Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İlişkilerde Konuşmamak Da Bir İletişim Biçimi mi?

Bazen ilişkilerde en yüksek ses, söylenmeyenlerden yükselir. Aynı evin içinde dolaşan o ağır sessizlik… Soruların yanıtsız kalması, gözlerin kaçması, cümlelerin yarıda donması… Bir taraf konuşmaya çalıştıkça diğerinin duygusal olarak geri çekilmesi çoğu kişide aynı duyguyu uyandırır: “Bana küstü mü, yoksa benden mi koptu?” İlişki araştırmaları bu durumu net biçimde tanımlar: stonewalling. Türkçe’de çoğunlukla duvar örme ya da duygusal geri çekilme olarak adlandırılır. Bilimsel açıdan bakıldığında sessizlik çoğu zaman pasif bir boşluk değil, güçlü bir ilişki sinyalidir.

Stonewalling Nedir?

Stonewalling; çatışma ya da duygusal yoğunluk anlarında bireyin iletişimi kesmesi, içe kapanması ve etkileşimden çekilmesi olarak tanımlanır (Gottman & Levenson, 1992; Tarhan, 2014). Bu süreçte kişi yalnızca susmaz; çoğu zaman ilişkisel teması da askıya alır. Klinik ve gözlemsel çalışmalar, stonewalling sırasında genellikle şu örüntülerin görüldüğünü belirtir:

  • Göz temasının belirgin biçimde azalması

  • Tek kelimelik veya kapalı yanıtlar

  • Bedensel olarak ortamdan uzaklaşma

  • Donuk yüz ifadesi

  • Konuyu kapatma veya geçiştirme

Türkçe ilişki literatüründe bu davranış, çatışmadan kaçınma ve duygusal kopma örüntüsü içinde ele alınır (Canel, 2013; Dökmen, 2004).

Sessizliğin Altındaki Psikolojik Süreçler

Her geri çekilmenin arkasında aynı motivasyon yoktur. Araştırmalar stonewalling’in çoğunlukla üç temel süreçle ilişkili olduğunu gösterir.

1. Duygusal Aşırı Yüklenme Bazı bireyler tartışma sırasında fizyolojik olarak hızla yükselir; kalp atışı artar, kas gerginliği yükselir ve bilişsel işlemleme daralır. Bu durumda geri çekilme, kişinin sinir sistemini düzenleme çabası olabilir (Gottman, 1999). Türkçe klinik yazınında da yoğun duygusal uyarılmanın iletişim kopmasına yol açabildiği vurgulanmaktadır (Tarhan, 2014). Bu durumda sessizlik cezalandırma değil, baş edememe göstergesidir.

2. Öğrenilmiş Çatışma Kaçınması Aile içinde çatışmanın bastırıldığı veya cezalandırıldığı ortamlarda büyüyen bireyler, yetişkinlikte geri çekilmeye daha yatkın olabilir. Dökmen’e (2004) göre erken dönem iletişim deneyimleri, yetişkin yakın ilişkilerindeki tepki repertuarını güçlü biçimde şekillendirir. Bu kişiler için sessizlik çoğu zaman bilinçli bir tercih değil, öğrenilmiş bir ilişki refleksidir.

3. Pasif Agresif İfade Bazı durumlarda ise sessizlik gerçekten mesaj taşır. Küskünlük, öfke ya da kontrol ihtiyacı dolaylı biçimde ifade edilir. Canel’e (2013) göre kronik geri çekilme, evlilik doyumunu düşüren pasif-agresif örüntüler arasında yer alabilir. Kritik soru şudur: Bu sessizlik düzenleme mi, yoksa uzaklaştırma mı?

Bu Durum Ne Zaman Tehlike Sinyali Verir?

İlişki araştırmaları stonewalling’in süreklilik kazandığında ilişki doyumunu ciddi biçimde düşürdüğünü göstermektedir (Gottman, 1994; Canel, 2013). Özellikle şu durumlarda klinik açıdan risk artar:

  • Kronikleştiğinde: Tartışmaların büyük kısmı geri çekilme ile sonlanıyorsa, ilişki yalnızca o anı değil, gelecekteki iletişim kapasitesini de kaybetmeye başlar. Çünkü çözülmemiş her etkileşim, çiftin zihninde “nasıl olsa konuşsak da sonuç değişmeyecek” inancını pekiştirir. Zamanla taraflar zor konuları açmamayı öğrenir; konuşmalar yüzeyselleşir, duygusal paylaşım alanı daralır. Bu noktada ilişki görünürde sakin olsa bile, altta işleyen kaçınma temelli bir donma döngüsü oluşur. Klinik gözlemlerde bu döngünün uzun vadede duygusal uzaklaşmayı ve ilişki doyumunda belirgin düşüşü beraberinde getirdiği görülmektedir.

  • Onarım girişimleri yoksa: Sağlıklı ilişkilerde geri çekilme bazen yaşansa bile süreç orada donup kalmaz. Taraflardan biri çoğu zaman küçük bir temas hamlesi yapar: bir bakış, hafif bir mizah, “konuşabilir miyiz?” gibi yumuşak bir dönüş… Bu mikro onarımlar ilişkinin esnekliğini korur. Ancak stonewalling örüntüsünde bu geri dönüşler giderek seyrekleşir ya da tamamen kaybolur. Tartışma kapanır ama konu kapanmaz; duygu askıda kalır. Zaman içinde partnerler birbirlerinin duygusal çağrılarına daha az yanıt verir hale gelir. Bu durum, bağlanma güvenliğini zedeleyen ve ilişkide duygusal kopukluk hissini kronikleştiren önemli bir risk göstergesidir.

  • Karşı tarafta yoğun yalnızlık hissi oluşuyorsa: Geri çekilmenin en güçlü etkisi çoğu zaman susan kişide değil, maruz kalan tarafta görülür. Yanıt alamayan partner zamanla kendini görünmez, değersiz ya da dışarıda bırakılmış hissedebilir. Özellikle duygusal temas ihtiyacı yüksek bireylerde bu deneyim, ilişki içinde yalnızlık paradoksunu doğurur: “Yan yanayız ama yapayalnızım.” Algılanan duygusal ihmal arttıkça kişi ya daha yoğun temas talep eder ya da o da geri çekilmeye başlar. Her iki durumda da karşılıklı yanlış anlamalar büyür ve ilişki güvenliği zedelenir (Dökmen, 2004). Uzun vadede bu yalnızlık hissi, kırgınlık birikimi ve duygusal soğuma için verimli bir zemin oluşturur.

  • Güç ve kontrol aracı olarak kullanılıyorsa: Sessizlik bazen düzenleyici bir mola değil, örtük bir güç hamlesi haline gelebilir. Özellikle geri çekilme; cezalandırma, suçluluk hissettirme veya karşı tarafı adım atmaya zorlama amacı taşıyorsa, stonewalling ilişkisel bir yaptırıma dönüşür. Bu durumda iletişim kopukluğu tesadüfi değil, işlevseldir. Kontrol amaçlı sessizlik döngülerinde partnerlerden biri giderek daha fazla talep eden, diğeri ise daha fazla kaçınan konuma yerleşir. Literatürde bu yapı talep–geri çekilme paterni olarak tanımlanır ve ilişki doyumu açısından yüksek riskli kabul edilir. Bu örüntü sürdükçe ilişkide eşitlik, güven ve duygusal güvenlik hissi aşınmaya başlar.

“Sağlıklı Mola” İle Stonewalling Aynı Şey Değildir

Klinik pratikte en çok karıştırılan noktalardan biri budur. Düzenleyici mola ilişkiler için koruyucu olabilirken, stonewalling ilişkisel kopuş yaratır. Sağlıklı mola genellikle; geçicidir, nedeni açıkça ifade edilir, geri dönüş içerir ve ilişkiyi koruma niyeti taşır. Stonewalling’de ise belirsizlik, kopukluk ve duygusal mesafe baskındır.

Bu Döngü Nasıl Kırılabilir?

Çift terapisi literatürü birkaç etkili müdahale alanına işaret eder:

  • Fizyolojik yükselmeyi erken fark etmek

  • Yapılandırılmış mola vermek (20–30 dk)

  • Yumuşak başlangıç kullanmak

  • Onarım girişimlerini artırmak

  • Duygusal ihtiyaçları doğrudan ifade etmek

Birçok araştırmada etkili iletişimin, suçlayıcı dilden uzak ve ihtiyaç odaklı kurulmasının ilişki doyumu artırdığı görülmüştür (Dökmen, 2004; Canel, 2013). İlişkilerde bazen en çok acıtan şey sert cümleler değil, karşılıksız kalan çağrılardır. Sessizlik kimi zaman sinir sisteminin kendini koruma çabasıdır, kimi zaman ise ilişkide büyüyen görünmez bir mesafenin habercisidir. Eğer bir ilişkide konuşmalar giderek kısalıyor, molalar geri dönüşsüz kopuşlara dönüşüyor ve evin içinde görünmez duvarlar yükseliyorsa, bu yalnızca bir iletişim sorunu değildir. Bu, duygusal temas zayıfladığına dair güçlü bir sinyaldir. İlişkilerde belirleyici olan kopmaların varlığı değil, kopma sonrası kurulan onarım temasının sürekliliğidir.

Kaynakça

  • Canel, A. N. (2013). Aile yaşam becerileri. Ankara: Pegem Akademi.

  • Dökmen, Ü. (2004). İletişim çatışmaları ve empati (30. bs.). İstanbul: Remzi Kitabevi.

  • Gottman, J. M. (1994). Why marriages succeed or fail. New York, NY: Simon & Schuster.

  • Gottman, J. M. (1999). The marriage clinic: A scientifically based marital therapy. New York, NY: W. W. Norton.

  • Gottman, J. M., & Levenson, R. W. (1992). Marital processes predictive of later dissolution. Journal of Personality and Social Psychology, 63(2), 221–233.

  • Tarhan, N. (2014). Evlilik psikolojisi. İstanbul: Timaş Yayınları.

Ceren Dalarslan
Ceren Dalarslan
Ceren Dalarslan, Psikoloji lisansının ardından Klinik Psikoloji ve Genel Psikoloji (Sosyal Psikoloji ve Gelişim Psikolojisi odaklı) yüksek lisans eğitimlerini tamamlamıştır. Akademik ve profesyonel ilgi alanlarını özellikle bağımlılık, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), şema terapi ve çift terapisi üzerine yoğunlaştırmıştır. Yüksek lisans tezini, “Romantik ilişki yaşayan bireylerde akılcı olmayan inançlar, öz-şefkat ve ilişki doyumunun incelenmesi” konusu üzerine yazmıştır. Ergen ve yetişkinlerle yürüttüğü çalışmalarda bireylerin kendilerini daha iyi anlamalarına, duygularını tanımalarına ve yaşamlarında kalıcı değişimler yaratmalarına destek olmayı amaçlamaktadır. Her danışanı kendi hikâyesiyle biricik gören Dalarslan, terapi sürecinde içten, güvenli ve yargısız bir alan sunmayı önemsemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar