Ruh sağlığıyla ilgili bazı konuların sosyal medyada trend hâline gelmesi riskli olabilir. Bu konulardan biri de başkalarına bir şey borçlu olup olmadığımız fikridir. Bu tartışmalar çoğu zaman açıklama yapmak, kaygı uyandıran durumlara girmek, söz tutmak ve iletişim kurmak gibi başlıkları da kapsar. İlişkilerde büyümek ve onları geliştirmek için çaba göstermekle, başkaları tarafından kullanılıyormuş gibi hissetmek arasında ince bir çizgi vardır.
Sosyal medya çoğu zaman karmaşık duygusal gerçeklikleri kısa ve çarpıcı cümlelere indirger. Bu mesajlar ilk bakışta güçlendirici gibi görünse de, önemli detayları gözden kaçırabilir. İnsan ilişkileri nadiren siyah-beyazdır ve bu nüansı göz ardı eden öneriler, sağlıklı bir şekilde kendini korumayı değil kişiyi geri çekilmeye teşvik edebilir.
İyi oluş hâlinden bahsederken, kişinin kendisini önceliklendirmesi sıkça vurgulanır. Bu fikir, uçaklardaki güvenlik anonslarında önce kendi oksijen maskemizi takmamız gerektiğinin söylenmesine benzer. Tamamen tükenmişken başkalarına destek olmak mümkün değildir. Bu, ruh sağlığı uzmanlarının da sıklıkla savunduğu önemli bir mesajdır.
Ancak kendini önceliklendirmek, ilişkilerde hiç rahatsızlık ya da zorluk yaşamamak anlamına gelmez. Gelişim çoğu zaman, ihtiyaçları dile getirirken, sınır koyarken ya da zor konuşmalar yaparken belli bir düzeyde duygusal rahatsızlığa tahammül etmeyi gerektirir. Öz-bakım, tüm stresi ortadan kaldırmak değil, hangi stresin anlamlı ve değerlerimizle uyumlu olduğunu seçebilmektir.
Sosyal medyada paylaşılan ruh sağlığı tavsiyelerinin en büyük zorluğu, bağlam ve nüans olmadan çok hızlı bir şekilde yayılıp büyüyebilmesidir. Gerektiğinde kendine bakmak elbette önemlidir; ancak insan sosyal bir varlıktır ve bağ kurmaya, ait olmaya ihtiyaç duyar. Bu bağlar şefkat, empati, iletişim ve karşılıklı emekle inşa edilir. Zorlandığınız dönemlerde sosyal ortamlara katılmak zorunda hissetmemelisiniz; ancak planları sürekli iptal etmek, hiç açıklama yapmamak ya da tamamen geri çekilmek zamanla ilişkilerdeki güveni ve yakınlığı zedeleyebilir.
İlişkiler, tutarlılık ve duygusal erişilebilirlikle beslenir. İnsanlar bizimle nerede durduklarını bilemediklerinde, bu çoğu zaman istemeden de olsa kafa karışıklığı ve mesafe yaratır. Zamanla, iletişim eksikliği kendini koruma niyetiyle başlamış olsa bile, ilgisizlik olarak algılanabilir.
Son zamanlarda sosyal medyada sıkça kullanılan “huzurumu koruyorum” gibi ifadeler iyi niyetle ortaya çıkmış olabilir. Ancak bu ifadeler sağlıklı sınırlar koymak yerine kişilerarası sorumluluktan kaçmak için kullanıldığında, çözüm olmaktan çıkıp yaygın bir soruna dönüşme riski taşır.
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) bakış açısına göre asıl soru, başkalarına her şeyi mi yoksa hiçbir şeyi mi borçlu olduğumuz değildir; davranışlarımızın korku tarafından mı yoksa değerlerimiz tarafından mı yönlendirildiğidir. ACT, psikolojik esneklik vurgular; yani rahatsız edici duygular varlığını sürdürürken bile, kim olmak istediğimizle uyumlu seçimler yapabilme becerisini. İlişkilerde bu çoğu zaman, gerçekten katkıda bulunmak istediğimizde “evet” diyebilmek ve yalnızca suçluluk, kaçınma ya da çatışma korkusuyla hareket ettiğimizde “hayır” diyebilmek anlamına gelir. Sağlıklı iletişim, kendimizden vazgeçerek başkalarını memnun etmek değildir; aynı zamanda rahatsızlıktan kaçmak için insanları hayatımızdan çıkarmak da değildir. Zor duygulara alan açarken dürüstlük, özen ve bütünlükle hareket etmeyi öğrenmektir. Zamanla bu yaklaşım, sınırların dayatıldığı için değil, açıkça ifade edildiği ve karşılıklı anlayışa dayandığı için saygı gördüğü, daha sahici ve sürdürülebilir ilişkiler kurulmasına yardımcı olur.
Sağlıklı sınırlar duvar değildir. Esnek, iletişime açık ve hem kendimize hem de karşımızdakine saygı duyan yapılardır. Bir sınır, suçlama ya da aşırı açıklama olmadan net bir şekilde ifade edildiğinde en işlevsel hâlini alır. Bu da ilişkilerin sessizce zayıflaması yerine uyum sağlamasına alan açar.
Günlük hayatımızda ve kişisel ilişkilerimizde hedeflememiz gereken şey, ihtiyaçlarımızı ve sınırlarımızı insanlardan tamamen kaçmak yerine onlarla paylaşmayı öğrenmektir. Yüzleşme çoğu zaman rahatsız edici olsa da, hem ruh sağlığımızı hem de iç huzurumuzu korumak için gerekli ve sağlıklı bir araç olabilir. Kendimizi dürüst ve saygılı bir şekilde ifade etmek, ilişkilerin gelişmesine, biriken kırgınlıkların azalmasına ve zamanla daha güvenli ve dengeli bağlar kurulmasına yardımcı olur.
İyi oluş hali yalnızca bireysel bir çabayla inşa edilmez. Kendimize saygı duymakla başkalarıyla bağ kurmak arasındaki dengede şekillenir. Kaçınmanın yerini düşünülmüş bir iletişim aldığında, yalnızca daha sağlıklı değil, aynı zamanda daha dayanıklı ve anlamlı ilişkiler de mümkün hale gelir.


