Cuma, Haziran 12, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Küller Arasında Anlam Arayışı: Gazze’de Yaşamın Varoluşsal Direnişi

Acının İçinde Bir Anlam Aramak

İnsanları hayata bağlayan şey, uğruna yaşayacakları bir amaç ve anlam arayışıdır. İnsan, acı içindeyken bile bu anlamı bulabilir. Viktor Frankl’ın logoterapisi bu ana prensiplerden oluşur (Frankl, 2019). Kendisi de Nazi toplama kampında ailesini, özgürlüğünü ve sağlığını kaybetmişken, insanın en karanlık koşullarda bile yaşamak için bir neden bulabileceğini bizzat gözlemlemiştir.

Bugün Gazze’de yıllardır süren savaş ve yıkımın gölgesinde uyanan insanların yaşadığı acı da bize aynı soruyu soruyor: İnsan bu kadar karanlığın içinden nasıl anlam bulur? Bu soruya cevap aramak, yalnızca savaşın mağdurlarının değil, insanlığın ortak bir sorumluluğudur. Çünkü savaş, yalnızca politik bir mesele değil; insanın evrensel varoluşsal direniş mücadelesinin canlı bir sahnesidir.

Acının İçinde Anlam Aramak: Frankl’ın Üç Yolu ve Savaşın Gerçekliği

Frankl, kişinin yaşamda anlama ulaşmasının üç temel yolu olduğunu söyler: üretim, sevgi ve kaçınılmaz acıya karşı takınılan tutum (Frankl, 2019). Bu üç yol, savaş koşullarında tüm çıplaklığıyla görünür hâle gelir. Varoluşçu yaklaşımın diğer temsilcileri May (2017) ve Yalom (2021) da insanın acının ortasında kendine özgü bir anlam yaratma kapasitesinin en güçlü psikolojik direnç kaynağı olduğunu vurgular.

1. Üretim: Bir Şey Yaratmanın İyileştirici Gücü

Toplama kampında Frankl, tutsaklara yönelik gözlemlerini zihninde tutarak ileride logoterapi kuramını daha kapsamlı biçimde yazmayı hayal etmiştir; bu “üretme arzusu”, onun yaşamda kalmasını sağlayan içsel bir direk hâline gelmiştir (Frankl, 2019).

Bugün Gazze’de bir baba, yıkıntıların arasında bulduğu tahtaları birleştirip çocuğuna oyuncak bir kuş yapıyor. Bir öğretmen, kapısı olmayan bir sınıfın ortasında, tozlu bir defteri kara tahta gibi kullanarak çocuklara okuma öğretmeye devam ediyor. Bir genç, harabeye dönmüş evinin duvarına mavi boyayla “Bir gün yine denizi göreceğiz” yazıyor.

2. Sevgi: Bir İnsanla Bağ Kurarak Anlam Bulmak

Frankl, kamptaki en zor anlarında eşinin yüzünü hayal ettiğini; onun hayatta olup olmadığını bilmeden bile bu hayalin kendisine yaşam gücü verdiğini anlatır (Frankl, 2019).

Gazze’de de en güçlü dayanma biçimlerinden biri aynı şekildedir:
Kimi, kaybettiği kardeşinin sesini hatırlayarak ayakta duruyor.
Kimi, çocuğunun gözlerine “Buradayım” diyebilmek için hayatta kalıyor.
Kimi ise kaybettiği eşinin fotoğrafını cebinde taşıyor; bir anlamda onunla yaşamaya devam ediyor.

Sevgi, savaşın bile silemediği bir anlam penceresidir. Çünkü insan sevdiğinde, karşısındaki kişinin varoluşunu, umutlarını ve potansiyelini bütünüyle görür; Yalom’un (2021) belirttiği gibi, kişi “ötekinde kendine dair bir yankı” bulur.

3. Acıya Karşı Tutum

Acı kaçınılmazdır; ama acıya verdiğimiz tepki bizim özgürlüğümüzdür (Frankl, 2019).

Gazze’deki insanlar da acıya karşı geliştirdikleri bu içsel tutumla yaşamı yeniden tanımlıyorlar. Yıkımın ortasında ayakta kalabilmelerinin en güçlü sebebi ise inançlarıdır. Dualarla, sabırla ve kalplerindeki o derin teslimiyetle güç buluyorlar.

Kontrol edemedikleri bir dünyada, kontrol edebildikleri tek şey bu duruştur; ve bu duruşun ardında “Yanımda bir güç var” hissinin verdiği sarsılmaz bir psikolojik dayanıklılık yatmaktadır. İşte bu yüzden acı onları tüketmiyor. İnançları sayesinde, en zor anlarında bile dimdik durmayı başarıyorlar.

Sonuç: Küllerden Doğan Anlam ve Varoluşsal Tanıklık

Gazze’de yaşananlar, yalnızca fiziksel bir yıkımın değil; insanın anlamla kurduğu ilişkinin de derin bir sınanmasının hikâyesidir. Varoluşçu perspektife göre insan, en zor koşullarda bile kendi tutumunu seçerek yaşamı yeniden onurlandırma gücüne sahiptir (Frankl, 2019; Yalom, 2021). Bu noktada kabullenme, pasif bir boyun eğiş değil; insanın yaşamı yeniden kurma ve onurlandırma yönünde verdiği aktif bir varoluş çabası hâline gelir.

Psikolojik açıdan bakıldığında Gazze’deki insanların her gündelik eylemi —çocukların oyun oynamaya devam etmesi, annelerin her sabah evin içinde bir düzen yaratmaya çalışması, öğretmenlerin enkaz altındaki okulları açma çabası— yalnızca bireysel bir iyileşme değil; aynı zamanda kolektif bir direnişin ifadesidir. Bunların her biri, Frankl’ın “acıya rağmen yaşama evet demek” olarak tanımladığı anlam üretiminin somut örnekleridir.

Bu nedenle Gazze’de yaşanan trajedi, yalnızca politik bir mesele olarak değil; insanın varoluşsal direncinin, tutum seçme özgürlüğünün ve anlam arayışının canlı bir tanıklığı olarak okunmalıdır. Orada insanlar, yaşamın değerini kayıpların gölgesinde yeniden tanımlarken, aynı zamanda insan olmanın en temel niteliğini —direnme, yeniden kurma ve anlam yaratma kapasitesini— görünür kılmaktadır.

Frankl’ın sözleri burada yeniden yankılanır:
“Yaşamak için bir nedeni olan kişi, her türlü nasıla katlanabilir.”

Gazze’deki insanlar, işte o “neden”i inançlarında, dayanışmalarında ve insan kalma çabalarında buluyorlar.

Varoluşçu bakış bize gösteriyor ki, en karanlık dönemlerde bile yaşamın anlamı kaybolmaz; yalnızca biçim değiştirir. Gazze’deki her nefes, her dua, her yeniden başlama çabası, insan ruhunun kırılmazlığının sessiz bir kanıtıdır.

Ve belki de bizler, onların yaşadıklarından en çok şunu öğrenmeliyiz:
Anlam, bazen yaşamın güzelliğinde değil, onun sürdürülmesindeki inatta saklıdır.

Kaynakça

Frankl, V. E. (2019). İnsanın Anlam Arayışı (S. Budak, Çev.). Öteki Yayıncılık.

May, R. (2017). Varoluşun Keşfi: Varoluşçu Psikoterapi Üzerine Denemeler (O. Ö. Karadayı, Çev.). Pinhan Yayıncılık.

Yalom, I. D. (2021). Varoluşçu Psikoterapi (Z. Babayiğit, Çev.). Pegasus Yayınları.

Ayşegül Yayla
Ayşegül Yayla
Ayşegül Yayla, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik alanında uzman bir danışmandır. Lisans eğitimi süresince okul ve kurumlarda uygulamalı deneyimler kazanmış, mezuniyetinin ardından çocuk merkezli oyun terapisi uygulamaları gerçekleştirmiştir. Aile danışmanlığı ve dikkat testleri alanındaki eğitimleriyle danışma süreçlerini zenginleştiren Yayla, Bilişsel Davranışçı Terapi tekniklerini bütüncül bir yaklaşımla birleştirir. Çocuk ve ergen gelişimi, aile ve ilişki dinamikleri ile travma çalışmaları temel ilgi alanlarını oluşturur. Psychology Times yazarı olarak, psikolojiyi anlaşılır ve erişilebilir bir dille paylaşmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar