Çarşamba, Aralık 3, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İş Dünyasında Bir Devrim: Microshifting Çağı Başlıyor!

Geçtiğimiz günlerde, önüme Finlandiya Eski Başbakanı Sanna Marin’in bir panel konuşması sırasında altı saatlik çalışma günleriyle dört günlük çalışma haftası önerdiği ve insanların ailelerine, çevrelerine ve hobilerine daha fazla vakit ayırmayı hak ettiklerini söylediği bir haber ilgimi çekti. Bu yaklaşım, yalnızca bir süre kısaltma önerisi değil; daha insancıl, dengeli ve insan merkezli bir yaşam biçimini vurguluyordu.

Marin’in önerisi üzerine düşünmeye başlamışken, son dönemde batı dünyasında sıklıkla gündeme gelen Microshifting kavramı ile karşılaştım. Bu çalışma sistemi henüz yeni olduğu ve dilimize çevrilmediği için, bu yazımda terimin orijinaline sadık kalacağım. Ülkemizde günümüz koşullarında uygulanabilirliği ayrıca tartışılabilir ancak şu bir gerçek ki batı ülkelerinde iş hayatında uygulanan yenilikler belli bir süre sonra ülkemize de ulaşıyor. Burada kritik nokta, şimdiden bu yeni uygulamaların uyarlanabilirliğini düşünmek ve hatta plan çerçevesine oturtmaya başlamak.

Geleneksel 8.00–17.00 veya 9.00–18.00 çalışma saatleri modeli, yüzyılı aşkın süredir iş dünyasının temel ritmi oldu. Ancak dijitalleşme, hibrit çalışma ve bireylerin yaşam önceliklerinin değişmesiyle birlikte, bu tek tip zaman dilimi artık pek çok kişi için sürdürülemez hâle geliyor. İnsanlar, işin yaşamlarının önüne geçmediği, kendi biyolojik ve zihinsel ritimlerine uygun bir çalışma düzeni arıyor.

Microshifting Nedir?

Microshifting, klasik dokuz saatlik iş gününü kesintisiz bir zaman dilimi olarak değil, kişinin kendi ritmine göre kısa ve esnek mikro dönemlere bölünmüş bir süreç olarak ele alır. Bir çalışan sabah 7.00–9.00 arasında odaklanarak çalışabilir, ardından çocuklarını okula bırakıp yürüyüşe çıkabilir, öğleden sonra birkaç saat daha üretken bir dönem geçirebilir, akşam ise sakin bir saat diliminde projelerini tamamlayabilir. Bu yaklaşım, çalışanlara çalışacakları zaman dilimini seçme özgürlüğü tanır.

Microshifting Esnek Çalışmadan Nasıl Farklıdır?

Esnek çalışma şirketin belirlediği sınırlar içinde zaman kaydırmaya izin verir. Örneğin sabah 8.00 yerine 10.00’da başlamak veya haftanın belirli günlerinde evden çalışmak mümkündür. Ancak tüm çalışanların uyması gereken “çekirdek saatler” hâlâ kurum tarafından belirlenir.

Microshifting ise kişinin kendi biyolojik ve zihinsel ritmine göre en verimli zamanlarda çalışmasını temel alır. Çalışma süresi gün içinde birkaç mikro döneme yayılır — sabah 8.00–10.00, öğlen 13.00–15.00, akşam 21.00–23.00 gibi. Burada merkez kurum değil çalışanıdır. Kişi önce yaşamını planlar, işini bu plana göre yerleştirir; böylece iş yaşamın önüne geçmez.

Microshifting Neden Popüler Oldu?

1. Merkezde İşin Değil, Yaşamın Olması

Pandemi sonrası birçok çalışan yaşam önceliklerini yeniden tanımladı. Araştırmalar, insanların artık işine göre yaşam kurmak istemediğini; yaşamlarına uygun iş biçimleri aradığını gösteriyor. Owl Labs’in 2025 State Of Hybrid Work raporuna göre çalışanların %65’i zaman esnekliğini maaş kadar önemli buluyor.

2. Bakım Sorumlulukları

Çalışanların %62’si çocuk veya yaşlı bakımından sorumlu. Geleneksel çalışma modelinde çalışanlar bu sorumluluklarına yer açamıyor. Microshifting, bu dengeyi suçluluk duymadan kurmayı mümkün kılıyor.

3. Çoklu İstihdamın Yükselişi

Her beş çalışandan biri birden fazla işle meşgul. Serbest projeler, yan işler, danışmanlıklar derken tek bir işte çalışma normu değişiyor. Microshifting, bu parçalı yapıyı destekleyen doğal bir model sunuyor.

4. Verimlilik Anlayışının Değişmesi

Artık üretkenlik, masada geçirilen süre ile değil, ortaya konan çıktıyla ölçülüyor. Yöneticilerin %69’u uzaktan veya hibrit çalışan ekiplerin daha üretken olduğunu söylüyor.

Liderler Bu Dönüşüme Nasıl Adapte Olmalı?

● Zamanı değil çıktıyı yönetmeli: Doğru yaklaşım, çalışanların çevrimiçi olup olmadığına değil, ürettikleri değere odaklanmak olacaktır.
● İletişim ve iş akışı kurallarını netleştirmeli: Çalışanlar farklı saatlerde çalışacağı için iş akışı ve iletişim aksamayacak şekilde düzen kurulmalı.
● Esneklik yalnızca ofis çalışanlarıyla sınırlı kalmamalı: Sahada, üretim veya doğrudan müşteriyle çalışan ekipler için de uygulanabilirliği tasarlanabilir.
● Teknolojiyi destek aracı olarak kullanmalı: Yapay zekâ destekli zaman planlama araçları, toplantı özetleyiciler ve otomatik görev takibi sistemleri Microshiftingi kolaylaştırabilir.

Microshifting’in Psikolojik Etkisi

“Quiet cracking” yani sessiz çatırdama, günümüz çalışanlarının yaygın sorunu olarak biliniyor. Bu terim, işine devam ederken duygusal olarak tükenmiş, enerjisini kaybetmiş ama bunu dışa vurmayan çalışanları tanımlamak için kullanılır. Yani kişi işten ayrılmaz ama içten içe kırılmış, motivasyonunu yitirmiştir.

Microshifting, bu soruna çözüm olmaya aday bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Kısa ama yüksek odaklı çalışma bloklarıyla beynin doğal ritmine uyum sağlar. Dinlenme ve yeniden odaklanma fırsatı sağlayarak, verimliliği ve psikolojik dayanıklılığı artırır.

● Motivasyon içselleşir: Çalışanlar daha istekli ve hevesle çalışır hâle gelir.
● Güven artar: Desteklenen çalışan güçlendiğini hisseder ve kuruma bağlılığı artar.
● Yaratıcılık gelişir: Zaman dayatması azaldığında yenilikçi düşünce artar.

Sonuç: Microshifting İle Kazan-Kazan

İş dünyasının geleceği, artık “nerede” veya “ne kadar süre” çalıştığımızda değil; kendi biyolojik ritmimize uygun çalışmada biçimleniyor. Bu yaklaşım hem çalışanlar için daha yüksek verimlilik, motivasyon ve psikolojik denge sağlıyor hem de işverenler için güven temelli bir çalışma ortamı, daha üretken ve bağlı ekipler yaratıyor.

Microshifting, iş dünyasında kazan-kazan dönemi başlatıyor: İnsan odaklı bir iş modeli, herkesin kazandığı bir dönüşüme yol açıyor.

Banu Aksoy Macit
Banu Aksoy Macit
Lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji bölümünde, yüksek lisans eğitimini ise Fulbright bursu ile Endüstri ve Örgüt Psikolojisi alanında New York Üniversitesi’nde tamamlamıştır. 20 yıllık iş hayatı boyunca İnsan Kaynakları alanında Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri’nde çeşitli roller üstlenmiştir. Profesyonel hayatına, New York Şehri’nde, Dattner Consulting Inc.’de İnsan Kaynakları alanında çeşitli projelerde danışmanlık hizmeti vererek başlamıştır. Sonrasında kariyerine sırasıyla, sektöründe lider olan uluslararası sigorta aracısı Marsh USA Inc.’de İşe Alım uzmanı olarak ve Koç Grubu’nun madencilik şirketi olan Demir Export A.Ş.’de İnsan Kaynakları Yöneticisi olarak devam etmiştir. Son 12 sene Birleşik Krallık merkezli British Council Eğitim Hizmetleri Şirketi’nde İnsan Kaynakları Direktörü olarak rol almıştır. İşe alım, performans-kariyer yönetimi, ücret ve yan haklar yönetimi, sendikal ilişkiler, eğitim analizleri ve çalışan ilişkileri gibi İnsan Kaynakları’nın tüm süreçlerini yönetmiş ve denetlemiştir. Ayrıca, “Eşitlik, Çeşitlilik ve İçerme” rolünü ve Genişletilmiş Avrupa Bölgesi İnsan Kaynakları ekiplerinin yönetimini üstlenmiştir. Banu, Uluslararası Koçluk Federasyonu (ICF) onaylı Profesyonel Koçtur; kurumlara ve danışanlarına Türkçe/İngilizce, Yönetici ve Takım Koçluğu hizmeti sunmaktadır. Kurumların kültürel dönüşümlerine liderlik edebilmek amacıyla Çevik Koçu ünvanını almıştır. Banu, Örgüt psikolojisi alanındaki gelişmeleri takip ederek, bu gelişmeleri kurumların ihtiyaçlarına göre eğitimler yoluyla çalışanlar ve yönetim ile paylaşır. Kendisi, Fulbright Mezunlar Derneği, Association for Coaching Derneği ve Personel Yönetimi Derneği üyesidir. İnsanları dinlemekten, onların deneyimlerinden öğrenmekten, öğrendiklerini paylaşmaktan ve farklı kültürleri keşfetmek için seyahat etmekten hoşlanır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar