Cuma, Aralık 5, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İsmi Küçük Etkisi Büyük: Fobi

Fobi, günlük yaşamı sanılandan çok daha fazla etkileyen bir psikolojik olgudur. Sizin olmasa da fobisi olduğunu bildiğiniz bir yakınınız illaki olmuştur. Haliyle yaşanan zorlukları ya bizzat deneyimlemişsinizdir ya da bir yakınınızdan dinlemişsinizdir. O nedenle bilmeyeniniz yoktur diye düşünüyorum… Bugün sizlere fobinin kökenini, hangi sebeplerle oluşabildiğini ve nasıl tedavi edildiğini anlatıyor olacağım.

Fobinin Kökeni

Fobi dediğimiz psikolojik olgu aslında kaygının bir alt türüdür. Kaygı/korku bizi olası tehlikelerden koruyan, hayatta kalmamızı sağlayan ilkel beyin tepkisidir (‘Limbik Sistem’ özellikle Amigdala). Fakat fobide durum farklıdır. Fobi, tabiri caizse korku tepkisinin ayarının bozulması ile ortaya çıkmaktadır. Yani aslında hayati tehlike barındırmayan şeylere aşırı ve mantıksız korku tepkisi verme durumu olarak da tanımlanabilir. Ayrıca fobiye, patolojik (anormal, yaşamı etkileyen) korku da diyebiliriz.

Fobi Hangi Sebeplerle Ortaya Çıkar

Sanılanın aksine fobi sadece travmatik deneyimler sonucu ortaya çıkmaz. Fobi birkaç farklı sebeple ortaya çıkabilir.

1. Travmatik/Korkutucu Deneyimler

Fobinin en çok bilinen ve tahminen tek bilinen sebebidir. Travmatik deneyim sonucunda beyinde meydana gelen durum ‘tehlike = yaşanan travmatik olay’ şeklindedir. Yani tehlike algısıyla eşleşen durum/nesne/canlı ile karşılaşan birey baştaki travmatik deneyimin tekrarlanacağını düşünerek tekrar o gün yaşadığı dehşeti yaşar. Birey artık travmatik deneyimi genellemiştir. Travma kaynaklı gelişen fobiye köpek saldırısına uğrayan çocuk/yetişkin bir bireyi örnek verebiliriz… Travmatik olayda birey, dakikalarca köpekten kurtulmaya çalışmış kurtulamamış, sonuç olarak da ciddi şekilde yaralanmış olsun. Travmatik olay sonrasında aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, bu birey her köpek gördüğünde büyük veya küçük bir köpek olması fark etmeksizin ilk günkü dehşeti yaşayacaktır. Sırf bu sebeple artık köpek görmek istemediği için evden hiç çıkmak istemeyecektir. Bu kişiler korku anında yaşadıkları korkunun bedensel belirtilerinden (kontrolü kaybetmekten korkmak, bayılacak gibi olmak… gibi) utandıkları için de kendilerini eve kapatabilmektedirler. Fobi o kadar güçlüdür ki o anı düşünmek bile aynı dehşeti yaşatabilir. Bazen korkulan durum/nesne/canlı ile ilgili olan bir fotoğraf bile yeterli olabilir…

!! Ayrıca ünlü ‘Küçük Albert’ deneyini okumanızı/izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Bu deneyi okumak/izlemek fobinin nasıl oluşabileceği konusunda sizi çok daha fazla bilgilendirecektir…

2. Modelleme (Dolaylı Öğrenme)

Çocuk/yetişkin bir bireyin sosyal çevresi ya da izlediği bir haber yoluyla fobi geliştirmesi durumudur. Buradaki durum öğrenilmiş korkudur.

Örneğin, bir birey çevresinden birinin köpekten korktuğunu gözlemlemiş veya köpek saldırısı haberine şahit olmuş olabilir. Bu kişi, “Demek ki köpek çok tehlikeli bir canlı, ben de tedbirimi almalıyım” diye düşünerek zamanla fobi geliştirebilir.

Atalarımız, hayatta kalabilmek için çoğu zaman başkalarının deneyimlerinden öğrenerek tehditten uzaklaşırdı. Bu işlevsel bir durumdu. Ancak günümüzde bu evrimsel aktarım, işlevsiz korkuların ortaya çıkmasına neden olabiliyor.

3. Biyolojik (Evrimsel) Yatkınlık ve Kaygı Hassasiyeti

a. Biyolojik (Evrimsel) Yatkınlık: İnsan beyni bazı uyaranlara karşı korku geliştirmeye yatkın şekilde evrimleşmiştir. Yılan, örümcek veya doğa olayları gibi uyaranlar tarihsel olarak tehdit unsuru idi. Bu nedenle bizler de bu uyaranlara duyarlı kalmışızdır. Örneğin, karanlık fobisi (Niktofobi) atalarımız için bilinmezliği ve tehlikeyi çağrıştırdığı için biyolojik bir hazırlık korkusudur.

b. Kaygı Hassasiyeti: Bazı bireyler biyolojik olarak daha yüksek kaygı seviyesine sahiptir. Kaygının bedensel belirtileri (kalp çarpıntısı, nefes darlığı) tehlike sinyali olarak algılanabilir. Bu da fobiye zemin hazırlar. Örneğin, hiç boğulma tehlikesi yaşamamış birinin nefes darlığı sebebiyle “boğuluyorum” korkusu yaşaması gibi. (Pnigofobi / Apnofobi)

Fobi Nasıl Tedavi Edilir

1. Psikoterapi Yöntemleri

Psikoterapiye başlamak çok kıymetli bir adım. Fakat başlamaya kişinin kendisi karar vermelidir. İyileşme ancak kişi bir şeylerin ters gittiğine ikna olduysa gerçekleşir. Psikoterapi bir ihtiyaç meselesidir, kimsenin zoruyla veya kimsenin hatırı için terapiye başlanmaz. Bu durum tüm psikolojik rahatsızlıklarda olduğu gibi (bazı durumlar hariç) fobi için de geçerlidir. Kişi korkusunu yenmeye hazır olduğunda, terapiye ihtiyaç duyduğu an iyileşme başlamış demektir…

a. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Fobide en çok kullanılan yöntemdir. BDT’de bireyin hatalı inançları yeniden yapılandırılır.
Örneğin; “Dışarı çıkarsam bir köpek bana saldıracak” → “Her köpek bana saldırmaz, bu korkuya yenik düşmeyeceğim.”

b. Maruz Bırakma: Kişi korku kaynağına yavaş ve kademeli olarak maruz bırakılır. Bu canlı bir deneyim olabileceği gibi, uçak, kapalı alan ya da yükseklik korkularında sanal gerçeklik yöntemi de kullanılabilir.

Profesyonel destek alınmadan ani maruz bırakma faydadan çok zarar verir.

2. İlaç Tedavisi

Tek başına yeterli değildir. Ancak kaygıyı azaltmak ve terapinin devamlılığını sağlamak için anksiyolitikler ve antidepresanlar kullanılabilir.

3. Psiko-Eğitim

Psiko-eğitimde bireyin fobisini ve bedensel tepkilerini anlaması sağlanır. Bu farkındalık, kişinin kendini sakinleştirme becerisini artırır. Özellikle terapi sonrasında olası tetiklenme durumlarına karşı çok faydalıdır.

Sonuç

Sonuç olarak fobi, basit gibi görünse de asla sıradan bir korku değildir. Hayatı kısıtlayan bu şiddetli korkudan kurtulmak terapi ile mümkündür.

Birçok kişi “Konuşarak korkumu nasıl yeneceğim?” diye düşünse de psikoterapi, danışanın katılımı ve kararlılığı ile oldukça etkili bir tedavi yoludur.

Korkularla geçen bir ömür yerine, terapiye adım atmak kendinize verebileceğiniz en güzel hediyedir. Umuyorum ki bu yazı, birilerine bu cesur adımı atması için ilham olmuştur.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Sıdıka Bal
Sıdıka Bal
Sıdıka Bal, Psikoloji lisans öğrencisi ve Psychology Times Türkiye dergisinde yazar. Lisans eğitiminin son yılında olup eğitimine klinik psikoloji yüksek lisansı ile devam edecektir. Yeme psikolojisi ve yeme bozuklukları, kaygı (anksiyete) bozukluğu, OKB... alanları ile ilgilenmektedir. Profesyonel olarak yazar ve klinik psikolog olmayı hedeflemektedir. Geçtiğimiz yıllarda biri özel klinik biri de Psikiyatri hastanesi olmak üzere iki farklı staj deneyimi bulunmaktadır ve staj deneyimlerini arttırmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar