Pazar, Nisan 19, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İlişkilerde Kendilik: Neden Bazı Bağlar Bunu Taşıyamaz?

Yakın ilişkiler, bireyin yalnızca başkasıyla bağ kurduğu değil, aynı zamanda kendisiyle temasının da sınandığı alanlardır. Bir ilişkide kendini nasıl gösterdiğin, ne kadar alan kapladığın, hangi duyguların görünür olduğu; çoğu zaman ilişkinin yazılı olmayan kurallarıyla şekillenir. Bu kurallar bazen açıklıkla ifade edilmez, ancak zamanla hissedilir hâle gelir. Kişi, ilişkide var olabilmek için hangi yönlerini öne çıkarabileceğini, hangilerini geri çekmesi gerektiğini sezgisel olarak öğrenir.

Bu noktada kendilik, yalnızca bireyin içsel bir özelliği olmaktan çıkar; ilişkinin taşıma kapasitesiyle birlikte ele alınması gereken bir süreç hâline gelir. Çünkü her ilişki, bireyin kendini ortaya koyuş biçimini aynı ölçüde desteklemez.

İlişkilerde Kendilik ve uyum Arayışı

Yakın ilişkilerde sürdürülebilirlik çoğu zaman uyumla ilişkilendirilir. Ancak uyum her zaman karşılıklı gelişmez. Bazı ilişkilerde uyum, bir tarafın duygularını düzenli olarak bastırması, ihtiyaçlarını ertelemesi ve çatışmadan kaçınması pahasına sağlanır. Bu durum, başlangıçta ilişkiyi koruyucu bir strateji gibi görünse de, zamanla bireyin kendilik algısında aşınmaya yol açabilir.

Winnicott (1960), bireyin ilişkiler içinde geliştirdiği bu uyum hâlini sahte kendilik kavramıyla açıklar. Sahte kendilik, bireyin çevresel beklentilere uyum sağlamak adına özgün tepkilerini geri plana aldığı bir yapılanmadır. Yakın ilişkilerde bu yapı, çoğu zaman çatışmadan kaçınmak ve reddedilme riskini azaltmak amacıyla devreye girer. Kişi, ilişkiyi sürdürürken kendisiyle arasına mesafe koymaya başlar. Bu mesafe zamanla yalnızca ilişkiye değil, bireyin kendi duygusal deneyimine de yabancılaşmasına neden olabilir.

Kendilik Neden Bazı İlişkilerde Zorlayıcıdır?

Bazı ilişkilerde bireyin daha net, daha görünür ve daha talepkâr olması; karşı taraf için rahatsız edici bir deneyime dönüşebilir. Bunun nedeni çoğu zaman bireyin tutumu değil, ilişkinin alışılmış dengesidir. Uzun süre sessizce uyumlanmış bir ilişkide, kendiliğin daha açık bir biçimde ortaya çıkması, mevcut düzeni sarsar.

Bu sarsıntı, ilişkide kaygıyı artırabilir. Duygusal geri çekilme, mesafe koyma ya da eleştirel tutumlar bu noktada savunma işlevi görebilir. Böylece sorun, bireyin kendisi olmaya çalışması değil; ilişkinin bu değişimi tolere edememesi hâline gelir. İlişki eski dengesini koruyabilmek adına bireyin yeniden geri çekilmesini talep eder.

Güvenli Bağ ve Kendiliğin Görünürlüğü

Her ne kadar bu mesele yalnızca bağlanma kuramı üzerinden açıklanamaz olsa da, erken ilişki deneyimleri bireyin kendini ilişkiler içinde ne ölçüde rahat ifade edebildiğiyle yakından ilişkilidir. Güvenli ilişkilerde birey, duygularını ve ihtiyaçlarını ortaya koyduğunda bağın zarar görmeyeceğine dair temel bir güven hisseder. Bu güven, kendiliğin ilişkisel alanda görünür olmasına ve bastırılmadan ifade edilebilmesine olanak tanır.

Mikulincer ve Shaver’a (2016) göre, güvenli bağlanma örüntüleri bireyin ilişkiler içinde daha tutarlı ve süreklilik gösteren bir kendilik sunabilmesine olanak tanır. Buna karşılık güvensiz bağlanma örüntülerinde, ilişkiyi kaybetme korkusu kendiliğin geri çekilmesine neden olabilir. Bu geri çekilme çoğu zaman “uyum sağlama” ya da “sorun çıkarmama” olarak adlandırılır. Ancak bu stratejiler kısa vadede ilişkiyi koruyor gibi görünse de, uzun vadede ilişki doyumunu ve duygusal yakınlığı zayıflatabilir.

Kendin Olmak mı, İlişkiyi Korumak mı?

İlişkilerde kendin olmak ile ilişkiyi korumak çoğu zaman karşıt uçlar gibi algılanır. Oysa sağlıklı ilişkilerde bu iki ihtiyaç birbirini dışlamaz. Sorun, ilişkinin ancak tek tarafın kendini geri çekmesiyle sürdürülebildiği durumlarda ortaya çıkar. Bu tür ilişkilerde kendin olmak, ilişkinin kırılgan yapısını görünür kıldığı için tehdit gibi hissedilir.

Burada belirleyici olan soru şudur: İlişki, bireyin kendiliğini taşıyabilecek esnekliğe sahip midir? Eğer bir ilişkide duygular, ihtiyaçlar ve sınırlar ifade edildikçe gerilim artıyorsa; mesele bireyin “fazla” olması değil, ilişkinin bu gerçekliği taşıyamamasıdır.

Sonuç

İlişkilerde kendin olmak, her zaman risksiz ya da konforlu bir deneyim değildir. Ancak kendiliğin sürekli olarak geri plana itildiği ilişkiler, uzun vadede duygusal tükenmişlik yollarına yol açabilir. Kendin olmanın tehdit gibi algılandığı yerlerde, çoğu zaman tehdit altında olan bireyin varlığı değil; ilişkinin kırılgan dengeleridir. Sağlıklı bağlar, bireyin kendisiyle temas hâlinde kalabildiği bir zeminde gelişir.

Kaynakça

Winnicott, D. W. (1960). Ego distortion in terms of true and false self. The Maturational Processes and the Facilitating Environment. London: Hogarth Press.

Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2016). Attachment in Adulthood: Structure, Dynamics, and Change (2nd ed.). New York: Guilford Press.

Betül Serra Ubay
Betül Serra Ubay
Psikolojik Danışman Betül Serra Ubay, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık alanında lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Eğitim süreci boyunca çocuk, ergen ve yetişkinlerle çalışmaya yönelik çeşitli staj ve uygulama deneyimleri edinmiştir. Bilişsel Davranışçı Terapi ve Birey Merkezli Terapi çerçevesinde; kaygı bozuklukları, depresyon, stresle baş etme, duygusal düzenleme, özgüven ve yeterlilik konuları başta olmak üzere bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Akademik ilgileri; bağlanma stilleri, psikolojik iyi oluş, kişilerarası ilişkiler ve farklı gelişim dönemlerinin bireyin iç dünyası üzerindeki etkileri etrafında şekillenmektedir. Psikolojiye dair yazılarında okurların yaşamlarına temas etmeyi önemseyen Ubay, akademik birikimini kendi mesleki ve kişisel yolculuğuyla harmanlayarak, psikolojik bilgiyi anlaşılır ve etik bir dille geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar