İlişkilerde yaşanılan temel çatışmalar, fikir ayrılıkları çoğu zaman beklentilerin karşılanmaması yüzünden ortaya çıkabiliyor. Partnerlerden birisi bir konuya dair talebini iletiyor fakat karşı tarafta bu talep yankı bulmuyor olacak ki o talep bir türlü karşılanamıyor. Bu noktada odaklanılan şey genelde karşı tarafın dinlememesi, değer vermemesi veya sevmemesi gibi suçlamalar olabiliyor. Fakat bu noktada gözden kaçan bir konu var: Belki de bir insandan aslında onun hiç sahip olmadığı bir şeyi talep ediyorsunuzdur. Yani beklentilerinizin karşılanması için gereken özellikler karşı tarafta olmadığı için bu talepleriniz yanıt bulmuyor olabilir. Örneğin tartıştığınız konuyu iki taraf da sakinleşince konuşmak ve çatışmayı çözüme kavuşturmak istiyorsunuz. Fakat partneriniz sürekli tartışmadan kaçıyor, duygularını paylaşmıyor, olayla ilgili sizi suçlayıcı “sen dili” ifadelerini kullanarak konuyu kapatmaya çalışıyor. Çatışmayı çözme noktasında duygusal erişilebilirlik, davranışın veya söylemin sorumluluğunu almak, şefkat ve anlayış gibi becerilere sahip olmak gerekir. Bu özellikleri tanımayan, becerileri edinmek için istekli olmayan bireye, öncelikle bu kazanımları aşılamak gerekiyor. Çünkü zaten bu becerilere sahip olsa krize müdahale kısmında bu becerilerini kullanabilir ve tartışma sonrası sağlıklı ikili iletişim kurulabilir. Fakat duygularını bastıran, tartışma anında öfkesine yenilen ve sakinleştiğinde dahi sağlıklı iletişim kurmaya yabancı bir partner için tüm bu süreçler oldukça zorlayıcı hale geliyor. Bu kısımda karşı tarafın sahip olmadığı bir beceriye yönelik taleplerin karşılanmasını beklemek gerçekçi bir yaklaşım olmayabiliyor. Asıl odak noktası daha çok “Acaba gerçekten istemediği için mi bu talebimi karşılamıyor, yoksa bu talebi karşılayamadığı, bu becerilere sahip olamadığı için mi yapamıyor?” soruları etrafında şekilleniyor. Çünkü kestirme yoldan karşı tarafın bizi sevmediği veya değer vermediğini varsayarak taleplerimizin karşılanmadığı fikri, yoğun bir ilişkisel hayal kırıklığı yaratıyor. Bu hayal kırıklığının kronikleştiği durumlarda kişilerin partnerine ve ilişkisine olan inancı sarsılırken sürdürülebilir bir sağlıklı ilişki biçiminden uzaklaşılıyor.
Beklentiler Kime Ait: Partnerimize mi Bize mi?
Partnerden ısrarla talep edilen beklentilerin mevcut ilişkiye değil de çok daha derinde bir yerlere temas edebileceği ihtimalini hiç düşündünüz mü? Çoğu zaman partnerden talep edilen güven, duygusal yakınlık ve dürüstlük gibi özellikler mevcut ilişkide olmadığı için değil, geçmişte hiç karşılanmadığı veya istismar edildiği için kişi tarafından oldukça yoğun hissedilebiliyor. Bu noktada kişi aslında geçmişte yeterince deneyimleyemediği o yakınlığı veya güveni mevcut ilişkisinde yeniden kurmaya ve hissetmeye çalışıyor. Bu durumda partnere karşı beklentileri yükseltebiliyor veya partnerin karşılayamacağı ölçüde yoğunlaşabiliyor. İlişkinin sağlıklı çerçevede sürdürülebilmesi için gerekli olan asgari beklentiler doğaldır. Fakat beklenti sınırları makul olmaktan çıkıp başka bir boşluğu doldurmasını beklediğimiz kişiden talep edilenlere yönelebilir. Bu da beklentinin karşı tarafı tanıma ve o tarafın özelliklerine yönelik makul talepler olmaktan çıkıp eskiden yarım kalmış bir öyküyü yeniden kurma hikayesine dönüşebilir. Kendine şunu sormak belirleyici olabilir: “Şu an ihtiyacım olan bu talep mevcut ilişkime dair bir sorun mu? Yoksa geçmişten gelen ve yeri dolmayan bir şeyi mi doldurmaya çalışıyorum?” Bu iki soru arasındaki çizgi zaman zaman bulanık hale gelir. Kişi gerçek beklentileri ile geçmiş deneyimlerinden kalanları iç içe geçmiş halde deneyimleyebilir. Bu ikilemin bulanıklaşması da taleplerin neden bu kadar ısrarcı ve ölçüsüz yaşandığını açıklar. Beklentinin kaynağı partnere mi dayanıyor yoksa geçmişin onarımı için bir çabaya mı işaret ediyor sorusuna cevap vermek önemlidir.
Kabul Etmek: Vazgeçmek Değil, Gerçekle Temas Etmek
Bazı şeyleri kabul etmek daha azıyla yetinmek, boyun eğmek gibi anlamlara gelmiyor her zaman. Karşımızdaki kişinin sınırlarını, bize verebileceği maksimum kapasitesini tanımak ve farkında olmak gerçek kabulu getiriyor. Partneriniz hiçbir zaman tüm beklentilerinizi karşılayamaz. Aynı şekilde siz de onun tüm beklentilerine yanıt veremeyebilirsiniz. Çocukları hatırlayın: Sağlıklı bir ebeveyn çocuğunun her talebini karşılayan değil, taleplerini rasyonel düzleme yönlendiren ve sürdürülebilir bir ebeveyn çocuk ilişkisi için sınırlandıran ebeveyndir. Aslında bu da bize her beklentimizin her zaman karşılanamayacağını, bazen bu beklentinin karşımızdaki kişinin kaldırabileceğinden fazlası olabileceğini gösteren örneklerden biri. Aynı zamanda beklentilerinizin kökeninin nereye dayandığı, ilişkinize dair neler söylediğine kulak vermek de oldukça önemli. Kabul kavramı bu noktada ilişkiye devam etmek veya sonlandırmakla ilgili bir karar mercii değil, kendi içsel dengemizi bulmak ve öz temasımızı güçlendirmek için bir farkındalık odağı. Karşımızdaki kişiyi olduğu haliyle görmek, bize göre eksik ve kusurlu yanlarını kabul etmek ilişkinin dürüstlüğü için gerekli bir adımdır. Beklentilerinizin karşı tarafta yankı bulması ve karşılanması için partnerinizin bu konudaki motivasyonuna ek olarak karşılama becerilerine sahip olması da gerekir. Bu konuda gerçekler ve sorumluluklar arasında kurulacak olan bağ ile hayal kırıklığı ve beklenti döngüsünden çıkmak mümkün hale gelir.


