Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kendimle Nasıl Barışırım?

Zaman zaman bazı insanlardan “O kendiyle barışık biri.” diye bahsedildiğini duyarız. Peki kendiyle barışık olmak ne demektir? ‘Kendiyle barışık’ olarak anılan kişiler, diğerlerinden farklı olarak ne yapıyorlar? Belki de daha önemli olan soru şudur: İnsan kendiyle neden küser? Dilerseniz bu soruların cevaplarını gelin beraber bulalım.

Kendinle Küs Olmak

Literatüre baktığımızda “kendinle küs olmak” şeklinde doğrudan tanımlanmış bir kavrama rastlamasak da, bu durum daha çok öz-eleştiri, düşük öz-şefkat ve kendine yabancılaşma gibi kavramlar üzerinden açıklanmaktadır. Bu çerçevede “kendinle küs olmak”, kişinin kendisini, duygularını, ihtiyaçlarını ve hatalarını kabul etmek yerine yargılayıcı ve sert bir tutum geliştirmesi olarak ifade edilebilir (Neff, 2011).

Aslında insanın kendine bir anda küstüğünü söylemek pek doğru olmaz. Bu durum genellikle zaman içinde biriken deneyimlerin bir sonucudur. Kişiden kişiye değişmekle birlikte; içe atılan ve ifade edilemeyen duygular, geçmişte yaşanmış ve zihinde tekrar eden hatalar, “Ben zaten hep böyleyim” gibi kendini baskılayan düşünceler, başkalarıyla yapılan kıyaslamalar ve kişinin kendine karşı gerçekçi olmayacak şekilde mükemmeliyetçi olması bu birikimi oluşturan temel unsurlardır.

Bu örnekler arttıkça, bireyin iç dünyasında kendisiyle arasına bir nevi soğukluk girer. Zamanla bu soğukluk, yalnızca duygusal bir uzaklık değil; aynı zamanda kişinin kendine karşı geliştirdiği daha sert, yargılayıcı bir iç sesin de oluşmasına yol açar. Birey artık kendini anlamaya çalışmak yerine eleştirmeye odaklanır hale gelebilir. Araştırmalar, bu şekilde yüksek düzeyde öz-eleştirinin bireyin psikolojik iyi oluşunu olumsuz etkilediğini ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi zayıflattığını göstermektedir (Gilbert, 2009). Bu durum, zamanla kişinin kendine yönelik şefkat kapasitesini de azaltarak içsel uyumu bozabilir.

Kendinle Barışık Olmak Nedir, İnsan Kendiyle Nasıl Barışır?

Yine literatürde direkt bu şekilde bir kavram karşımıza çıkmasa da, “kendinle barışık olmayı” öz-şefkat, psikolojik esneklik gibi terimlerle birlikte ele alabiliriz. Bu çerçevede kendinle barışık olmak; bireyin yaşadığı zorlayıcı durumlar ya da kendine dair olumsuz düşünceler karşısında kendini sert bir şekilde yargılamak yerine, daha anlayışlı ve kabul edici bir iç tutum geliştirebilmesi anlamına gelir.

Öz-şefkat yaklaşımına göre kişi, yaşadığı olumsuz olayları, yapmış olduğu hataları insan olmanın doğal bir parçası olarak görebildiğinde kendine karşı daha yumuşak bir dil kurabilir ve bu durum kendisiyle olan ilişkisinde daha az çatışma yaşamasına katkı sağlar (Neff, 2003). Tabii ki burada gerçekçi olmayan toksik pozitiflikten, kendini avutmaktan bahsetmiyoruz. Aksine, insan kendini objektif şekilde değerlendirip hatalarını kabul etmelidir. Ancak bunu yaparken “Her şeyin suçlusu benim.” gibi bir düşünceye girerek aşırı genelleme yapmamalıdır. Onun yerine “Evet, ben bu konuda hatalı davrandım. Ama kendime yüklenmek yerine bu olaydan ne öğrendim onu anlamalıyım.” gibi bir düşünce çok daha işlevsel olacaktır.

Bireylerin psikolojik esnekliklerini geliştirmesi de kendileriyle barışmada bir diğer önemli adımdır. Kısaca bahsedecek olursak psikolojik esneklik; bireyin kendisini zorlayan düşünce ve duygularını bastırmadan ya da onlardan kaçmadan bu deneyimlere alan açabilmesi ve buna rağmen kendi değerleri doğrultusunda hareket edebilmesidir. Yani kişi, yalnızca iyi hissettiği anlarda değil; zorlandığı, kendini yetersiz hissettiği durumlarda da gerçeklikten kopmaz ve kendisiyle bağını daha olumlu şekilde sürdürebilir. Bu yönüyle psikolojik esneklik, bireyin içsel deneyimleriyle dengeli bir ilişki kurmasını ve değişen koşullara uyum sağlayabilmesini mümkün kılar (Hayes ve diğerleri, 2006). Mesela esnek olmayan bir zihin, kendisini mutsuz edecek olayların olduğu bir gün geçirdiğinde “Bugün çok kötü bir gündü, zaten hiçbir şey yolunda gitmiyor.” diye düşünüp hayatını genellerken; psikolojik esnekliği gelişmiş olan bir zihin aynı gün için “Bugün gerçekten zorlayıcıydı, ama bu diğer günlerin de kötü geçeceği anlamına gelmez.” şeklinde düşünebilir.

Kendimizle ilişkimizi düzeltebilmenin bir diğer adımı da, gerçekçi olmayan mükemmeliyetçi düşüncelerin farkına varıp bu düşünce kalıplarını değiştirmeye çalışmaktır. Bu düşüncelere örnek olarak “Sınavdan 100 almazsam başarılı olmuş sayılmam.” veya “Yaşıtlarım benden çok daha iyi yerlerde, ben hiç ilerleyemiyorum.” şekilde cümleleri söyleyebiliriz. Bu düşünceler, kişinin kendisine olması gerekenden yüksek standartlar koyup gerçekleşmediğinde de yetersizlik hissetmesine yol açabilmektedir. Zamanla bu yetersizlik hissiyle insan kendine öfke duyarak yargılayıcı bir tutumu benimseyebilir. O yüzden eğer kendimizle ilişkimizi güçlendirmek istiyorsak kendimizden beklentilerimizi gözden geçirmeli, çok yüksek standartlar varsa bu düşüncelerin yerine alternatifler düşünmeliyiz.

Toparlayacak Olursak;

  • Kendimize yargılayıcı bir dil yerine öz-şefkatle yaklaşmayı,

  • Psikolojik esnekliğimizi güçlendirmeyi ve

  • Mükemmeliyetçi düşünceleri değiştirmeyi öğrendiğimizde ortak bir noktaya ulaşırız:

Kendimizle barışmak, büyük değişimlerden ziyade iç sesimizin tonunu değiştirmekle mümkündür.

Bu, tüm hataların yok sayıldığı ve kendini her zaman en iyisi görmek anlamına gelmemektedir. Aksine, insanın kendine rağmen değil, kendisiyle birlikte yaşayabilmeyi öğrenmesidir. Kendine öz-şefkatle yaklaşmak, psikolojik esnekliği güçlendirmek ve mükemmeliyetçi düşünce kalıplarını fark etmek, bu süreçte kişiye farklı bakış açılarını gösterir. Ancak bu bakış açılarının her biri aynı yere çıkar: kendine karşı daha yumuşak, daha gerçekçi ve daha kabul edici bir tutumla yaklaşmak. Kendinle barışmak; hatalarını yok saymadan onları tüm kimliğin olarak görmemek, olumsuz olaylar karşısında kendini yalnız bırakmamaktır. Böyle bir ilişki kurulduğunda, insan kendisiyle savaşan bir ruh halinden çıkıp kendisiyle birlikte hareket eden bir konuma geçer.

Yani kendinle barışmak, kendini tamamen değiştirmekten ziyade, kendine yaklaşma biçimini dönüştürmektir. Çünkü insan kendine karşı yargılayıcı olmayı bıraktığında yalnızca eksiklerini değil, olumlu yönlerini de görmeye başlar.

Steven C. Hayes’in de dediği gibi; “Düşüncelerimiz ve duygularımızla ilişkimizi değiştirdiğimizde, yaşamımız değişir.”

Kaynaklar

Gilbert, P. (2009). The compassionate mind: A new approach to life’s challenges. New Harbinger Publications.

Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2006). Acceptance and commitment therapy: An experiential approach to behavior change. Guilford Press.

Neff, K. D. (2003). Self-compassion: An alternative conceptualization of a healthy attitude toward oneself. Self and Identity, 2(2), 85–101.

Neff, K. D. (2011). Self-compassion, self-esteem, and well-being. Social and Personality Psychology Compass, 5(1), 1–12.

ayyuş özlem kursav
ayyuş özlem kursav
Ayyuş Özlem Kursav, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunudur. Eğitim sürecinde özel eğitim ve rehabilitasyon alanında staj yaparak grup ve bireysel seanslara eşlik etmiş, klinik gözlem ve vaka değerlendirme deneyimi kazanmıştır. Psikoloji kongreleri ve sempozyumlarını yakından takip etmektedir. Bilişsel Davranışçı Terapi, Aile Danışmanlığı ve Oyun Terapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır. İlgi alanları arasında duygusal süreçler, ilişkiler, travma, toplumsal etkiler ve gündelik davranışların psikolojik anlamları yer almakta; yazılarında bu temaları anlaşılır bir dille ele almayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar