk olduğu” düşüncesi, günümüz toplumlarında bir zorunluluk halini almıştır (Boşak Diş, 2018; Bruckner, 2010). Bu durum, olaylara “İyi düşün iyi olsun, kötü düşünürsen kötü olur” gibi ifadelerle yaklaşılan bir pozitif düşünce kültürü oluşturmuş, bireylerin acı karşısında yaşayabilecekleri doğal duyguları göz ardı etmelerine neden olmuştur (Goodman, 2021). Mutsuzluk, üzüntü, kaygı, öfke ve endişe gibi duygular yaşandığında yok sayılması, kaçınılması gereken hisler olarak algılanmaktadır; oysaki duygulardan kaçınmak ve bastırmak kişiyi olumsuz etkilemektedir (Gross & John, 2003).
Arthur Schopenhauer’a göre, insanlığın en temel yanılgısı, dünyaya “mutlu olmak için geldiğimiz” fikrine sahip olmasıdır; zira mutluluğu amaç haline getirmek derin acıların kaynağı olabilir (Ayhan, 2023). Schopenhauer, yaşamı; tecrübe ettiğimiz acılar, ölümler, hastalıklar, savaşlar ve hayal kırıklıklarıyla birlikte yalnızca bir görev olarak belirtir. Onun felsefesinde insan yaşamındaki nihai hedef acının sona ermesidir (Esenyel, 2023). Schopenhauer, yaşamın tüm biçimlerinde acının var olduğunu vurgular ve gerçek mutluluğun ancak bu farkındalıkla mümkün olabileceğini savunur.
Günümüzde de devam eden bu “dünyaya mutlu olmaya gelmişiz” anlayışı, mutluluğu bir zorunluluk haline getirir ve bitmek bilmeyen mutluluk arayışı gerçekçi olmayan beklentilere ve psikolojik problemlere yol açabilir (Kartol, 2023). Sürekli mutlu hissetme beklentisi, mutluluğun bir hak ve aynı zamanda yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk olduğu inancını doğurur. Bu sorumluluğu yerine getirmediğin zaman karşılaştığın olumsuz duygular ceza yerine geçer; cezayı çekmemek adına kaçınılması veya yok sayılması gereken bir süreç olarak gözükür. Bu döngüde, olumsuz duygular karşısında mutlu hissetmek için çabalamak, gerçeği görmemizi bir noktadan engeller. Dünya acılarla, üzüntülerle, kaygılarla dolu bir yerdir ve sürekli mutlu olma zorunluluğu gerçekçi bir inanç değildir (Boşak Diş, 2018).
Bu bağlamda Anka kuşu metaforu değerlendirilebilir. Geleneksel anlatılarda Anka kuşu, kendi küllerinden yeniden doğarak güç kazanmaktadır. Bu metafor, günümüzdeki mutluluk anlayışıyla derin bir ilişki taşımaktadır. Bireye, mutsuzluk karşısında yeniden doğmayı mı seçmesi gerektiğini, yoksa küldeki varlığını kabullenerek olumsuz duygularıyla birlikte yaşamayı öğrenmesi gerektiğini sorgulamasına ilham verir. İkinci nesil pozitif psikoloji yaklaşımları, yalnızca yaşamın olumlu yönlerine odaklanmak yerine, olumsuz yönlerini de bir bütün olarak kucaklamayı vurgular (Wong, 2020).
Psikolojik kabul, yaşamda karşılaşılan olaylarla ilgili olumsuz duyguları deneyimlemeye açık olmak anlamına gelir ve duygusal kaçınma olumsuz bir başa çıkma yöntemidir (Hayes, Wilson, Gifford, Follete & Strosahl, 1996). Kabul, duygulardan kaçmak değil; onlarla birlikte var olabilmektir. Sonuç olarak, mutluluk zorunluluğunun bir sorumluluk olmaktan çıkarılıp, beraberinde getirdiği olumsuz duyguların insan deneyiminin doğal ve değerli bir parçası olduğunun kabul edilmesi, modern bireyin sürekli pozitif olma baskısından kurtulmasını ve daha sağlıklı içsel bir yaşam sürmesini sağlamaktadır. Gerçek mutluluk, tüm insani deneyimlerin bütünsel bir kabullenişiyle mümkün olabilir (Esenyel, 2023).
Kaynakça
Ayhan, M. (2023). Schopenhauer felsefesinde istencin reddi: Ahlak. Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 107–116.
Boşak Diş, S. (2018). Bir dayatma halini alan mutluluk talebi. Temaşa Felsefe Dergisi, 8, 27–42.
Bruckner, P. (2010). Perpetual Euphoria: On the Duty to Be Happy. Princeton University Press.
Esenyel, A. (2023). Merhamet, acı ve kurtuluş: Yaşamın anlamsızlığı karşısında Schopenhauer ve Nietzsche. FLSF Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, 1–23.
Goodman, W. (2021). Toxic Positivity: Keeping It Real in a World Obsessed With Being Happy. LMFT.
Gross, J., & John, O. (2003). Individual differences in two emotion regulation processes: Implications for affect, relationships, and well-being. Journal of Personality and Social Psychology, 348–362.
Hayes, S., Wilson, K., Gifford, E., Follete, V., & Strosahl, K. (1996). Experiential avoidance and behavioral disorders: A functional dimensional approach to diagnosis and treatment. Journal of Consulting and Clinical Psychology.
Kartol, A. (2023). Duyguların günlük yaşama yansımaları: Pozitif duyguların işlevselliği. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar.
Wong, P. (2020). Second wave positive psychology’s (PP 2.0) contribution to counseling psychology. Counseling Psychology Quarterly.


